Erken Çocukluk Döneminde Toplumsal Cinsiyet – Oyun ve Oyuncak - Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Salı, Nisan 23, 2024
EğitimKıbrısKöşe Yazarları

Erken Çocukluk Döneminde Toplumsal Cinsiyet – Oyun ve Oyuncak

Hatice Düzgün

Dr. Öğretim Üyesi Münire AYDİLEK ÇİFTÇİ’nin bu araştırma yazısını Kapadokya Montessori’nin internet sayfasından alıntıdır. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü yaklaşırken en çok konuşmamız gereken konulardan birinin Eğtimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği olduğunu düşünüyorum. Çocuk eğitiminde oyun ve oyuncağın toplumsal cinsiyet eşitliği açısından önemini araştıran hocamıza teşekkür ediyorum.

İnsanlar, hayat boyu yaşamı algılayıp zihinlerinde anlamlandırırken belli süreçlerden geçmektedir. Kategoriye dayalı bu algılar, bireyin davranış ve tepkilerini şekillendirme gücüne sahiptir. Cinsiyet de, sosyal yaşamı “dişilik” ve “erillik” diye kategoriye indirgeyen sınıflandırma şekillerinden bir tanesidir. Cinsiyet, toplumsal yaşamın kategorize edilmesine ilişkin en önemli değişkenler arasında yer almaktadır. Bireylerin bu kategoriye göre değerlendirilmesi, karmaşık toplumsal yaşamın kadınlar ve erkekler olarak iki farklı evrene indirgenerek daha anlaşılır olmasını sağlamaktadır. Sosyal yapı, insanları çocukluktan itibaren cinsiyete özgü bu iki kategoriden birine dâhil etme çabasındadır. Toplum, çocukların kendi cinsiyetlerine özgü davranışları kazanması için adeta bir yarış içindedir. Bu etki birçok kültürde bireyin doğumundan önce başlayan hazırlık süreci ve takibinde devam etmektedir. Ebeveynler ve aile çevresi tarafından dünyaya gelecek birey için hazırlanan eşyalar ve hediyeler cinsiyet kategorilerine göre seçilmektedir. Ebeveynler ve diğer yetişkinler, çocuklara şekillendirdikleri kalıplarla ve yaptığı yönlendirmelerle cinsiyetine özgü davranışları kazandırmaktadır. Antik çağlarda bile, çocukların cinsiyet rol ve becerilerini geliştirmeleri için yetişkinlerin günlük yaşamda kullanmış oldukları araç ve gereçlerin küçük boyutlarda yapılarak oyuncak haline getirildiği görülmektedir. Bu süreç içerisinde yine kız ve erkek çocuklar için ayrı oyuncakların tasarlanmış olduğu yapılan arkeolojik çalışmalarda da görülebilmektedir (Bener, 2008). Günümüzde ise çocukların çevresinde gördüğü oyuncaklar, resimli kitaplar ya da televizyon programları çoğunlukla kadın ve erkek arasındaki farklılıkları vurgulama eğilimindedir. Böylece bu iki evrendeki bireylerin uygun yaşam alanları ve davranış kalıpları şekillendirilmiş olmaktadır. Bireylerin bu kategorilendirme temelinde algılanması onların birbirlerine ilişkin farklılıklarını ön plana çıkarmaktadır. Çocuklar ise bebeklikten itibaren etkileşimde bulundukları çeşitli toplumsallaşma araçları ile cinsiyete ilişkin kategorilendirme temelindeki farklılıkları algılamakta, kendi cinsiyetlerine uygun görülen toplumsal normları ve beklentileri içselleştirerek ona göre davranış ve tercihlerini şekillendirmektedir (Giddens, 2013). İki cinsiyet arasında özellikle çocukluktan itibaren oyun arkadaşı tercihi, oyun stilleri, oyun alanları, oyun materyalleri, oyuncak tercihleri ve oyunlarda aldıkları rollere ilişkin olarak farklılıklar görülebilmektedir.


