Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

EROĞLU’NUN PERFORMANSI VE SÜREKLİ CIVIKLIK YAPAN RUM TARAFI…

Geçen hafta   “uyarıcı çıkışları”  ile reytingini  en çok yükselten politikacımız,  baş müzakereci Cumhurbaşkanı Eroğlu idi.
Yakınıyor ve diyordu ki   “Rum tarafı  sadece  ‘almayı’ düşünerek hareket ediyor…”   “1974 öncesini hiç dikkate almıyor…”  “İki halkın da çözüme ihtiyacı vardır…”  “Eksik olan Rum tarafının samimi anlaşma iradesinin olmamasıdır…”  Kırk yıllık süre dikkate alınmalıdır…”
Ve Eroğlu sık sık  “halkımdan doğru bir anlaşma yapmak için yetki aldım”  diyor,   mutlaka görüşmelerin süratlendirilmesini,  ayda bir defa  görüşmeyi kendisinin değil,  “işim var”  diyen Anastasiadis’in istediğini hatırlatıyordu…
BİR PARANTEZ AÇIYORUM.  Eroğlu’nu  Cumhurbaşkanı  Eroğlu olarak izlerken siyasi olgunluğa ulaştığını,  kendine güveninin arttığını,  özellikle müzakereleri sürekli Türk tarafının inisiyatifi içinde tuttuğunu ve   çözüm için  “samimi”  imajını yaratan bir tutum sergilediğini  görüyorum.  İlk defa bir Türk müzakerecisi   “çözüm isteğinden”  bu kadar ısrarla  söz etmekte,  “eğer niyet varsa sorunu hemen çözeriz”  demektedir.  Nitekim müzakerelerin seyrine ve geneline kuşbakışı nazar eylediğinizde,  “Rum’un ayak sürürken Türk tarafının her kademede  tavandan tabana kadar  “çözüm”  arzularını yüksek sesle ve can’ı gönülden ortaya koyduğunu görürsünüz…
Buna karşılık Anastasiadis’li Rum tarafında,  çok açık yazalım ne niyet var ne samimiyet!  Nitekim Anastasiadis’in geçen haftaya oturan şu tehdidine bakın: 
“Kıbrıs sorunu çözülmezse Türkiye asla AB üyesi olamaz!”   Şimdi müzakereler safhasındaki  bu açıklama  hangi iyi niyet ve güven artırıcı önlemler taşır?   Ki dünya alem bilir ki  Türkiye şu andaki hali ile Kıbrıs sorunu çözülmüş de olsa AB’nin kapısından adım atamaz çünkü  son zamanlarda sicilini çok karaladı! 
Bir de Kasulidis’e bakalım.  O daha gerçekçi konuşuyor,   “al-ver süreci başlayacak ama taraflar arasında çok mesafe vardır”  diyor… Ve Türkiye’nin AB’nin müzakerelerdeki gözlemciliğine karşı çıkması konusunda da şu yorumu yapıyor:  “Karşı çıkıyor ama bir yandan da müzakerelerle ilgili AB ile direkt temas kuruyor!  (Eh bu da Osmanlı politikasıdır,  Kasulidis anlamaz!)   Ve ekliyor:  “Türkler müzakereleri güllerle bezenmiş gösteriyorlar!”  (Tam aksine biz  dikenler barikatlarla dopdolu olduğu kanaatindeyiz zaten  söylüyoruz.  Ha güllük gülistanlık gösterenler var elbet!)  Diyelim ve gelelim şu Kıta Sahanlığı olayına: 
NEDİR BU TC-KKTC KITA SAHANLIĞI SORUNU:  Hatırlardadır vakta ki Rum 19 Eylül 2011 tarihinde Doğu Akdeniz’de sondaj faaliyetlerine başladı, işte o zaman aklı başına geldi ki biliyorsunuz:   “Türk, yumurta kapıya dayanmadan hiçbir şeyi umursamaz!”  Ve hemen akabinde 21 Eylül 2011 tarihinde KKTC ile Kıta Sahanlığı anlaşması yaptı. Anlaşmada Kıbrıslı Türklerin aynen Kıbrıslı Rumlar gibi adanın kıta sahanlığının tümü üzerindeki meşru,  eşit ve ayrılmaz haklarını dikkate almakta olduğunu ve iki ülkedeki onay süreci tamamlanan anlaşmanın 12 Aralık 2012 tarihinde yürürlüğe girdiğini hatırlattı…”
  Bu anlaşma BM’lere de bildirilince Rum tarafı kıyameti kopardı. Bunun üzerine TC Dışişleri Bakanlığı “Güney Kıbrıs’ın, Kıbrıslı Türklerin adanın doğal kaynakları üzerindeki hak ve çıkarlarını korumak yönünde sürdürdüğü faaliyetlere itiraz hakkı bulunmadığı”   açıklamasını yaptı…
İŞİN KISASI ŞU:  Türkiye Rum’un kuyruğunu fena sıkıştırdı.  Hem gazın AB’ye sevkinin Türkiye üzerinden geçmesi zorunluluğu ile hem de adadaki Türk halkının  da bu gazda hakkının bulunması gerçeği ile… Kıta sahanlığı anlaşması ise Rum’a çekilen somut rest olmaktadır…
     **********
VE 1 MAYIS İŞÇİ BAYRAMI DA KUTLANDI:  (YAŞASIN ORTAK VATAN,  BİRLEŞİK KIBRIS!) 

