Geçen hafta gelişmekte olan ülkelerde ve Türkiye’deki para istikrarsızlığı ile tahvil piyasalarındaki dalgalanmadan ve dış borç yükümlülüklerinin geri ödenmesinde yaşanacak muhtemel sıkıntılardan bahsetmiştik.
Bu hafta da bu dalgalanmaların etkisiyle yükselen kurların fiyatlara yansımasını izlemekteyiz. Geçen aylara nispeten faizlerin yükselmesi, akaryakıt fiyatlarının artması da girdi maliyetlerini ve tüketici fiyat endeksini etkileyecektir. Akaryakıt fiyatları hem dünya piyasasında yükselmiş, hem de dolar ve döviz fiyatlarının artmasıyla Türk lirası fiyatlamalarına gerek Türkiye’de gerekse KKTC’de olumsuz etki yapmıştır. Sadece son bir ayda Türkiye’de enerji konusunda 300 milyon dolarlık ek maliyet getirmiştir.
KKTC’de acaba gerek kurlar, gerek akaryakıt ve ithalatla dövize dayalı ekonomik yapımızda, girdi maliyetleri, yeni faizler ne kadar ek maliyet yaratmıştır? Bu konuda yetkili kurumlarımız bir hesaplama yaptı mı?
Ayrıca Suriye krizinin tırmanması ve bölgede savaş hazırlıkları, Türkiye’deki dış sermaye ve sıcak para çıkışını daha arttırabilir, döviz fiyatlarını yükselterek fasit daire yaratabilir. Dileriz böyle olmaz.
ABD füzelerini ve savaş gemilerini bölgeye göndermiştir. İngiltere 6 savaş Jet’ini Kıbrıs’taki üslerine göndermiştir. Batılı ülkelerin muhtemel askeri müdahalesine karşı, bu konuda rahatsızlığını dile getiren Rusya ise Akdeniz’e savaş gemilerini indiriyor. Sular oldukça ısındı. Son olarak İngiltere parlamentosunun müdahaleyi onaylamaması yumuşama eğilimini veya genişletilmiş müdahaleyi azaltabilir. Türkiye başından beri Suriye konusunda müdahale taraftarı olduğunu özellikle Dışişleri bakanı defalarca beyan etti. Dolayısıyla Suriye-Türkiye sınırlarından 100 binleri aşan göçmenler ve mülteciler kanalıyla oldukça iç içe gelişen olaylar karşısında Türkiye’nin de konuya müdahil olabileceği ve ABD füzelerinin Türkiye’nin güneyindeki bazı bölgelerinden havalanabileceği haberleri, bölgede sıcak bir hareketlilik beklentisini arttırmaktadır.
Ancak operasyonun çok kısa sürede yapılacağı ve belli hedeflerin vurularak Suriye hükümetinin sivillere yönelik saldırılarının sınırlandırılması amacı güdüldüğü de ABD tarafından açıklanmıştır. İnşallah bu çizilen hedefle sınırlı kalabilir. Karşı taraftan Rusya ve İran’ın desteğinin Suriye ile olduğu malûm ve bu konuda bu ülkelerin hassasiyetleri ve verilmesi muhtemel destekle Suriye Hükümetinin sessiz kalıp kalamayacağı veya top ateşlendikten sonra nerede duracağını kestirmenin o kadar kolay olmadığı düşünülmektedir. Keşke açıklandığı gibi sonuçlansa ve can kayıpları ve bölgedeki ateş söndürülebilse.
Türkiye-Suriye sınırında yaşanmakta olan olaylar dolayısıyla son bir yıldan beri gerek siyasi açıdan yaşanan huzursuzluklar gerekse ekonomik ve mali yükümlülükler 100binlerce insanın korunması ve barındırılması açısından Türkiye’ye çok bedel ödetmiştir, ve ödetmektedir. Ürken dış sermayenin çekingen kalmasında, bu sınırlardan yapılan ticaretin engellenmesinde Suriye’nin Türkiye sınırlarındaki gelişen olaylar, etkili olmaktadır. Suriye hükümetinin özellikle sivillere yönlendirdiği kimyasal silah kullanımının BM uzmanlarınca tespiti halinde müdahale ihtimali yükselmektedir. Salı gününe kadar müdahalenin yapılacağı üzerinde durulmaktadır. Suriye Hükümetinin halkına yönelik davranışlarında aklı selimin olmadığı son gelişen olaylardan da izlenmektedir. Konunun barışçıl çözüm yolları ile sonlanması temennimizdir. Savaşların her açıdan getirebileceği risklerin büyüklüğü de bilinmektedir.
Son aylardaki ve en son bu haftaki dövizlerde meydana gelen fırlamaların nedeni, FED’in para sıkılaştırma kararları kadar, siyasi nedenlerle ilave döviz sermaye girişinin azalması ve döviz çıkışının çoğalmasının etkisi vardır. İlaveten etki yapan gelişmiş ülkelerin krizden çıkma sinyalleriyle, yabancı sermayenin yön değiştirme meyli ile ilgili beklentilerdir.