Çocukların yaşları ilerledikçe ve ev dışına çıktıkça, özellikle akran gibi başka toplumsallaşma unsurları da etkili olmaya başlamaktadır (Liss, 1983; Akt. Maccoby, 1998). Cinsiyet ayrımı erken çocukluk döneminde ortaya çıkmakta ve gelişmektedir. Cinsiyet, çocukların oyunları sırasında oyun materyallerinin seçimini ve oyunlarda rol seçimlerini, oyun arkadaşları seçimlerini, onlar ile olan sosyal ilişkilerini ve çevre ile etkileşimlerini etkilemektedir (Fabes, Hanish, ve Martin, 2003). Örneğin, çocuklar iki yaş gibi erken bir sürede, genel olarak hemcinsleri olan akranları tercih etmeye ve onlarla oynamaya başlamaktadır. Ayrıca bazı çalışmalarda, çocukların kendi cinsiyetinden akranlarını daha çok tercih ettiklerini ve 3 yaşından sonra tipik olarak kendi cinsiyetlerinde akranlarıyla oynadıkları belirlenmiştir (Maccoby, 1998). Erken çocukluk döneminde okulda gözlem yapılan başka bir çalışmada 60-72 ay arası çocukların çoğunlukla kendi cinsiyetindeki çocuklar ile etkileşime girmeyi tercih ettikleri ve hemcins gruplarla daha sık oyun oynadıkları görülmüştür (Çiftçi, 2011).

İki cinsiyet arasında özellikle çocukluktan itibaren oyun stillerinde, oyun alanları, oyun materyalleri ve oyunlarda aldıkları rollere ilişkin olarak farklılıklar görülebilir. Kız çocuklar erkek çocuklara nazaran daha sakin oyunları seçerken, erkekler ise daha sert ve hareketli oyunları tercih edebilmektedir. Erkek çocuklar oyun alanları olarak evden uzak ve geniş alanları tercih ederken kızlar ise eve yakın alanlarda ve küçük alanları tercih etmektedirler. Erkek çocuklar daha çok fiziksel güç gerektiren, hareketli oyunlara, kız çocuklar ise daha hareketsiz ve sözel beceriler isteyen oyunlara yönelmektedir. Örneğin erkek çocukların boğuşma oyunlarını oynamayı kız çocukların ise evcilik oynamayı tercih etmektedir. Yapılan bir gözlemlerden elde edilen verilere göre boğuşma oyunlarına erkeklerin daha çok zaman ayırdıkları ve bu oyunlar içerisinde erkeklerin kızlardan daha çok mücadeleci oldukları görülmüştür (Lindsey, 2012). Anasınıfı çocuklarının oyun ve oyun arkadaşı tercihlerinde cinsiyet unsurunun incelendiği başka bir çalışmada kızların ve erkeklerin hemcinsleri ile oynamayı tercih ettikleri fark edilmiştir. Ayrıca kızlar tarafından doktorculuk ve evcilik gibi dramatik oyunların, erkekler tarafından ise legolar, bloklar ve yapı inşa oyunlarının tercih edildiği görülmüştür (Taş ve Yağan Güder, 2012).

Çocukların oyun ve oyun stillerindeki farklılaşmalar ebeveynlerin de iki cinsiyet kategorisine yönelik destekleyici uygulamaları iki cinsiyet arasındaki farklılıkları belirginleştirmede etkilidir. Örgün eğitime dâhil olmadan önce çocuklar aile içerisinde toplumsal cinsiyet uygulamalarına tabi kalırken, okula başlama çağından itibaren ise eğitim kurumlarında da bu yönde etkiler ve kalıplar etkisindedirler.

