Yıllar, aylardır elektrik kurumunun borçları, özelleştirilmesi veya özerkleştirilmesi, günlerdir de özellikle elektrik ücretlerinin artışının yapılmasından bu yana basın ve kamuoyu gündeminde elektrik konusu, birinci sıraya oturmuştur. Elektrik ücretlerinin yüksek oranda artırılması tüm toplumun her bir aile bütçesini direkt etkilediği gibi, tüm üretim ve hizmetler sektörlerinde de maliyetlere olumsuz yansımasıyla, genelde fiyatları otomatik etkileyeceği aşikârdır. Tüketim malları fiyatlarının yükselmesi ile alım gücüne olumsuz etkileri ise, zincirleme devam edecektir. Elektrik ücret artışlarıyla birlikte başka alternatif önlemler birlikte icraata konsaydı, hem ücret artışları daha düşük olacaktı, hem de kurumun yapısı bir miktar güçlendirilecek ve halk alınacak gerçekçi önlemler karşısında bu kadar reaksiyon göstermeyecekti. Yapılacak bir miktar artışa da gönülden katılacaktı. Anlaşılan çok acele bir çalışma ile yapıldı ve yüksek oranlı bu zam, halkı ayağa kaldırıldı. Halbuki en önemlisi kamuoyunun yapılacakları vicdanen kabullenmesini sağlayabilecek adil bir uygulamayı yürürlüğe koymak olmalı. Kabullenmeme nedeni de, bir çok muğlakları taşıdığı içindir.
Örneğin, Elektrik kurumunda ne gibi tasarruf önlemleri alınmıştır? Devlet ve belediyelerin borçlarının ödeme planı niye ileriye atılmış ve üstelik 30 ay ileriye alınmıştır?. Büyük işletmelerin, turizm kurumlarının borçları niye hemen tahsil edilmemektedir veya makul ve erken süre konmamaktadır? Çünkü borçların çoğunun Devlet kurumları ve yerel kuruluşlar ve büyük otellerle, işletmelerin olduğu açıklanmaktadır. Güçlü pozisyonda olan ve toplam borçların % 60-65’ini aşan bu kesimin borçlarının ileri tarihe alınması ekonomik akılla izah edilebilir mi? Hakkaniyete uygun mu? Bu ödeme planı Kıb-Tek’i kurtarır mı? Devlet kendi ödeme ve toplama yükümlülüklerini yerine getirmeyerek bütün bu gecikmelerin vereceği maliyet farkının tümünü halka nasıl yükleyebilir? Esas reaksiyon zaten bundan kaynaklanmaktadır.
Diğer taraftan belediyeler de bu borçlarını karşılayabilmek için, onlar da yine halka yüklenecek, ücretleri artıracaktır. Zaten her gün faturalar artmaktadır. Şimdiki durumda halk iki hatta üç defa ücretlendirilmiş olacaktır. Bu bir çare değildir. Çıkmaza sürüklenmek demektir. Bu yöntem Kıb-Tek’i de güçlendiremeyecektir.
Kıb-Tek’in açıklanan rakamlara göre kamusal alan borçları 217 milyon TL, yani toplam borçlar da 517 milyon TL olduğuna göre borcun % 42’si devlete ve resmi kurumlara aittir. Bunun 30 aya bölünerek ertelenmesi hiçbir mantığa sığmamaktadır. Devletin esas görevi öncelikle halkın sorunlarını çözmek ve kolaylaştırmak olduğuna göre, öncelikle devletin ve resmi kurumların borçlarını en kısa sürede ve en çok 6 ay içinde öncelikle kapatması, devletin babalık ve önderlik görevini yerine getirmesi, gerekir. Resmi Bütçeler içinde halkın menfaatleri ve ülkenin hizmetlerde öncelikleri büyük rol oynar. Yetkili devlet, hükümet kurumlarının borçlarını ödemede bir kenara çekilmesi mümkün değildir. Ve şimdiye kadar tahsilat yapılmayarak basiretsiz davranan yöneticilerin ihmalleri sonucu biriken borcun halka yükletilmesi, kamu vicdanını ayağa kaldırmaktadır. Genelde halkın bu kadar reaksiyon göstermesi bundan kaynaklanmaktadır. Diğer yandan bilgi kirliliği içinde insan şaşırmaktadır. Bir yandan Elektrik Kurumu borçluları sayarken, en yüksek borçlunun devlet ve kurumları ve belediyeler ile turizm işletmeleri olduğu açıklamasını yapıyor, öte yandan Maliye Bakanlığı, devletin borcunun olmadığını açıklıyor. İki devlet kurumu birbirini yalanlamış oluyor. Bu çok ciddi bir iddialaşmadır. Dolayısıyla Hükümetin bir bütün olarak hakiki, gerçek tabloyu şeffaflıkla açıklaması, kafalardaki bulanıklığı gidermek bakımından kaçınılmazdır. Öte yandan Turizm işletmeleri temsilcilerinin geçenlerde açıkladığı ise, onların da borcu yokmuş!
Parça parça devlet yönetimi olmaz. Devlet yönetiminde homojenlik ve bütünlük esastır. Hükümetler içinde her bir kurum ayrı hükümet gibi hareket edemez. Burada bir otorite boşluğu vardır. Ayrıca Elektrik Kurumu sanki bir devlet kurumu değil de sahipsiz bir kurum gibi uzun zamandır kendi kaderine bırakılmış gibi bir görüntüsü var. Ve genelde uzun zamandan beri Elektrik Kurumu öne sürülmekte Hükümet arkasına saklanmaya çalışmaktadır. Halbuki bu sorunu Elektrik Kurumu tek başına çözemez. Ancak bu sorunlar çıktığından beri bu güne kadar ilgili enerji Bakanlıklarının Elektrik Kurumu’nun arkasına saklanır gibi bir pozisyonu olmuş, kararlı bir icraat ve kesin bir icraat programı ortaya konmamıştır. Bu memleketin ana konusu enerji sorununu çözmek, Hükümetlerin görevidir. Zamanında tahsilatları yapmak veya yaptırmak da tayin ettiği Yönetim Kurulları aracılığıyla yine Hükümetlerin görevidir. Tahsilatları yapmayarak aşırı borçlanmalara ve faizlerin yükü altında ihmallerden kaynaklanarak zaman içinde geçen sürelerle biriken borçların, ödenmesini halka yükleyerek sorunlar çözülemez, ekonomik sorunlarla sosyal huzursuzluk ve başka sorunları da beraberinde getirir. Bir ara Kurum tahsilatı yapmadığı için sendika devreye girerek tahsilat yaptı, bu dünyada görülmüş şey değildir. Bu kadar görev ihmali ve bilgi kirliliğinin önlenmemesi halinde, çözüme ulaşılması mümkün değildir.
Bunun yanında daha düşük maliyetle elektrik üretimi veya temini için ne planlanmaktadır? Bu konuda acil programlamaya ihtiyaç vardır. Türkiye’den 200 megavatlık kablo ile elektrik enerjisi nakli projesi konusunda Milli Güvenlik kararları olduğu konusunda basında epeyce haberler yer almıştır. Halbuki ilgili Bakan bu konuda bir proje olmadığı açıklamasını yaptı aynı günlerde. Önemli bir kopukluk var. Dolayısıyla en ucuz maliyetli ve devamlı elektrik enerjisi sağlayacak üstelik akaryakıt ithalinden ve önemli bir çevre kirliliğinden, artan akaryakıt maliyetlerinden KKTC halkını kurtaracak bu proje üzerinde, ilgili Bakanlığın ve Hükümetin süratle Türkiye Hükümeti ile temas kurarak yoğunlaşması, en akılcı ve isabetli bir çıkış yolu olacaktır. Birçok ülkeler kendi mali imkanları ile böyle enerji kaynaklarına kavuşmak için başka ülkelerle bin bir türlü dış politika yürütürken, Türkiye tarafından maliyeti de karşılanarak KKTC’ye kablo ile enerji nakli projesi ülkeye bir nimet olup, bunun süratle sahiplenilmesi, halka hizmet ile vatanseverliktir. Küreselleşen dünyada bazı çevrelerin takıntılarını gidermesi gerekir. Bunun yanında alternatif enerji kaynaklarına teşvik getirilmesi de hükümet politikalarında öncelik almalıdır.
İkinci ve diğer önemli proje, Anavatan Türkiye Hükümeti tarafından proje maliyetiyle gerçekleştirilmekte olan ve 2014 Mart ayında KKTC’ye ulaşması beklenen, “Asrın Projesi” veya “Asrın Rüyası” olarak nitelendirilen boru hatlarıyla Su temin projesidir. 75 milyon m3 yılda su takviyesi muhteşem bir zenginlik kaynağıdır. Kullanılmasının şimdiden planlanması ve yönlendirilmesi ile tarım, turizm ve üniversitelerimizin hayat kaynağı ve üretim artışı demektir. Halkımızın özellikle Mağusa ve Lefkoşa’da çok kötü kaliteye inmiş kullanma suyunun birçok yerlerde tankerlerle taşınması ve bunun kalitesinin de gittikçe düşmesi, gelecek suyun önemini daha da artırmaktadır. Halkın yaşam kalitesine getireceği standart ve ferahlık, moral açıdan her alana yansıyacak bir hayat suyu olacaktır. Gelecek suyun Kıbrıs’ta barışa da hizmet edeceği ve istenmesi halinde Milli Güvenlik Kurulu’nun ifadesiyle, “GKRY’ye de su ve elektrik verilebilme ortamının yaratılmasıyla, anılan projelerin kalıcı bir uzlaşmaya ve barışa somut bir katkı olacak şekilde değerlendirilmesi söz konusu olabilecektir” şeklinde barışçı ve iyi niyetli bir politika ve öngörü taşımaktadır.

Sonraki Haber

























