Sosyal medyada bir site anket yapıyor ve soruyor; “Bugüne kadar izlediğiniz en dehşet korku filmi hangisi”…
Düşündüm, taşındım, sanırım gerçekte yaşadıklarımdan daha korkunç bir film izlemedim…
Çocukluğumuz en baba korku filmlerinden beterdi. Savaşlar, göçler içinde geçti. Şimdi hayal gibi geliyor ama, bir savaşı baştan sona bizzat içinde yaşadık… Acaba diyorum, biz Kıbrıslıların savaş filmlerine düşkünlüğü bundan mıdır…
Yokluğun alasını gördük. Kimliksizliğin, yönetimsizliğin de…
Amaa, bugün yaşadıklarımızı hayal bile etmezdik…
Savaştık, ayrı bir toprak parçamız, kendi yönetimimiz olacaktı. Tanınmamış olması da umurumuzda değildi, bizim olacaktı ya… En azından canımız güvende olacaktı…
Başlar başlamaz ganimet furyasıyla ilk adaletsizlikleri gördüğümüzde, “böyle kalmaz” dedik. Gençlik örgütlerinde, sendikalarda, siyasi partiler kurarak falan, “düzeltiriz” diye düşündük…
Ciddi ciddi mücadele ettiğimizi sandık. Grevler yaptık, eylemler yaptık…
Aslında farkında değildik. Kurulan o statüko denilen lanet, herkesi içine almaya hazırlanıyordu. Karşı çıkmaya devam edenler, ayrık otu gibi kaldılar. Hala duyduğunuz vizirdemeler onlarındır…
Herşeye rağmen dediğim gibi, bugünkü ortamı hayal edemezdik. İşte asıl korku filmi bu…
Gün gelip, parayla su alacağımızı hayal edemediğimiz gibi, sokakların mafyaya, mafyacıklara, kriminallere teslim olacağı bir memleketi de hayal etmezdik…
‘Kurduk, yaşatacağız’ dediğimiz devletin kendi kendini idare edemez hale geleceği kimin aklına gelirdi?
Derdik ki, eğitimli insan sayısı artacak, yurt dışından dönecekler, çok daha iyi olacağız…
Liyakate inanırdık. İngilizden kalma bir kamu yönetimi vardı. Herkes eğitimine göre hak ettiğini alırdı. Alakasız insanlara, alakasız yerlerde yetki verilmezdi.. İşinin ehli olurdu makam sahipleri…
Hangi yönetim olursa olsun, otoriteyi hissederdik… Yarın keseceği maydonoza, bugün ilaç atabilir miydi insanlar eskiden?
Bakın, şu anda yönetim kalitemiz 1974’ün, hatta sömürge döneminin de gerisinde…
Ya pislik içinde boğulacağımızı düşünebilir miydik? Olmazdı. Çünkü bizde hiç bir zaman böyle bir sorun olmamıştı. En yokluk zamanlarında bile. Hiç bir şey olmasa, annelerimiz her sabah sokakları süpürürdü… Kimse de sokağa çöp atmazdı ki?
Deniz kirlenecek? Olur muydu öyle şey… Nerede duyulmuş, pırıl pırıldı bizim denizlerimiz. Biz Kıbrıslılar, denize dışkı mı boşaltırdık? Ama şimdi yapıyoruz…
Ya dağlar? Yonttuk, kazdık, yaktık, beton döktük… Beşparmakların betona teslim olacağını düşünebilir miydik? Baktık mı yeşil görürdük, ya şimdi…
Ilıman, düzgün, yavaş insanlardık…
Ayıp vardı, ayıp… Öyle çok atılıp, kapılanı kınardı insanlar… Hele kısa yoldan zengin olmaya çalışanları, parasıyla övünenleri dışlarlardı. Herkes usturuplu davranırdı, yazılı olmayan bir sosyal kuraldı bu…
Hak yiyeni de kınarlardı. Ve asla unutmazlardı…
Balık hafızalı da olduk… Yanlış yapanı kınamayı unuttuk, hesap sormayı unuttuk…
Trafikte kavga çıkaran, saldırganlık yapan, kuralları gözünü kırpmadan ihlal edenler değildik.
Hani cittaslow dedikleri kentler var ya. Bugünlerde öylesini bulmak zor ya. Biz tüm bir ülke öyleydik…
Bir de bugüne bakın…
O günleri yaşayan bizler için, bundan daha dehşet bir korku filmi olabilir mi?
Hiç birini hayal edemezdik… Olsa olsa kabus diye görürdük. Görsek de hayra yormazdık…
Kimse bana çağın gereği demesin.
Tartıştığımız gündemlere bakın ve söyleyin; böyle bir otoritesizlik, böyle bir boşvermişlik, böyle bir teslimiyet dünyanın başka bir yerinde var mı?
YERİN KULAĞI VAR
İPİN UCU İYİDEN KAÇTI: Sağlık Bakanlığı’nın Serbest Çalışan Hekimler Birliği’ni Ombudsman’a şikayeti alay konusu olmuştu. Malum, Ombudsman, yönetimden şikayetleri kabul eder, yönetimin şikayetlerini değil. Emine Dizdarlı da, aynen bu gerekçeyle Sağlık Bakanlığı’nın başvurusunu değerlendirmeye almadıklarını açıkladı. Görün artık bu devlet, bu kamu nasıl yönetiliyor.