Özellikle oyun çağında çocuklar arasında karşı cinse uzak durma, hem cinse yakınlaşmalar görülebilmektedir. Hemcinsle yakınlaşma oyun ortamında birlikte oyun kurma ve oyun akranlığı ortamında gerçekleşebilmektedir. Akran grupları açısından hemcinslerle oyun sorun olmazken, karşı cinsiyetlerin bir araya gelinmesi, hemcins akran gruplarından tepkiye neden olabilmektedir. Çocuklar birbirleri arasında cinsiyet kalıp yargılarına uymayan oyuncakları tercih ettiklerinde akran grupları tarafından dışlanma yaşayabilmektedir. Özellikle oyun gruplarında yer alan kurallar ve cinsiyet kategorileştirmeleri çocukların toplumsal cinsiyete ilişkin yetişkinlerden edindikleri ile bütünleşebilmektir. Çocukluk çağlarında cinsiyet farklılaşması büyük önem taşımaktadır. Çünkü toplumsal cinsiyet uygulamaları çerçevesinde erkek ve kadınlara uygulanan tutumun şekillenmesi bu çağlardan başlamaktadır.

Çocuklar bu kategorilerden toplumsal olarak kendi cinsiyetine ilişkin olarak uygun hareket etmek çabası içine girmektedir. Büyüme sürecinde sosyalleşen birey kendi cinsiyetine özgü davranışları içselleştirir. Aile ve ailenin yaşadığı sosyokültürel ortam bu konuda bireyi uygun davranışlar için desteklerken uygun olmayan davranışlarda ise cezalandırma, caydırma gibi uygulamalarda bulunur. Erkek ve kız çocuklara uygulanan bu yaptırım ve ödüllendirmeler özelikle çocukların oyun ve oyuncaklarında belirgin şekilde ortaya çıkmaktadır. Aileler, kendi cinsiyetine özgü oyun ve oyuncakların yanı sıra çocukların oyun arkadaşı seçiminde de etkili faktör olarak yer alabilmektedir. Erkek egemen toplumlarda özellikle erkek çocukların erkek çocuklarla, kız çocukların kız çocuklarla oynaması gerekliliği ön plana çıkmaktadır. Ailelerin kültürel yapısı, inançları da bu konuda çocuklar üzerinde baskı yaratabilmektedir. Kadının erkek karşısında daha zayıf, evcimen, pasifize gösterilerek edilgenleştirilmesi oyun, oyuncak ve oyun gruplarıyla pekiştirilebilmektedir. Cinsiyet kategorileştirmelerinde farklılıkların temeli önceleri biyolojik yönden kabul edilmesine rağmen, son yıllarda yapılan birçok çalışmada cinsiyetle ilgili stereotipi (kalıp yargısal) tutum ve rollerin çoğu, biyolojik durumdan ziyade daha çok kültürel tasarımdan kaynaklandığını göstermiştir (Bussey & Bandura, 1992). Yapılan birçok çalışmada ailelerin çocuklarını nasıl yetiştirdiği ve çocuklarıyla hangi yollardan etkileşime girdikleri, günlük hayatta nasıl bir etkileşime sahip oldukları incelenmiştir (Erden, 2001; Maccoby, 1998; Özyeşer Çinel, 2006). Jacklin ve Maccoby (1974), ailelerin ilk iki yılda cinsiyet ayrımı yapmadan aynı şekilde davrandığı sonucuna varmıştır.

