Köşe Yazarları

Ey hükümet, doğrudan ticaret tüzüğü görüşülüyor haberiniz var mı?


Bir halkın devlet kurduğu gerekçesiyle, her türlü insan haklarından mahrum edilebileceği üzerine kurulu bir dünya var.

Başlıkta AB dedik ama, bunu tüm dünya yapıyor. BM’nin Türkiye hariç tüm üyeleri.

Gerekçesi ne olursa olsun, nüfusu ne olursa olsun, bir insan topluluğunun 45 yıl süreyle spordan, ticarete ve seyahate her türlü temel haktan mahrum bırakılması nasıl bir cezalandırmadır?

Kilit Avrupa Birliği’dir. Sorunu özünden halletmeye onay veren taraf da, mahrum edilen taraftır.  Annan Planı’na onay veren, çözüm için elinden geleni yapan taraf. O da reddedildi. Ama insan hakları gaspı devam ediyor.

 2004 Referandumu sonrası dönemin BM Genel Sekreteri, BM Güvenlik Konseyi’ne üye ülkeleri “diğer   tüm devletlere gerek ikili gerekse uluslararası platformlarda işbirliği yaparak, Kıbrıslı Türklerin izolasyonuna neden olan kısıtlamaları ve engelleri ortadan kaldırmaya öncülük etmeye” davet etmişti.

Bunun üzerine, Avrupa Konseyi de Kıbrıs Türk toplumunun ekonomik izolasyonuna son vermek ve ekonomik gelişmeyi teşvik etmek amacıyla Kıbrıs’ın kuzey kesimiyle AB Gümrük Alanı arasındaki ticareti kolaylaştırmayı amaçlayan bir Doğrudan Ticaret Tüzüğü Taslağı üretmişti.

Öneri, AB Gümrük Alanı içine giren ürünler için tercihli bir rejim önermekte ve Kıbrıs Türk Ticaret Odası veya yetkilendirilmiş diğer bir merci tarafından verilecek malların menşeini belgeleyen dokümanlar ile bitki sağlığı denetimi, gıda ve ürün güvenliği, vergilendirme konuları, iletişim zorunlulukları ve etkili işbirliği hususlarını kapsamaktaydı. İçinde ulaşım ambargosuna ilişkin bir madde yoktu.

O Tüzük hiçbir zaman onaylanmadı. 15 yıldır askıda duruyor. KT Ticaret Odası, geçtiğimiz günlerde Avrupa Parlamentosu’na gönderdiği mektupla,  Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün onaylanmasını bir kez daha talep etti.

İki gün sonra, 10 Ekim’de konu Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu’nda gündeme gelecek. AP içindeki Yeşiller ve Sosyalist Gruplarının da, Tüzüğün onaylanmasına sıcak baktığı anlaşılıyor.

Gelişme, Rum tarafında telaşa neden oldu. Şimdi Rumlar, tüm partileriyle bir seferberlik halinde, durumun değişmemesi için faaliyet yürütüyor. Ve eğer durum değişirse, bunun kendileri için “dramatik” olacağı değerlendirmesi yapıyorlar.

Tüm bir halkın gençlerini spor yapmaktan men eden, ürettiğini satmasını, hava limanlarına uçak inmesini, limanlarından ticaret yapılmasını engelleyen bu ülkelerin, İnsan Hakları konusunda tonlarca dökümanın  altında imzaları var. Kendilerini çağdaş medeniyetlerin birliği olarak takdim etmekten de çekinmiyorlar. İşte yaptıkları ortada. Bir ticaret olanağını bile engellemeye devam ediyorlar. Utanmadan, sıkılmadan.

Ticaret Odası’nın mektubunda, olayın hukuki çözümünün de olduğu anlaşılıyor. Dahası, Tüzük Taslağı’nın girişinde zaten AB Konseyi de, AB’nin dünyanın bazı bölgeleri için benzer uygulamalar yaptığını açıkça vurguluyor. Bunu bir yana bırakalım. Olayın en iğrenç tarafı, siyasi gailelerle, bunca yıldır insan hakları ihlaline onay veriyor olmalarıdır.

Ömrümün tamamı, dünyaya isyan etmekle geçti. Benim neslim ve benden sonraki nesiller her türlü haksızlığı yaşadık. Yok sayıldık. Doğal olarak isyan ediyoruz.

Ama diğer taraftan da insan düşünüyor; Ortadoğu’da “demokrasi-barış” diyerek, insanların yaşama hakkını elinden alanlardan ne medet umulur ki?

Peki, siz bizim yöneticilerimizden bu konuda tek bir söz duydunuz mu? Rumlar paniğe kapılmasa haberimiz olmayacak. Konuyu Hükümet Programı’na da koymuşlar ama, iç siyasetin batağından çıkamıyorlar ki. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden, partilerinin güç kaybından başka düşündükleri yok. Maraş, konfederasyon, AB çatısı altında iki devlet falan dediklerinde merteklerden toz dökülür, 2 gün sonra yapılacak kritik toplantı hakkında ne Dışişleri Bakanı’nın, ne de diğerlerinin tıkı çıkmaz. Varsın Türkiye uğraşsın, varsın Ticaret Odası canını yesin.

