Haberlere göre Cumhurbaşkanı Erdoğan önümüzdeki ay Atina’ya resmi ziyarette bulunacak. Önemli mi? Evet.
Çünkü yalnız Kıbrıs siyasi sorunundan dolayı değil. “İstiklal Savaşından” bu yanadır Türkiye ile Yunanistan arasında bazen düşmanlığa varan bazen 1974 de iki ülke askerlerini Kıbrıs’taki Barış Harekâtıyla karşı karşıya getiren ve tüm olumsuzlukları beraberinde taşıyan bir tatsız ilişkiler süreci yaşandı. Elan da iki ülkenin dost olduğu söylenemez özellikle AB’de Rum Yunan ikilisinin sürekli Türkiye aleyhine parmak kaldırmaları olayı! Hiç biri olmasaydı zaten Türkiye’nin KKTC’deki garantörlüğü hepsine yetip artardı!
“KÖŞEMİ” okuyanlar hatırlayacaklar. Her vesileyle “Türkiye-Yunanistan” dostluk ve işbirliğinin öneminden söz ettimdi. Hatta Kıbrıs Türk ve Rum halkları ile Türkiye-Yunanistan arasında oluşacak dörtlü ittifakı bile hayal da olsa sütunuma taşımıştım.
Çünkü: Türkiye ile Yunanistan “tarihi” denilen düşmanlık ve husumeti silkinip üzerlerinden atmaz, dostça politikalarda siyasi ve sosyoekonomik yönden beyaz bir sayfa açmazlarsa, Kıbrıs sorunu daha çok uzun süre çözümsüzlüğe mahkûm demektir! Bu nedenle Erdoğan’nın Yunanistan’a yapacağı aralık ayı ziyareti çok önemlidir.
TABİ bu ziyaretin “programında” neler olduğunu bilmiyoruz. Kıbrıs sorunu yanı sıra Rum’un Doğu Akdeniz’deki “gazı” ve AB’ye Türkiye üzerinden taşınması da gündeme gelecek mi?
Öte yandan Yunanistan hazır Atina’ya kadar gelmiş olan Erdoğan’ın elini sıkarken “Kıbrıs’taki garantisinden” söz edecek mi? Hatta yeni bir müzakere süreci için “görüş birliğine varacaklar” mı?
Yunanistanla hangi konularda “uzlaşıya” varılacak? Tüm bunları ziyaret gerçekleştiğinde öğreneceğiz de bakıyoruz Anastasiadis hazırlıklarını yapmaya başladı bile! YA BİZ? Hükümet’i alimiz bir yandan harıl harıl “vatandaşlıklar” dağıtıyor öte yandan “gençler” derken elli yaşındaki insanlara bile arsa veriyor! Ve seçim sathı mailine girilmiş, “eski vekiller” hazan yaprakları gibi dallarından kopup düşüyorlar! Devir değişiyor.. Hadi bunlara da bakalım:
_______________________________________________________________________________
CTP GENÇLEŞİYOR MU?
Sorun “gençler-yaşlılar” mı yoksa “liyakatli politikacılar” mı? Dün Havadis gazetesi manşetinden “Gençlik Aşısı” diye veriyordu haberi. CTP’de sürpriz bir kararla bazı milletvekilleri “aday olmadılardı!”
Olmamalarının nedenini “gençlerin önünü açmak” olarak yorumlayanlar var da “kırgınlıkla küskünlük” zannedersem daha çok öne çıkmakta! CTP’nin uzun süredir bünyesindeki tartışmalara ve klikleşmelere baktığımızda bu istifaların öyle özverili fedakârlık sonucunda gerçekleştiğine inanmak zor oluyor!
Mesela Sibel Siber! Aday olmamasının Kesinlikle bir mazareti vardır ama tutun ki yeniden aday olmama kararını verirken bakıyoruz “politik yaşamıyla Meclis Başkanlığında CTP’ye ve KKTC’ye daha pek çok hizmet verebileceği bir “başarılı yükselişi” var! Yani “sona gelmeden” tutun ki siyasi hayatının tam ortasında “artık benden bu kadar” dedi!
