Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

EN BÜYÜK BAŞARIMIZ: (SEÇİM YAPMAK!)

Ne zaman milletvekili seçim sathı mailine girsek huzursuz olurum. Çünkü hiç değişmeyen bir düşüncede  “başarısızlığından” dolayı mevcut hükümeti iktidardan düşürmek için oyumu kullanırım ama bir yandan da seçeceğimiz adaylardan nasıl bir hükümet çıkacak tedirginliğini yaşarım ki her zaman seçilmişler seçmen beklentilerini boşa çıkarmışlardır!

Bu nedenle olmalı yıllardır bir yandan “kadro hareketinden” söz ederim öte yandan “parlamento dışı muhalefet” yapılmalı yani seçimler boykot edilmelidir derim..

Geçtiğimiz seçim kampanyasında bir benzer “seslendirmeyi” de sloganı haline getirip yayan CTP adayı Tufan Erhürman oldu. Söylediği “lider” değil, “liderlerle oluşturulacak yönetimlerdi. Yada her alanda yaratılacak liderlikler oluşumuydu.

Doğru mu anladım bilmiyorum.Fakat ben bu söylemi “kadro hareketi” olarak algıladımdı.. Hatta bir adım öne çıkartarak mesela Atatürk’ün büyük başarısının büyük nedeni kurtuluşa en az kendisi kadar değerli liderlerle birlikte katılmasıydı dedimdi. İsmet İnönü, Kazım Karabekir, Fevzi Çakmak gibi..

Keza, eğer Rahmetlik Dr. Fazıl Küçük ile Denktaş bu toplumun tarihe geçmiş liderleri oldularsa yarattıkları “kadro hareketlerinden” dolayıydı.. Nitekim bir devre Dr. Küçük’ü ve davasını sırtlanıp götüren Denktaş’tı.. Denktaş’ı ise Osman Örek gibi liderler taşıdılardı..

Siyasi partiler de  benzer hareketlenmelerle oluştulardı..

FAKAT: Hiçbir kadro hareketi “hedefsiz” hiçbir hedef “plansız” olamaz. Siyasi partilerin de bu nedenle hem liderleri vardır hem programları. Nereye kadar ama? Hedefe varana kadar.. Yani ne? Seçilip Meclise duhul eylemek fakat bir hükümeti bile kuramadan bazen dört partiyle koalisyon hükümeti kurup bir iki yıl sonra erken seçime gitmek! Kısaca ne kadro hareketi ne program!

Mesela Özersay etrafına topladığı gençlerle bir ekol yarattıydı. Söylemleriyle de umut yaktıydı.. Sonuç beş yılda iki parti değişimi, hezimet olması gereken bir Cumhurbaşkanlığı seçimi ve ortalarda kalakalmış asla varılamayan “hedefler!”

Diğer yandan gelip giden hükümetlerle liderlerinin de akıbetleri hep öyle geldi böyle gitti! Sonuçta Kıbrıs Türk halkı kaybetti.

…ŞİMDİ önümüzde ikinci tura kalmış  cumhurbaşkanı seçimi var. Gene sandıklara taşınacağız. Ve daha sandıkların açılmasından yarım saat sonra ya Sn. Akıncı’nın yada Tatar’ın seçildiğini öğreneceğiz..

Eee! Sonra ne olacak? Birinden biri Saraya taşınacak veya sarayında kalacak.. Ve her zamanki gibi ne yaptığını bilmeyen saçma sapan Rum Cumhurbaşkanı Anastasiadis’in müzakere çağrısını bekleyecek yada daha şimdiden dağılıp gitmiş hükümetin yerine oluşacak bir geçici hükümet çalışmalarıyla iştigal edecek ki o çalışmalara fiilen katılma hakkının bile olmadığı yetki kısırlığında!

VESSELAM kadro hareketlerinden yoksun, hiçbir devrede hedeflere varamayan dolayısıyla programlarını uygulayamayan bu nedenle her zaman istikrarsız KKTC’de “kadere boyun eğmekten öte şansımız yoktur!