Asıl isyan etmemiz gerekenler ortada…

 

 YERİN KULAĞI VAR

KİM BU 5-6 VEKİL?:

DP milletvekili ve başkan adayı Ataoğlu Kıbrıs Postasına yaptığı açıklamada,Yeni bir oluşum” dan bahsetti. “5-6 Milletvekili yeni bir oluşuma gidiyordu… Bana da davet geldi… Hatta bana bütün partilerden teklif geldi… Hiçbirine gitmedim… Bakanlar yaptığım süre içinde de CTP hariç bana teklifler geldi… Halen diğer bazı partilerden önemli isimlerle, milletvekilleriyle görüşmeler yapıyoruz… 30 Kasım’dan sonra DP’ye katılmaları söz konusu olabilir” iddiasında bulundu. Bu isimlerin UBP içindeki “küskünler” olduğunu söylersek yanlış olmaz. Bu iddia bırakın Meclisi, iç siyaseti bile kökünden sallar. Hükümet bozup, hükümet kurar… Ne kadar tanıdık geliyor değil mi?

 OYUNA GELMEYİN:

CTP kurultayı sonrası belli odaklar Akıncı ile CTP’nin arasını açmak ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde birilerine avantaj sağlamak umuduyla butona bastılar. Neymiş efendim, Akıncı CTP PM listelerine müdahale etmiş, kendine yakın isimlerin kazanması için çalışmış. Keşke bu işlerle uğraşacaklarına yarışa kiminle katılacaklarının kararını verseler…

ŞİMDİ SUSMA ZAMANI:

Aylardır tartışılan Özgürgün’ün dokunulmazlığı, dün Mecliste yapılan oylamada 41 kabul ile kaldırıldı. Artık söz mahkemede. Kimse mahkemece suçlu bulununcaya kadar suçlu değildir. O nedenle bu konunun daha fazla tartışılmasına gerek yok. Şimdi susma zamanı, ta ki mahkeme suçlu veya suçsuz kararını verene kadar…

 KAMU DÖKÜLÜYOR:

Özgürgün oylamasını beklerken, hiç de istemediğim halde Meclis’in Dilekçe ve Ombudsman Komitelerinin raporlarını dinledim. İnanılmaz şeyler. 1976’dan kalan iskan davaları, hala şehit arsaları, özellikle Çalışma Dairesi’nin Sosyal Sigortaların kendilerine gelen şikayetleri umursamamaları, gelirleri yanlış kalemlere kaydeden kurumlar, 1987’den kalma Sayıştay Denetim Raporları, daha neler. Yani kamunun tel tel dökülen halini görünce, neden böyle sefil durumda olduğumuzu anlıyor insan…

O ZAMAN GEREĞİNİ YAP:

Başbakan Tatar sürekli olarak Meclis’te federasyona karşı 35 milletvekili olduğunu söylüyor da, bunun gereğini yapmak aklına gelmiyor. Evet UBP, HP, DP ve YDP’nin toplam sayısı 35 ediyor, Hoş hepsinin de federal bir çözüme karşı olduğunu söylemek ne kadar doğru o ayrı bir mesele. Tatar’ın dediğinin doğru olduğunu farzedelim. O zaman Anayasa da dahil, herşeyi değiştirme gücü elinde, hatta bu sayıyla, Akıncı’yı görüşmecilik görevinden bile alabilir. Peki ama neden yapmıyorlar, ya gereğini yapsın ya da ikide bir çıkıp bunu bize anlatmasın…

 ÇOK BEKLERSİNİZ:

KTAMS Başkanı Güven Bengihan, 2 aylık yüzde ikilik kesintinin ne zaman ödeneceğini sordu. Hatırlayacaksınız Tatar’ın Maliye Bakanlığı döneminde yine gayrı yasal bir şekilde emekli maaşından “vergi” adı altında kesinti yapılmış ve mahkeme de bunu bozmuştu. Sonuçta emekliler kesilen paralarını geri almak için yaklaşık 2 yıl beklemek zorunda kalmışlardı. Şimdi yine aynı konu, Maliye Bakanı “ödeyeceğiz” diyor da tarih veremiyor…

 ZİRVEDEKİLER

Geleneksel Medya: Halkın doğru haber almasını sağlayan, kamuoyu oluşturan, kayıtlı, künyesi belli, vergisini veren, yüzlerce insanı istihdam eden bir sektör, özgür basın ölüme terkediliyor. Hükümetin Medya Destek Programı’nı sürdürmeyeceğini duyurmasına karşı, örgütler tarafından yapılan ortak açıklamada, “Medya el değiştiriyor ve nereye gittiği de açıkça görünüyor. Gazetecilerin önüne getirilen seçenek ‘Ya direnecekler, ya satılacaklar’ yönündedir” ifadesi, tam da gerçeğin yansımasıdır. Mevcut siyasi zihniyet için, sermayenin eline geçmiş bir basından daha güzel ne olabilir? Dikensiz gül bahçesi… Onu sağlamaya çalışıyor. Ortakların ikisi birden…

DİPTEKLER

Başbakana Yakışmadı: Ersin Tatar ilginç bir siyasi figür, ne zaman ne söyleyeceğini kimse tahmin edemez. Ve bu sözleri bazen tebessümle karşılansa da, çoğu zaman sözleri o makamda hoş durmuyor ve tepki topluyor. Büyükkonuk EKO günle ilgili Cumhurbaşkanı Akıncı’ya yönelik, “Bilmediğin düğmeye basmayacan. Hele hele Ahmet Sennaroğlu’nun sayfalarına hiç basmayacan, teper…” yorumu bir Başbakan’a hiç yakışmadı ve espiri olmaktan çıktı ..



Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı