Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Kategorisiz

Et İthalinden Korktular, Millete Kaçak Et Yedirdiler…

Ticaret Odası’nın “et ithaline izin verilmeli” açıklamasına, “tüccar zihniyeti” olarak bakıp geçebilir misiniz..?

Evet, ticaret insanıdırlar, kar etmek isterler, ülkede eksikliği olan ne varsa, onlar için fırsattır.

Yine de ben onların bu çıkışını sadece “para” olarak görmem…

Madem ki, hükümetimiz liberal ekonomiyi bayrak edinmiştir, tüketicinin zararına olan korumacılıktan da vaz geçecektir değil mi? Ekonomik akıl bunu söyler.

Yok öyle değil, aksine tekelcilik, korumacılık…

Günümüzde böyle bir korumacılık artık Küba’da bile kalmamışken, biz hala daha feodal sisteme bağlı, adam kayırmacı, oy hedefli politikalarla yürümekteyiz…

Her konuda olduğu gibi, et üreticiliğinde de bir lobi var ve bu lobi hükümeti sık sık tehdit ediyor.

Hedef asla kamu yararı, halk sağlığı, tüketiciyi koruma değil.

Tam aksine, “Onu bunu kırıp da başımıza bela etmeyelim” meselesidir.

Madem uluslararası hukuğun dışındayız, isteyen istediği politikayı izler. Kime şikayet edeceksin…

Ve diğer yandan, bu ülkenin et ithalatına fena halde ihtiyacı vardır.

Havadis’te 2016’nın Ocak ayında Duygu Alan’ın yaptığı bir haberde, et sıkıntısının arttığı belirtilmiş, “Güney’den kaçakçılık artabilir” denmişti.

Dahası, varolan hayvan sayısının yarısının hastalıklı olduğunu da bizzat Hayvan Üreticileri Birliği Başkanı Mustafa Naimoğlu söylüyordu…

Nitekim veriler gerçekti ve beklenen oldu. Bir yıl içinde Güney’den sokulmaya çalışılan tonlarca et yakalandı. Geçen 16 ayda resmi rakamla yakalanan kaçak et miktarı, 5 bin 360 kilo… Yakalanmayanlar kim bilir ne kadardı ve biz sağlık kontrolundan geçmemiş etleri bir güzel tükettik.

Neydiler, nerede kesilmişlerdi. Sonuçta kaçaktılar ve menşei belli değildi.

Bir de, yok pahasına aldıkları kaçak eti, KKTC fiyatlarına hepimize kakaladılar…

Tarım Bakanlığı, kaçağın devam edeceğini bile bile, ithal ete izin vermedi.

Yine bu bir yıl içinde, et fiyatları onca teşviğe, desteğe, krediye, hibeye rağmen, bir günde yüzde 30-40 civarında zam gördü…

Zaten Güney’den pahalıydı. Şu anda da Güney, yarı yarıya ucuz…

Öyle ithal cinsinden de bahsetmiyorum. Üstünde menşei yazıyor. Cyprus lamb, yani Kıbrıs kuzusu, geçen aya kadar 5,99’du, şimdi onlar da zam yaptılar, 6,99 euro’ya istediğiniz yerde bulursunuz.

Ya bizde kaç lira kuzu..?

Kış kurak geçti, döviz arttı, hayvanlar doğurmadı… Gerekçe çok… Hem de her zam sırasında başka gerekçe. Üretici çıkıyor, ‘ben zam yapmadım kasaplar yaptı’ diyor, ne arayan var ne soran. Hatta “Rekabet kurulu şu işe bir baksın” deniyor, yine tıs yok…

Aynı etkenler Güney için de geçerli. Üstüne üstlük, orada emek daha pahalı… Buna rağmen nasıl oluyor bu iş?

İthalatla en azından hem ne yediğimizi biliriz, hem de piyasa dengelenir. Üretici de kendine gelir, tekel olmadığını anlar. Sonra, kaçakçılık önlenir…

Daha ne olsun…

Şimdi hala Ticaret Odası olaya “ticaret” olarak bakıyor diyecek miyiz..?

Yoksa ülkenin gerçeğine parmak bastıkları için teşekkür mü edeceğiz…

Ben nereden geldiği, sağlıklı olup olmadığı bilinmeyen kaçak et tüketmek istemiyorum. Ve biliyorum ki, piyasada satılanların büyük kısmı kaçak. Mümkün olduğunca, gidebilen zaten Güney’den alıyor.

Alamayan burada fahiş fiyata ne olduğunu bilmediği eti tüketiyor.