FAKAT artık bu kaderi değiştirmeliyiz. Gelin genel seçimleri bile yüzlerce adaylara karşılık tek bir seçim gününde gerçekleştirir ve sonuca varırken, seçilecek tek Cumhurbaşkanı için iki hafta üst üste seçim sandığına gitmek zorunda bırakılan seçmeni tek seçimli değişlikle bu zulümden kurtaralım.. Gelin müzakereler dışında sarayda oturmaktan öte işi olmayan Cumhurbaşkanlığı makamına cevvaliyet, işlerlik, devinim kazandıralım.. Seçim kampanyası boyunca sürekli “birlik beraberlikten” söz ederken gelin o birlik beraberliği sağlamak için lider değil, liderlerden oluşan kadro hareketleri yaratalım.

Gelin sanki esirleri ve kullarıymışız gibi Türkiye üzerinden sürekli tartışma ortamları yaratıp serzenişlerde bulunmak yerine;  anavatan yavruvatan anlam ve tarihi değerlerinde sağlıklı ilişkiler yaratalım.

Ve Rum tarafının peşinde değil. Gelin Rum tarafının çözüm için peşimizde koşacağı bir siyasi irade oluşturalım..

Bunları gerçekleştirmek o kadar zor mu?


KISACA TAKILDIĞIM: (ANASTASİADİS VE ZEYTİN HASADI!)

Sanki “kapalı” haliyle kendi mülküymüş gibi, Maraş’ın açılması Anastasiadis’i şoke etti! Çünkü beklemiyordu! Belki de Türk tarafı Türkiye buna cesaret edemez diye düşünüyordu.

Nitekim ne diyor açılış konusunda: “Maraş’ta olan gerçekte açılış değildir. Yasal sahiplerinin mülklerinin etkilenmeksizin sadece bir sahilin açılmasıdır..” Ve ekliyor. Çözüm arayışları sürecinde bu karar geri aldırılabilir..”

Anastasiadis’in her zaman bu tip boş atıp dolu tutma hayallerini  önleyemedik. Aradan 46 yıl geçti ama adam hâlâ bir gün müzakere masasında (sanki önceki çözüm raporlarında vermemişiz gibi) Maraş’ın tümden Rum tarafına devredileceğini düşünüyor!

Ve hâlâ her şeye karşın “müzakerelere hatta bazen ön şartsız gidilmesinden bile söz ediyor ama bu konuda yerinden bile kımıldamıyor, hele de siyasi eşitlik konusunu işitmek bile istemiyor!

FAKAT bu kez galiba Maraş’ın bir bölümün açılmasına şaşırdı! Nitekim Crans Montana’da Türk tarafının BM’ler Genel Sekreterine verdiği haritada Maraş resmen Rum’a iade edildiydi ama Anastasidis ne yaptı? Masadan kaçtı!

Şimdi diyor ki “müzakerelere Grans Montana’dan başlamak demek Maraş’ın bize iadesi demektir..” Gel de “yok yavuuu” deme!

…BAKIN artık Güney Rum tarafının bu ipe sapa gelmez Kıbrıs politikasını ters yüz etmemiz gerekiyor.. Bir karış toprak mülkiyetinin dünyada savaşlara neden olduğu gerçeklerde eğer bu adada Rum tarafı ile doğru dürüst mülk mübadelesi yapamazsak bir gün savaşmak zorunda kalacağız. Bu kaçınılmaz sonucu da eğer 1974’lerde doğmuşsa bugün 46 yaşında olan çocuklarımıza miras bırakacağız ki çünkü savaşacak olan onlardır.

ÖTE yandan eğer Rum mülk sahipleri geri dönüp mülklerine sahip çıkmazlarsa Maraş “kapalı” oluşuyla yarattığı sorunların kat katı sorunlara gebedir!

…VE en tazesinden bir haber: “Maraş’ı açtık da ne oldu” demeyin. Bölgeyi ziyaret eden yurttaşlar zeytin ağaçlarından zeytin topluyorlar kardeşim zeytin.. Adı bile konuldu: Maraş zeytini! Ha bir haber daha: Ganimetlenecek zeytinlerden başka da hiçbir şeycikler kalmadı! Meraklılarına duyurulur!