Köşe Yazarları

FAZIL SAY ÜZERİNDEN BİLE…






Osmanlı’nın ayak sesleri Avrupa’da duyulduğunda, bunun birçok etkileri olmuştu.




Avrupalılar değişik bir coğrafyadan gelen kendileri dışında başka bir kültürle tanışmışlardı.



Kılık kıyafetten mutfak kültürüne kadar varan etkilerin Avrupa sokaklarında görüldüğü söylenir.

Bilindiği gibi Osmanlılar ta Viyana’ya kadar dayanmışlar ama bu kenti iki kez kuşatmalarına rağmen alamamışlardı.

Söylendiğine göre en azında kahve alışkanlığını yerleştirebilmişlerdi!

Halbuki kahve bir dönem Osmanlı’da yasaklanmıştı ve kahvenin de kökeni Anadolu toprakları değildi; Osmanlılar da başka coğrafyalardan bu alışkanlığı edinmişlerdi…

(Not: Kıbrıs’a fetih için gelen gemilerde kahve içen kimi Yeniçeri askerlerinin cezalandırıldığı kayıtlarda mevcuttur.).

Osmanlı’nın yükseliş dönemi Kanuni ile doruğa ulaşsa da, bu aşamadan sonra ta Sakarya Meydan Muharebesi’ne kadar gerileme döneminin sürdüğü belirtilir.

Ama Kanuni’den sonraki dönemlerde de Avrupalıların “Türkler” e karşı ilgisi sürmüş ve bu yansımalar sanat çalışmalarına kadar sıçramıştır, kimi olumlu, kimi olumsuz yansımalar.

Dostoyevski ve Kafka gibi klasik romancıların kimi eserlerinde Türklere atıf yapıldığı gibi bu etkilenmeyi adını koyarak yükseltenler de vardı.

Mozart ve Beethoven gibi.

Her ikisi de “Türk Marşı” yazmışlardı, öyle ki bu iki eser günümüze kadar birçok orkestra tarafından icra ediliyor.

Hatta Mozart’ın Türk Marşı pop icracıları tarafından da kullanılıyor, öte yandan aynı bestecinin “Saraydan Kız Kaçırma” adlı operası da bir Osmanlı sarayında geçiyor…

Beethoven ve Mozart’ın mehter marşlarından etkilendiği bilinir.

Değişik ritim ve değişik tınılar bu dehaları derinden etkilemiş…

Avrupalıların bugün oldu “Türkler” i “barbar” olarak gördükleri bir gerçek.

Kelime Fransızca kökenli olmasına rağmen Latince ve eski Yunan dillerine kadar uzanmakta ve “anlaşılmaz bir dil konuşan kimse” olarak açıklanmaktadır.

Haliyle Osmanlılar Avrupa’ya ayak basınca, Avrupalılar için anlaşılmaz bir dil kullanan kimselerdiler; “yabancı” ydılar.

Anlaşılıyor ki, barbar sözcüğü evrile-çevrile günümüzdeki anlamına çoktan ulaşmış…

Bugünkü “Türkler” in Avrupa toplulukları üzerinde etkileri nelerdir  bilemiyoruz.

Ama bilinen şey, olumlu etkisi olmadığıdır.

Türklerin kültüründen, kıyafetlerinden, mutfağından, müziğinden etkilenme olduğunu söylemek mümkün değildir.

Nihayetinde bugünkü Türkler yine anlaşılmayan bir dil kullanıyorlar (!)

Avrupalılara göre ama, hiçbir şey eskisi gibi değildir.

Günümüz koşullarında geçerli dil “demokrasi”, “barış”, “insan hakları”, “hukuk” ve “sevgi” dilidir.

Bundan yoksun olanların anlaşılması mümkün değildir.

Bu dili öğrenmeden Fazıl Say üzerinden bile bir çaba sergilemek oldukça zor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 





Başa dön tuşu