Döviz arzına göre talebin artmasıyla döviz kurlarının Türk Lirası’na karşı ani yükselmesi sonucunda, TC Merkez Bankası Başkanı’nın TL faizlerini yükseltmemesi çok eleştirilmektedir ki bunda haklılık vardır. Çünkü TL nominal faizleri, kur ve enflasyondan arındırıldığı zaman reel faizde eksi faiz olmaktadır. Bu da TL’yi koruyamamaktadır. Böyle olunca dövizin cazibesi artmaktadır.
2013 yılında dolar karşısında TL’sında 14.74, Euro karşısında % 14.69 değer kaybı olmuştur. En fazla da geçen hafta % 3ile. Faiz bandı ise 3-4 puan daha az.
Geçen hafta 300 milyon $ satıldıktan sonra hiçbir etki yapmaması ve aynı gün kurun yükselmesi karşısında, daha aktif bir yaklaşımla geçen gün MB Başkanı’nın, 40milyar $’ın gerekirse MB rezervlerinden kullanılabileceğini açıklaması, piyasaları ve bankaları tatmin etmedi. MB Başkanı bu hacimle piyasaya gerektiği kadar döviz sağlanacağı ve para değerinin korunacağını kesin bir dille ifade etmiştir. Ancak faiz önlemini almayacağı açıklamasını yapmıştır. Aslında paralel olarak faiz önleminin de kullanılması gerekir. Faiz önleminden niye kaçınılmaktadır pek açıklama da getirilmemektedir. Buna karşılık başka önlemlerin alınacağını ifade etmiş ancak içeriği belirtilmemiştir. Yapılan tahminlere göre, bankalara kur garantisi verileceği ve belli bir süre sonra kurun artması halinde belirlenecek süre içinde kurun yükselmesi halinde, bankalara gelecek ek maliyetin MB tarafından karşılanacağı önleminden bahsedilmektedir. Bu yöntem hem devlete ek külfet yükler hem de bankaların tercih ettikleri bir yöntem olmayacaktır. Aslında bu önlem şimdi uygulanmakta olan serbest kur ve liberal kambiyo rejimine de uygun olmadığı gibi, para piyasasındaki ve kurlardaki olumsuz gelişmeleri önleyecek kalıcı bir önlem olamaz.
Bu önlem 1980’lerde çift yönlü olarak kullanılmakta idi. Geçen gün böyle bir önlemin alınabileceği haberleri, bana 1980’lerde kontrollü döviz sisteminin Türkiye’de ve birçok ülkelerde uygulandığı dönemlerde ve kısa bir süre de KKTC’de uygulanan sistemi hatırlattı. Kurlar yükseldiği zaman, tespit edilmiş kur’un üstündeki farklar bankalarca Döviz istikrar Fonu’na yatırılır, bankanın satın aldığı fiyatın altına kur düştüğü zaman da bankaların zararları bu Fon’dan karşılanırdı.
Şimdi ise, sadece kurlar yükseldiği zaman verilecek kur garantisi ile tekrar satın almada, aynı kur bankalara uygulanacak ve fark MB’ce karşılanacak gibi bir önlem uygulanacaksa, mevcut sisteme etkin ve kalıcı bir etkisinin olmayacağı kanaatindeyim. Kurları arz ve talep belirleyeceğine göre, sadece bu önlem ve döviz rezervlerinden önemli bir rakamın eritilmesi halinde, başka sorunlar tetiklenecektir. Dolayısıyla faiz önleminin elimine edilmemesi ve beraber kullanılması şarttır. Ayrıca döviz likiditesinin arttırılması için döviz munzam karşılıklarının bir miktar düşürülmesi sağlanabilir.
Türkiye ekonomisi eskisi gibi değildir. Çok aşamalardan geçilmiş ve daha sağlam temeller üzerinde olduğu açıktır. Krizlere rağmen olumlu giden birçok göstergeler devam etmektedir. Eskisi gibi bir haberle alt üst olacak bir ekonomik yapı yoktur. Yakalanan seviyeleri korumak için uzman kadrolar da bu güne kadar çok bilinçli davranmıştır. Dolayısıyla dengeli önlemlerin alınacağı kanaatindeyim.
Yazımı yazdığım esnada KKTC’de hükümetin kurulduğu açıklanmıştır. Yeni CTP-DPUG koalisyon Hükümetine başarılar dileriz. Yapılacak işler çoktur. Yoğun çalışma temposuna ihtiyaç olacaktır. Gelişmekte olan ekonomik ve siyasi konularda – Kıbrıs konusunda inisiyatif alma ihtiyacı vardır.
