Ve, Tarım Bakanlığı da seyrediyor. Sanki bu başkasının asli göreviymiş gibi…

Seçim günü geldiğinde unutmayın, aklınızda olsun…

Nazım Çavuşoğlu, kaçak etle mücadele etmedi ve siz de ne olduğu belirsiz etlere dünya para ödediniz…

_______________________________________________________________________________

YERİN KULAĞI VAR

MADALYONUN DİĞER YÜZÜ: 

Üniversitelerimiz her yıl kayıt yaptıran öğrenci sayısı ile övünür ya, meğerse kazın ayağı hiç de öyle değilmiş. Her yıl KKTC’ye gelen öğrenci sayısındaki düşüş bir yana, gelenlerin de gelme nedeni burslu, yani indirimli okuyacakları içinmiş. Bu yıl KKTC üniversitelerine gelecek olan 10794 öğrencinin 7796 sı burslu okuyacak. Sizin anlayacağınız üniversitelere para yatıracak olan öğrenci sayısı  sadece 2998…Her mahalleye bir üniversite izni verirseniz, sonunda öğrenci kapmak için bedeva eğitim verirsiniz, verilen eğitimin kalitesi de ona göre olur…

İNŞALLAH SUYA BENZEMEZ:

Türkiye’den kablo ile elektrik  sağlanması projesinin 2-2,5 yılda tamamlanmasını öngördüklerini ve bu sayede Güney Kıbrıs’a da elektrik verebileceğimizi söyleyen Ekonomi ve Enerji Bakanı Sunat Atun, “proje gerçekleştiği zaman anavatanımızla KKTC’nin elektrik enerjisi de birbirine bağlanmış olacaktır” dedi. İnşallah bu da su gibi olmaz diyelim. Dünyanın en pahalı suyunu kullanırken yarın da en pahalı elektriğini kullanmak zorunda kalmayız…

KEŞKE “TEMİZ EV” OLSAYDI:

“Temiz Düşün” projesi kapsamında, “Temiz Mahalle” sloganıyla yeni bir çalışma başlatılıyor. Kimse kusura bakmasın ama, bu tür projelerin etkili olmadığını kaç kez deneyerek öğrendik. Sivil toplum insiyatifiyle üstesinden gelinecek bir olay değil. Çünkü caydırıcı tedbir yok. İspanya’da sokağa çöp atmanın cezası ne kadar biliyor musunuz? Tam 800 euro… “Temiz ülke” dedik, olmadı. Şimdi ülkeden “temiz mahalleye” düştük. Keşke en baştan başlayıp, “temiz ev” kampanyası başlatsaydık, belki o zaman bir şeyler olurdu…

 BİZ BEŞ BETERİNİ YAPIYORUZ:

Rum hükümeti, Güney’deki Kıbrıs Türk malları üzerine stratejik akaryakıt rezervleri depolama terminal istasyonu kuruyormuş. Peki ama şikayet etmeye hakkımız var mı, biz de Rum mallarının üzerine neler neler kurmadık. Bari onlarda bu işleri hükümet yapıyor, bizde ise tam tersi, parsel parsel bir daha geri almamak üzere özele devrediyoruz…

28 YENİ HUKUKÇU:

Tek bir sınavda, 13’ü doğrudan, 15’i şartlı olmak üzere 28 genç Baro’ya kaydoldu. Yani, işsiz avukatların sayısına 28 tane daha eklendi. Hukukçular, 80’li, 90’lı yıllarda yılda en fazla iki veya üç kayıt yapıldığını söylüyor. Şu anda yılda iki sınav yapılıyor, artık siz hesap edin…

BİZDEKİ FİPRONİL’İ SORGULASANIZA:

Avrupa kaynaklı bir haber, “browni ve muffinlerde de fipronil”… E kardeşim normal değil mi, içine yumurtanın girdiği herşeyde çıkacak. Esas sorgulanması gereken, KKTC’de fipronilin serbestçe kullanılıyor olması… Olay ortaya çıkalı neredeyse bir ay oluyor, ama bir denetim sonucu yok. Kendi sağlığımız, Fransız hükümetinin yasaklama haberi kadar bile değer bulmuyor…

_______________________________________________________________________________

ZİRVEDEKİLER

Cenk Mutluyakalı: “Herkesin evini kat karşılığı müteahhide sattığı, sonra ‘vay betonlaştık, gitti güzelim şehirler’ diye bağırdığı hallerimiz gibi olmaz…Kültürünü öğreteceksin kuşaktan kuşağa… Dik duracaksın dik! Para hırsını yeneceksin, bireysel menfaatin köleliğinden arınacaksın… Eğilmeden, bükülmeden yaşayacaksın…”.

_______________________________________________________________________________

DİPTEKİLER

Araç Kayıt: İktidarlar gelir geçer, bir Araç Kayıt Dairesi’nin derdi bitmez. Devletin en büyük doğrudan gelir kaynağı bu Daire. Ama vatandaş eziyet çekermiş, memuru insanlık dışı bir ortamda çalışırmış, kimsenin aklına gelmez “Şuna bir para ayırayım, gelip bütçeme para yatıran insanıma saygı göstereyim”… Bütçesi artı verdi diye övünenlere kapak olsun…