Köşe Yazarları

“ETKİ” VE “TEPKİLERDE” UZAYAN KIBRIS SORUNU! 


Osmanlı’nın adayı İngiliz’e devrettiği 1878’lerden beridir bu adadaki tapulu  topraklarımızla vakıf mallarımızın “sahipleri”  olan biz Türkler, bugünlere hep “etki tepki politikalarında” geldik! Ve hâlâ bu politikayı sürdürüyoruz!

Peki “etkiyi” biz mi yaratıyorduk? Hayır!

Adanın diğer sahibi  olan Rumlar Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakını öngören idealarıyla… Kilise papazlarının Etniki Eterya gibi örgütsel çalışmalarıyla… Bu amaçla teşkilatlandırdıkları tethiş örgütü EOKA ile…   Ve benzeri siyasi faaliyetleriyle yaratılardı hâlâ devam ediyorlar!

YA adadaki Türk halkı? Bu “siyasi ve baskıcı “etkilere,” EOKA ve Rum tarafının İngiliz sömürge idaresine yönelik başlattığı terör hareketinde   İngiliz sömürge idaresinin yanında ve Eokacılara karşı İngilizin askeri gücünde paralı “Komando ve Oksidari’ler” olarak yer alıp “tepki” gösteren taraf oldu!

Bugün de Türk-Rum ilişkilerini  belirleyen siyasi süreç hâlâ Rum’un yarattığı “etkilere” karşın Türk tarafının gösterdiği “tepkilerle” devam etmektedir!

YANİ adada “birinci aktör” olamadık! Başrol oynayamadık! Siyasi inisiyatif yüklenemedik!  Yaptığımız ve savunduğumuz “nefsi müdafaamız” oldu! Doğruya doğru Kıbrıs siyasi sorununda hiç hedef belirleyemedik! Nitekim Annan Planı referandumuna giderken yığınla ödün veren  azınlıktaki bir toplum oluştan öte değildik kaldı bu büyük zafiyetimizi bile Rum tarafına kabul ettiremedik!

Ve şunu da yapmadık:  Rum tarafı anavatan bellediği  “Yunanistan”a bağlanıp Enosis”i gerçekleştirmek için mücadele etmeye devam ederken,  biz 1974’den sonra elimize geçen iki bölgeye dayalı siyasi kazanımı örneğin Kuzey’i Türkiye’ye bağlamak için kullanmadık. Hatta aklımıza bile sokmadık.

Nitekim 1974’Barış Harekâtından sonra Mağusa surlarından evlerimize döndüğümüzde, Bozkurt gazetesine daktilomda yazıp gönderdiğim ilk yazımda, oluşan Kuzey- Güney,  Türk ve Rum halkları bölgelerini de dikkate alarak “dünyada ilk kez Türkiye dışında ve Kıbrıs’ın Kuzeyinde bir Türk devleti doğuyor” dedimdi! Ve ekledimdi: Artık ve bundan sonra Dünyada iki Türk devleti olacak. Bu Dünya siyasetindeki ittifaklar manzumesinde iki oy, iki güç demektir…

…FAKAT bu tarihi olay öyle bir hayalde gelişmedi! Yalnız hatırlatayım: 1963’de yıkılan Kıbrıs Cumhuriyetine karşılık adada iç çatışmalar sürerken Rum tarafı tüm adanın Devleti olarak çoktan organize olmuş “etkisini” bir kez daha  üzerimize sermişti! Bizim “tepkimiz” ise azınlıktaki “cemaat” esamesinde “Türk Yönetimleri” olmaktı!

…YAZIK ki 1974’den sonra da bu kez Rum’un Kuzey’de yarattığı “adanın tek tanınmış Devleti” etkisinin sultası altında kalmamızdı! Siyasi yönden tanınmamış dolayısıyla hiçbir dünya ittifakının içinde yer almadan hiçbir dış ülkeyle resmi ilişki kuramadan sadece Türkiye’nin zaten adadaki nüfusumuz kadar nüfusuyla yarattığımız “de fakto” siyasi yapımızla bu kez de Rumun dümen suyunda “federasyon” adlı çözümün peşinde koşmaya başladıktı. Hem de Rum’un “etkisinde” ve   yalvar yakar!

KISACA bu adanın sefasını Rum çekiyor cefasını da biz! Asıl olay şudur ama: Eğer Federal bir sisteme ve siyasi eşitliğe dayanacak bir çözüm olmazsa sonrasında ne olacağız? Türkiye’nin vilayeti mi?

Yoksa bugünkü gibi belki sonucunu bizim kuşağın da göremeyeceği bir tecellide,  Rum’un etkilerine gösterdiğimiz  tepkilerde, geçen zaman kayıplarında sürünüp gidecek miyiz? Yoksa  hiç beklenmedik siyasi gelişmelerde harcanarak, “Rum tarafının önerilerini” kabul ederek kadere mi küseceğiz?

…CUMHURBAŞKANLIĞI seçimi geliyor. Ve her zamanki gibi öyle geldi böyle gidiyor! 1974’den beridir kendi kendimize Cumhurbaşkanlığı seçimi yapıyoruz ama “KKTC’nin siyasi kaderini tırnak kadar değiştirmeye muktedir olamıyoruz!.”

Üstelik hâlâ “Rum devletinin  (artık bunu açık seçik söyleyip kabul etmeliyiz çünkü ötesi “Rum Yönetimi” yada  “idaresi” falan gibilerinden çakma ifadeler kendimizi kandırmaktan öte bir anlam ifade etmez) etkisini kıramadık, zamanları Filistin halkı gibi protestolarla, kınamalarla geçiriyoruz!

Ankara ve Kuzey Lefkoşa artık Kıbrıs siyasi sorununda başrol oyunları olmak için inisiyatif yüklenip “siyasi etki alanları yaratmalıdırlar” ki bunu Doğu Akdeniz’de görüyoruz ancak yetmiyor! Asıl sorun artık KKTC’nin Devlet olarak tanınması ve adadaki Türk Rum olası Federasyonuna eşit koşullarda katılacak “siyasi etkinin” yaratılmasıdır..


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı