Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Elbette devlet…

Yurttaşlarının sağlık ve afiyetlerini gözetecek.

Elbette devlet iyi günde kötü günde de hiçbir ayırım yapmadan yurttaşlarının hizmetinde olacak.

Elbette mazlumları muktedirlerden,  mağdurları gaspçılardan koruyacak.

Elbette Devlet imtiyazsız sınıfsız olacak.

Elbette neyse kanunlar, zengin yoksul ayırımı yapmadan, sınıf farkı gözetmeden uygulayacak.

Elbette Devlet memleketin istikrarını sağlayacak, insanlarını şer güçlerden koruyacak.

Elbette yurttaşlarının mutluluğu için Memlekette istikrarı sağlayacak.

Elbette Devlet yurttaşlarını doğal afetlerden, salgın hastalıklardan sakınıp gözetecek..

Elbette  refah ve saadeti sağlayacak.

Ve Elbette Devlet her zaman halkının hizmetkârı olacak…                                                                                     ***

ŞİMDİ “BU DEVLETE” BAKALIM:            

Yukarıda sadece beş on yükümlüğünün altını çizdiğim “Devlet” dediğimiz Devlet, hatırlattı mı size de  KKTC’i? İşte “devletimiz budur” dediniz mi?

Bozuk  ve çarpık yollarını sırat köprüsü haline getiren!

Yağan bereketli yağmurları sel afetlerine çevirirken, Yurttaşını  yaz sıcaklarında  eritip sivrisineklere yediren…

Ekonomisini “gasinolardan” sağlayacağı parasal gelirlere, yalvar yakar TC’den  gelecek hibelere bağlayan ve zaten olmayan!

Üretimi ya hey, ihracatı her zaman ithalatından az…

Zaten   üretse de satamayan.. İthal ettiklerinin pahasıyla cepler canlar yakan..

Ve zaten kırk yılda “kırk hükümeti” gelip giderken dolayısıyla devlette istikrarı sağlayamayan..

İşçiye gıdım gıdım, mütegallibeye kürek kürek para akıtan..

Memleketi sorma gir hanına çevirirken, illegal ve kriminal olaylar rekorları kıran!

Onca üniversiteye karşın  ne devlet olabilen.. Ne yolunu yapabilen ne vergisini alabilen..

Okulları öğretmenleri her zaman eksik!

Hastahaneleri yetersizken bile  eldekileri yakan! Yangından kurtarmak için şifa arayan hastalarının  taşınırken ölmelerine neden olan…

BU KKTC dediğimiz Devlet “koronavirüsü ile karşılaştıkta” ne yapar?

Şaşırıp kalırsınız ama bir gecede oturup karar alır, ertesi gün yürürlüğe sokar ki bakın aldığı karara:

FAKAT önce vurgulayalım: “Dünyada en kolay kararlar KKTC alınırlar!

Ki vakti zamanında Osmanlı’nın da bir Maarif müdürü varmış, “yahu demiş şu okullar da olmasa ne güzel idare edecektik Maarifi” misali, bir de devlet olmasaydık görün nasıl güllük gülistanlık olurdu bu memleket!

EVETTT! Devlet insanını korur gözetir ama insaf! Hiçbir şey vermeden almak Allah’a mahsustur.

Oysa bizde giderlerken iktidarlar,  haleflerine borçla bozuk düzen bırakırlar!        Memleketi felç eden alt yapılardan anarşiye dönüşmüş kanunsuzluklara kadarı da hediyesi olur! Başka da  tek fiskelik “doğru ve güzel” bir icraat bırakmadıkları gerçeklerinde…

HA “şimdiki” mi? Bir gece oturdu Koronavirüs salgınıyla ilgili tedbir alayım dedi.. Ve memlekete nanik çekerek aldığı tedbiri tek kelimede özetledi!

KAPATTIM! Ne dükkân kaldı açık ne kahvehane! Ne okul ne tesis! Ne işyeri ve zaten çalışacak ne işçi ne müstahdem!

Vur memleketin kapılarına kilidi, insanlarını da evlerine kapat..       İşte sana tedbir! Kaç gün?  Duruma bağlı! eğer Koronavirüs gelmezse eh 1 Nisan’a kadar! Yok ille de muzırlık yapacaksa (karar almaktan kolay ne var) süreyi uzatır, virüs döner dolanır bulaşıp bulaştıracağı birini bulamayacağından çeker gider!

TUTUN ki mis gibi tedbir de.. “Devlet insanını korursa eğer bu sürede mağdur olacakları da “tazmin” edecek mi?

Ödenmesi için çalışılması gereken kayıp günlere ulanacak borçları karşılayacak mı?

Öğrencilerin kesintiye uğrayan  eğitim haklarını nasıl telafi edecek?

Zavallı yevmiyeci Hüsrev ne yapacak?

Karar almak çok kolay çok! Zor olan Memleketi yönetmek!

***

AÇIK SEÇİK YAZDIKLARIM!

Geçtiğimiz Cumartesi her sabah gittiğim kahvehanede eğer koronavirüsün şerrine uğramaz sağ kalırsak ve Devletimiz yeni bir karar daha almazsa varsayımlarında    arkadaşlarla artık Mart’ın sonunda buluşmak umuduyla vedalaştımdı!

Günün akşam üzeri de limandaki “Cello’nun kahvehane-içkihane kırması yerinde yudumlarken rakımı,  arkadaşlarla vedalaştımdı..

Fakat öncesinde bir super markete uğradımdı.. Yarabbi! O ne izdiham, nasıl bir alışveriş çılgınlığı!

Demek ki dedim “Devletimiz yurttaşlarını korkutmayı başarmış.” Bravo!

Arabacıklar dolusu yiyecekler, içecekler, sebzeler meyveler.. Ki gözlerimin önünde raflar boşalıyordu!

OLAY tabi ki “ölüm korkusuyla yaratılan bir travmaydı!” Yani Koronovirüsün Hükümetin de yardımıyla “korkunç bir eblis” haline getirilmesiydi!

Bir günde “değer yargıları” değişmiş “varolma” güdüsü her bir değerin önüne geçmişti.

O uzun ve meşakkatli “mücadele yıllarını” hatırladım. Şehitleri, göçleri, boşaltılan köyleri, bir somun ekmeğe saldıran insanları, ağlayan çocukları… Yokluk ve felâketleri kısaca..

Kıbrıs Türk insanları bugünkü gibi yine mütevekkil, yine itaatkâr, yine emredilenleri yapan.. Ve her zamanki boynu bükük, kadere razı olandı..

…Ne Anastasiadis geldi aklıma ne Cumhurbaşkanlığı seçimleri.. Ki o seçimleri de ertelemek gerekir çünkü ne tadı kaldı ne tuzu.. Ada Koronovirüsünden kurtulamadan da bu seçimin ne anlamı olur ne faydası!