İTİRAFA BAKIN: Sağlık Bakanı büyük bir itiraf yapmış; “Recep Akdağ, KKTC için bir şans” diyor… Bakan Recep Akdağ KKTC’ye geldiğinde köy köy geziyor, halkın içinde politika ve çözüm üretiyormuş… Peki kardeşim siz necisiniz? Paraysa para… Onu zaten veriyor Türkiye. Yapacağınızz, sorunları öğrenip, proje üretmek, çözüm üretmek. Anlaşılan o kısmını da Türkiye’ye havale etmişsiniz. Ben olsam utanırdım böyle konuşmaya…
HATA YAPTIKLARINI GÖRSELER:
Biri çıkar vatandaşlık dağıtılmasını eleştirenleri ”Rumcu”, bir diğeri ise eğitimi eleştirenleri “Türkiye düşmanı” ilan eder. Bunlara kalsa memleketin tümü, “Rumcu ve Türkiye düşmanı” Ama hiçbiri de kalkıp, “yahu herkes bizi eleştirdiğine göre acaba bir yerde hata mı yapıyoruz” deme erdemini göstermez…
EKMEKLERİNE BAL SÜRÜYOR:
Rum basını, seçimler yaklaştıkça kaybetme korkusuyla Anastasiadis’in huyunun değiştiğini yazıyor. Haravgi yazarı Mihalis Mihail, “İlk zamanlardaki geri adımlarına rağmen Anastasiades daha sonra federal çözüm yanlısı güçlerin sahasında oynamaya başladı ve Mustafa Akıncı ile görüşmeleri büyük ölçüde ilerletmeyi başardı. Ancak cumhurbaşkanlığı seçimine yaklaştıkça Anastasiades yavaş yavaş çözümle olan bağlarını koparmaya başladı” yorumunda bulundu. Ada’nın geleceğinden çok, kendi geleceğini düşünen Nikos Anastasiadis bu tavrıyla, sanki de bilerek, bizdeki çözüm karşıtlarının ekmeğine bal sürüyor…
AYIP ETTİ:
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Kemal Dürüst, Kıbrıs’taki çözümsüzlüğün sebebinin Rum tarafı olduğunun somutlaşmış bir gerçek olduğunu belirterek, “Yapılması gereken, KKTC bayrağı altında tek vücut ve tek yürek olarak mücadeleye devam etmektir” demiş. Bence ayıp etmiş, “Türk bayrağı ve ezan sesini” unutmuş olmalı. KKTC’deki AK parti kongresinde “vatan, bayrak ve ezan” kükreyişi ile gönülleri fetheden Dürst, bence bu konuşmasıyla birilerine ayıp etti…
OTORİTE OLMAYINCA: Dün kurtlanmış pirinç paketinin fotoğrafını görünce aklıma geldi, kapılar açıldıktan sonra bir arkadaşımı, güneyde bir süpermarketten bir araba dolusu pirinçle çıkarken görmüştüm. Bana bizde bir pirinç ithalatçısının tarihi geçmiş pirinçleri bir makineden geçirip, ilaçlayıp, yeniden paketlediğini, bunu gözleriyle gördüğünü anlatmıştı. Tarladakinden sonra, markettekinden de zehirlendiğimizi anlamıştık. Kimbilir daha neler oluyor. Sebep ne? Otorite yok! Denetim yok! Allahla, satıcının vicdanına kalmış sağlığımız… Kim kimi yakalarsa, vahşi batı mubarek…
ZİRVEDEKİLER
Mevlut Çavuşoğlu: Görüşme masasına dönmek için bizim hükümet, “KKTC tanınmadan olmaz, devletten devlete görüşülsün” şartını öne sürerken, Türkiye Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, “Yine diplomasi yoluyla, yine müzakere yoluyla artık bir çözüme gitmemiz lazım. Bu belirsizliği öyle ya da böyle ortadan kaldırmamız gerekiyor”diyor. Şimdi bu durumda, bizimkilerin şartı şurtu da havada kalmış olmuyor mu sizce..?
DİPTEKİLER
Kışkırtma, Hedef Gösterme, Düşmanlık: Ya kardeşim, ne kolay oldu bu herkesi devlet düşmanı, Türkiye düşmanı diye suçlamak… “Devletin envanterini, insanların gizli kimlik bilgilerini yurt dışına niye gönderdin” diyorsun, adam sana “Türkiye düşmanı” deyiveriyor. Hesapsız kitapsız vatandaşlık veriyor, “nedir yaptığın” diyorsun, “Ruma hizmet ediyorsunuz” diyor. Ne o, korku imparatorluğu kurmaya falan mı kalkılıyor? Herkes damgalanıyor, herkes ötekileştiriliyor. Toplum bölünüyor. Bundan mı medet umuyorsunuz? Yok mu mantıklı argümanınız? Ne diye düşmanlığa sarılıyorsunuz ki?
































