Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Ekonomik kalkınma serüvenimiz (Hâlâ kovaladığımız hayal!)

Beklerdiniz ki 1974 sonrası şikâyetlerimiz bugünlere gelirken “rehberimiz” olsunlardı. Ne var ki “hafızaı beşer her zaman nisyan ile malüldür!” Yahut “dün dündür bugün bugündür!” Eğer geçmişlerden geleceklere yürürken yoksa bir ilkenizle ona bağlı plan programınız, “sofiler” gibi sadece günü yaşarsınız!

Oysa olmadı da değildi. Mesela 1974’ten hemen sonra sadece “bir yıllık hükümet programları” yapmaz “beş yıllık planlar” da yapardık! O devrelerde gelip giden iktidarların çalışkan kadroları vardı. Asıl önemlisi “inançlı” olmalarıydı! Yeni bir vatan kurmaya çalıştıklarının bilincindeydiler! Ta ki müzakereler safhasına girene kadar! 1977-79 Doruk Anlaşmaları. Ardından “Gali Fikirler Dizisi” derken “Kuzey Türk Bölgesi” kalkınma ve gelişmenin değil, “çözümün” öncelik kazandığı bir siyasi konuma girdi. Tabii yanına “rant ekonomisini” de alarak!
İSPATI İSTENEN NEYDİ? “Çözüm olmadan Kıbrıs Türk halkının ekonomisinin de olamayacağı! İddiayı bugün de sürdürüp götürüyoruz. Hatta Kıbrıs siyasi sorununun çözümünü artık “Kuzey’e sahiplik veya devlet oluş” gibi “ulusal aidiyet” çerçevesinden değil, “ekonomik yönden kendi ayaklarımız üzerinde durabilme” gailesine bağlıyoruz! Süregelen “çözüm propagandalarını” da aynı adada yaşarken iki halkın işbirliği kaçınılmazlığında “formüle” ediyoruz. Üstelik Güney’in ve AB’nin marifeti olan “Ambargoları” taşıyarak!
TÜRKİYE AYNİ GÖRÜŞTE DEĞİL AMA: Nitekim 2012’den sonra hem fiziki hem siyasi hem de ekonomik yönden Kuzey’de çok şeyler değişti. En önemlisi bu koşullar altında da ekonomik kalkınmanın olabileceğinin umutları yakıldı.
Bu konuda Ankara’nın “nasılsa siz beceremeyeceksiniz bari ben planlayıp empoze edeyim” dediği TC ile KKTC arasında imzalanan “Mali ve Ekonomik Kalkınma Protokollerinin” etkisi büyük oldu.
Geçtiğimiz günlerde bu süreci yakından izleyen TC Büyükelçisi Halil İbrahim Akça mali ve ekonomik durumumuzla ilgili o rutin açıklamalarından birini daha yaptı. Önemsediğim için aktarıyorum:

**********      

Akça’nın tespitleri: (“Geçmişe göre daha iyisiniz” diyor)