“ADAY olmayan bir diğer duayen politikacımız Ferdi Sabit Soyer.. Mesela ben Soyer’in “seçime katılmama kararı” vereceğini hiç beklemiyordum, politikayla o kadar özdeşleştiydi!
Ha Albayrak mı? Aylar öncesi sohbetlerimizde “artık ben yokum” dediği için yeniden aday olsaydı şaşacaktım!
BUNLARDAN söz edecek değildim ama! Erhürman’la başlayan “gençleştirme” operasyonu ne kadar isabetlidir sorusuna cevap arayacaktım! Çünkü CTP’nin “çok güçlüdürler” dediği o “gençliği” sadece yeni politikacılarımız olarak Mecliste yahut siyaset sahnesinde görmek değildir olay!
BU gençlerin “Annan planından bu yanadır Kıbrıs siyasal sorunu ile Türkiye’ye hatta garantilere yönelik tutumlarıdır düşündürücü olan!” İki toplumlu etkinliklerdeki önemli rolleriyle ne pahasına olursa olsun “birleşik Kıbrıs’ta fedaratif sistem saplantıları ve bu hedef için çalışmaları!”
ASLINDA bu “gençler” bugün, aralarında yeniden aday olmayan ağabeylerinin de bulunduğu “kök CTP’lier” tarafından yetiştirildiler.. Zamanı geldi de şimdi partiyi mi devralacaklar? (Gelişmeleri izlemeye devam ederken, konuya da devam edeceğiz.. Çünkü KKTC’de de politikadan sosyoekonomik unsurlara kadar olagelen gelişme ve yenileşmelerin tüm yolları çözümsüzlük nedeniyle sonuçta hep “Kıbrıs siyasal sorununa” çıkar!
_______________________________________________________________________________
KISACA TAKILDIKLARIM: (POPÜLİZM DE YAĞMA DA DEVAM EDİYOR!)
Geçmişte de seçim arifelerinde “seçmenlerin oylarını kaparozlamak üzerine türlü çeşitli alicengiz oyunları oynanır… Halk dalkavuklukları yaşanır (sonradan buna popülizm dediler ki kulağa daha yumuşak gelsin…) İş aş vaadi ile insanları peşlerinden koşturtur… İhale kredi vaatleriyle komprador burjuvaziyi ayarlar ve yaratıkları mütegallibeleri seçimlerde finansörleri yaparlardı! Bunları yaşadık gördük tanığıyız!
Durum değişmedi. Sadece bu seçimlerde yukarıdaki “seçmen tavlama ve ayarlama işine” iki popülist olay daha ulandı: Biri vatandaşlıklar diğeri kırsal kesimlerde arsa dağıtmalar! (Nitekim 1974’lerden sonra uzun süre Rum’un malları dağıtılırdı! Dağıtacak Rum malı kalmayınca, eski filmin yeni versiyonunu arsa ve vatandaşlıklar dağıtma üzerine oynatmaya başladılar!
BAKIN: politikanın da “etik” denilen ahlâki değeri vardır! Biz yıllarca “politikacı ile politikanın fazilet olduğunu” söyledikti. Çünkü yaratıp yaşatacakları devletti! Kaldı ki KKTC çok gençti, yetişip sağlıklı büyümesi için büyük şansı ile fırsatı vardı!
ALLAH İÇİN! Ne fırsat ne şans kaldı ama! Hâlâ hem kendi içimizde hem de Güney’de Rum’un Kuzey’de bıraktığı mülkü ona buna peşkeş çekerek çar çur ederlerken, sonunda arsa ve arazi spekülatörleri ellerinde ranta dönüştüler! Üstelik Rum malını istiyor, nanik çekiyorlar çünkü devlet bir hastane bir okul bir park yapacak kadarını bile yağmalattırdığı için elinde kalmadı ki Rum’a nesini versin! Kısaca yağma da popülizm de devam ediyor!
