Geçen hafta yine ve her yıl olduğunca bir elleri yağda bir elleri balda,  villaları ile lüks arabalarında,  memleketin kaymak tabakası  bazı  “Solcuların”  önderliğinde ve nutuklarında;  asgari ücrete tutsak,  günde on iki saatten az çalışmayan,  iş güvencesinden yoksun,  patronun iki dudağı arasından  çıkan tek kelime ile işten durdurulabilen,  bırakın çocuklarını özel okullara göndermeyi,  özel dersler bile aldıramayan,  devlet okullarındaki giderlerini bile karşılamaktan aciz  “İşçilerin” Bayramı”  kutlandıydı! 
İşçinin hak ve hukukundan tek kelime söz edilmezken,  siyasi sorun ve müzakereler bahane edilerek her zamanki gibi yine mangalda kül bırakmayan  komprador burjuvazinin “küçük modelleri” attıkları nutuklarla   bir yandan Kıbrıs Türk halkının var oluş mücadelesine tükürürler ve de onca ulusal   direnişe  “faşistlerin faşizmi”  kulpunu takarak lanetlerlerken; Kıbrıs Türk halkını yarım asırdır kıyım kıyım kıyan,  tam bir soykırımla çocuk,   kadın,  genç yaşlı demeden  kurşunlayarak toplu mezarlara gömen  Rumlarla  kol kola,  el ele   1 Mayıs’ı kutlarlarken, birlikte  “ortak vatan”  şarkıları da söyledilerdi,  halkların kardeşliğinden de söz ettilerdi…
MESELA NE DEDİYDİ DEV-İŞ BAŞKANI SEYİS?  “1958’de başlayan ayrılıkçı ve faşist terör örgütleri!”   Başka ne diyordu? “TC’deki hükümet Kıbrıs’ın Kuzey’ine ekonomik ve siyasal dayatmalar yapıyor!” Kıbrıs’ın Güney’inde ise troykanın dayatmaları devam ediyor!
Buna karşılık ne dedi PEO’nun Genel Sekreteri Kyritsiz?  Ortak metinle tek egemenlikli barış ve  ortak vatanla  ortak vizyonumuz bizi birleştirdiği için buradayız.  (Ne Rum’un Eoka’sına tükürdü ne de   Türkleri toplu mezarlara gömenlerin soykırımlarından söz etti ve ne de  Yunanistan’a çatarak Güney’i kullandığını iddia etti.   Aksine  “ortak vatanda birleşelim”  dedi!  Dedi ki    Kuzey’i yutmak daha kolay olsun!)  
NE DİYELİM Kİ?  Allah senin iyiliğini versin Seyis.  İnşallah bir gün  bu adada kim faşist kim değil,  kim canı,  malı, çocukları için mücadele etti;  kim canlar alıp çocuklara  saldırdı,  kim bu adayı yaktı yıktı,  kim yandı yakıldı;  daha iyi öğrenmek için inşallah Kyritsiz ile ortak vatanda baş başa kalırsın!    O sana Rum’un bu adada ne istediğini anlatır!  Bunun için hâlâ neler yapabileceğini de!            

**********
ANAYASADAKİ DEĞİŞİKLİKLERE DİKKAT

Eroğlu açıklayana kadar bilmiyordum.  Meğer Anayasa’daki değişikliklerin yetki ve sorumluluğu  tek bir kişiye verilmiş.  (Her halde Erhürman’a)  Bu konuda Eroğlu şöyle diyor:  “… Şimdi gördüğüm kadarıyla son seçimlerden sonra partilerde anayasal değişiklik konusunda bir mutabakat görüldü ama sanırım son yapılan Anayasa değişikliği bir arkadaşa bırakıldı ve kısa zamanda ortaya bir taslak çıktı.  Bana  kimse vermedi ama arkadaşlar vasıtası ile bir taslak elimize geçti. Bunu bizim hukukçularımızla birlikte değerlendireceğim.”
Tabi Cumhurbaşkanı da  “zannedersem”  diyor… Kesinliğini bilmiyoruz ama bir KKTC yurttaşı olarak Anayasal değişiklikleri çok önemsediğim için mümkün olduğunca süreci yakından izlemeye çalışıyor hatta zaman zaman bazı değişiklik maddelerini  Köşeme de aktarıyorum.  Ne var ki hukukçu değilim. Buna karşın     Anayasayı “uzman ve hukukçu profesörlerin”  oluşturulan bir ekiple hazırlaması gerektiğini biliyorum.   Meclis’te bu konuda çalışan  Komitenin    dıştan ne kadar yardım ve görüş aldığını ise bilemiyorum! 
Kaygım şudur: Meclis’in öteden beri en büyük sorunudur.  “Çıkan yasalar” kadar da sık sık “değişiklik yasaları”  olmaktadır çünkü Meclis  Komiteleri çoğu zaman  uzman ve hukukçulardan görüş almak gereğini duymamaktadırlar!   Ancak biliyoruz,  Anayasa’da yapılacak  yanlışları  “değiştirmek”  o kadar kolay değildir çünkü referanduma götürmek gibi bir zorunluluk vardır.  
Öte yandan hatırlanacaktır:  UBP iktidarları döneminde  “biz yaparız olur”  anlayışı  adeta   “devleti yönetme şekli”  olmuştu!  Oysa ve tam aksine devlet harcıalem kararları nedeniyle teklemiş,  zaman zaman krizlere düşmüştü! 
KISACA: Anayasa  çalışmalarını  çok olumlu karşılamış da olsak,  hatta ben kendi açımdan o değişiklik maddelerini beğenmiş de olsam,  inanıyorum ki Anayasal değişiklikler kesinlikle  “uzmanlar”  tarafından da en azından gözden geçirilmeli,  görüş alınmalıdır…