Geçtiğimiz günlerde TC’nin Lefkoşa Büyükelçisi Halil İbrahim Akça, LAÜ’de bir konferans verdi. Türkiye’nin KKTC’ye ayırdığı “kaynağın” (ki para ile bazı yatırımlardır) iyi değerlendirilmesi gerektiğini söylüyordu. Eklediği ise “KKTC ekonomisinin başarılı bir seyir izlediydi…”
Akça özellikle vurguluyordu: “Bütçe açıklarına giden kaynağın izlemesi yoktur. KKTC maliyesine aktarıyoruz. Sonrasında KKTC’nin Sayıştaylığı ne kadar izlerse” diyor… Anlayacağımız sanıldığı gibi Ankara’nın aktardığı kaynaklar için “karışmacılığı” yok! Öte yandan Akça “Kalkınma Planlama” başlıklı konuşmasında, Türkiye’den KKTC’ye aktarılan kaynakları ise şu şekilde özetledi:
Bir: Bütçe açıkları için verilen borç.
İki: Altyapı ve reel sektörü destekleme için yapılan hibe yardımlar.
Üç: TC tarafından KKTC’de finanse edilen projeler…
Tabi Akça’nın altını çizdiği bir başka olay şudur: “Ekonomik programlar kalkınma planları değillerdir. Mesela 2010-12 yılları arasındaki programda Özel Sektörün güçlendirilmesi amaçlanmıştı.
Akça KKTC’deki büyük sorunun “verimsiz devlet bürokrasisi”, “Finansal erişimde zorluklar” ve “siyasi istikrarsızlık” olduğunu söylüyor, “orta gelir tuzağına düşülmemesi için ciddi çalışmaların yapılmasını” öneriyor…
Tabii KKTC dendi miydi şu büyük sorunu Akça da vurguluyor: “Verimlilik konusunda büyük eksiklikler var!” KKTC için turizm ve yüksek öğrenimin öneminin özellikle altını çiziyor.
Akça KKTC’deki 100 bin istihdamın 25 bininin Kamuda, yüzde 75’inin Özel sektörde olduğunu (herhalde diyorum) bir kez daha özellikle hatırlatıyor. Çünkü geleceğin Kuzey Kıbrıs’ı bu sorunu aşmazsa ne adaletli gelir dağılımını gerçekleştirebilecektir ne de sosyo ekonomik yapılanmada istikrar sağlayabilecektir. Nitekim çalışan kesim olarak “azınlıktaki Kamu görevlileri” öteden beridir bütçenin en büyük dilimini alırken, yılda 3 bin kişinin istihdamını sağlayan özel sektör çalışanları tutun ki büyük bir oranla asgari ücret tutsaklarıdırlar!
AKTARDIKLARIMIZ KULAKLARI DELMEK İÇİNDİR: Tekrar ediyorum. Ekonomist değilim. Cebime giren parayla çıkandan gayrısının da hesabını bilmem. Ancak bu KKTC’nin varoluş savaşımında “ekonomik büyüme ve kalkınmasının” çok önemli yeri olduğunu bilmeme engel değildir… Kaldı ki o cebime girenle çıkan parayı da direkt ilgilendirmektedir!
BUNLARA BAĞLI OLARAK: Akça, KKTC’ye görevli olarak gelirken tutun ki “ben sizin IFM’inizim” dediydi… Pek de öyle olmadığını öğreniyoruz. Aksine Ankara bize tam anlamıyla bağımsız ve egemen bir devlet muamelesi yaparken Mali ve ekonomik konularda protokoller imzalanırken KKTC’ye “uluslararası iki ülke ilişkileri” içinde yaklaşıyor. Emredici değil yol gösterici oluyor.
Öte yandan: Dikkatlerden kaçırtmamamız gereken şu gerçekler de vardır: Rum tarafı AB üyesi olmasına karşın en büyük uluslar arası ilişkilerini İsrail, Mısır, Rusya, ötesi tüm Orta Doğu ülkeleri ile sürdürmekte, dizi dizi anlaşmalar yapmaktadır. Buna karşın biz bizi tanıyan tek ülke durumundaki “Türkiye”ye bile yabancı durmaya çalışıyoruz! Tabii bunun da anlaşılır bir yanı yoktur! Kaldı ki bilmek ve kabul etmek zorundayız. Gelecekte de tek güvencemiz Türkiye olacaktır…
Dolayısıyla Ankara yollarını arşınlamaktan ne kaçmalı ne de çekinmeliyiz… Kaldı ki bu adada yaratacağımız ekonomik büyümedir ki “Rum’u çözüme zorlayacak” tek alternatif olacaktır…         

**********

Bu kez “kendim kendime” takıldım!

Bir haftadır cebelleşiyorduk. O çekiyor ben çekiyordum! O direniyor ben direniyordum! İnadım sağ olsun diyordum! Sonunda nasıl oldu bilmiyorum. Ya beni en zayıf anımda yahut en zayıf yanımdan yakaladı! Geçen gün yine fena halde dalaştıydık. Zannedersem son raunttu! Müthiş bir sıcaklıkla kavrulur ve öksürük nöbetlerine girerken beni sarıp sarmalayarak doların Türk Lirası’na yaptığı gibi tek bir vuruşta yatağa serdi! Son direnişim kırılırken, “tamam” dedim, sen kazandın!
Buna karşın biraz da bu menhus “hastalıktan” intikamımı almak için olmalı, “yıkılmadım işte ayaktayım” ispatında inadına yazımı yazıverdim! Ha, yarına ne olur bilmem… Şimdilik bu kadar!