Maccoby, Snow ve Jacklin (1984), annelerin 12 ve 18 aylık çocuklarıyla oynarken kız ve erkek çocuklarına eşit derecede cesaret verdiklerini belirlemiştir. Ancak aileler, kız çocuklarının erkek çocuklarına göre daha çok oyuncak bebekle oynamalarını istemekte ve erkek çocuklarının da daha kaba oyuncaklarla oynamasını desteklemektedir. 1983’deki çalışmasında Huston da benzer sonuçları elde etmiştir (Akt. Maccoby, 1998). Çocuğun cinsiyeti üzerinde hormonların etkisinin bulunduğu, dört yaştan sonra erkek çocuklarında testesteron hormonın iki katına çıktığı bulunmuştur (Browne, 2004). Bundan dolayı erkek çocuklarında boğuşma gibi davranışların daha çok görüldüğü düşünülmektedir (Friedman ve Downey, 2014). Lytton ve Romery (1991), ailelerde de erkek çocuklarının motor aktivitelerini desteklemeye yönelik bir yatkınlığın olduğunu belirtmiş ve onlardan daha kaba ve sert olmalarını istediklerini ön görmüşlerdir (Akt. Maccoby, 1998). Babaların annelere göre daha hareketli ve fiziksel oyunları tercih ettikleri belirlenmişken annelerin oyunda daha duygusal ifadeler kullanarak çocukların gelişimlerine pozitif katkı sağladığı vurgulanmıştır (Akt. Roggman, Boyce, Cook, Christiansen ve Jones, 2004). Erkek çocuklar ise duygularını belli etmemeleri yönünde baskı altında tutulmaktadır (Maccoby, 1998). Babalar erkek çocuklarının dişil oyuncaklarla oynamaları durumunda kız çocuklarına göre beş kat daha fazla tepki göstererek cezalandırmaktadırlar. Babalar, erkek çocuklarının oyunlarında düşmanca-saldırgan davranışları kötü bulmalarına rağmen, istenmeyen davranış olarak kabul edilen “hanım evladı” davranışlarını da aynı oranda kötü olarak nitelendirmektedirler.

Belli bir noktaya kadar hanım evladı olmamak, fiziksel kavga düzeyine kadar kişinin kendini savunmasını gerektirdiği için, babaların, oğullarına karışık mesajlar verdikleri görülmektedir. Ayrıca, babalar saldırgan davranışları, oğulları için kızlarına göre daha “normal” kabul etme eğilimindedir (Maccoby, 1998). Annelerde babalar gibi erkek çocuklarının makyaj malzemeleri, saç tarama, aynaya bakma gibi dişil özellikler taşıyan oyuncaklar ile oynamalarını onaylamamaktadır. Babaların dişil cinsiyet rol algıları arttıkça kız çocuklarının erkek oyun ve oyuncakları ile oynamalarını da onaylamadıkları belirlenmiştir. Bunun yanı sıra babaların eril cinsiyet rol algıları arttıkça kız çocuklarının spor etkinliklerinde bulunmalarını desteklemişlerdir. Anneler kız çocuklarının dişil cinsiyet rol algıları arttıkça peluş oyuncaklarla oynamalarını, eril cinsiyet rol algıları arttıkça kazma, kürek, kova gibi oyuncaklarla oynamalarını cesaretlendirmişlerdir (Çiftçi, 2011). Bu noktada ebeveynlerin, çocukların daha çok cinsiyete özgü oyuncaklarla oynamasını tercih etme eğilimde oldukları görülmektedir. Ancak okul öncesi dönemdeki çocukların toplumsal cinsiyet algılarının incelendiği bir çalışmada, ebeveynler tarafından kız çocukların eril özellikler taşıyan oyuncaklarla oynaması kısmen de olsa hoşgörü ile karşılanırken, erkek çocukların kız oyuncakları diye atfedilen oyuncaklarla oynaması kesinlikle istenmemektedir. Toplumsal cinsiyet kalıp yargılarına göre yapılan bu yönlendirmeler ise daha çok babalar tarafından yapılmaktadır. Ebeveynlerin tercihlerini, toplum içerisinde erkeksi değerlerin kadınsı değerlerden daha önemli görülmesinin ve erkeksi değerlerin yüceltilmesinin etkilediği düşünülebilir (Yağan Güder, 2014). Sonuç olarak çocukların oyun ve oyuncak tercihlerinde anne ve babaların cinsiyet rol algısının önemli olduğu söylenebilir.

Tepki göster
Bayıldım
0
Bayıldım
Huzurlu
0
Huzurlu
Hahaha
0
Hahaha
Üzüldüm
0
Üzüldüm
Hayran Kaldım
0
Hayran Kaldım
Facia
0
Facia
Web tasarım ve geliştirme : Baba Bilgisayar