AB üyesi olmayan ancak NATO’nun payitahtı sayılan Norveçli Espen Eide’yi uğurlarken BM’ler tarihine bir “danışmanını” daha harcadığımızın çentiğini attık!
Oysa Eide gerçekten çalışkan, tuttuğunu koparmak gibi inadı olan, kendine güvenen bir politikacı! Ülkesinde Bakanlık yapmış. (Tabi tahmin edilmelidir. Norveç gibi bir ülkede Bakanlık yapmak bir daire müdürlüğü kadar kolay olmalıdır çünkü devlette aradığınız “istikrar ve refahın, sistemin ve hukukun ülkesidir..)
DOĞRUSU şu ki Eide Kıbrıs’a BM’ler danışmanı olarak atandığında herkesler gibi “bu da gidicidir” demiştim!
Ne var ki direncini, organizasyonunu, sonuna kadar mücadelesini sevdiydim. Tek kusuru “Rum halkını tanımamış olmasıydı.” (Tabi giderken artık hem de çok iyi tanıyordu!)
Yaptığı yanlışlar da “Rum liderliği ile kilisesini tanımamaktan” kaynaklandı! Büyük olasılıkla ve ilk göreve başladığında Kuzey’in Türkiye tarafından işgal edildiğine inanıyordu! Hatta eski sahipleri olan Rumlara iadesini bile mutlaka düşündüydü!
Bunları uydurmuyoruz, kahve falına bakar gibi Eide şöyleydi böyleydi demiyoruz! Adamı bir yıl masada izledik ki bugüne kadar hemen her gün, bayrak gibi gönderden inmeden medyada dalgalanıp duruverdi! Ötesi hiçbir BM’ler görevlisi bu kadar ses soluk getirmediydi!
ANCAK: görülüyor ki sadece ülkelerinde değil dünya siyaset sahnesinde de ünlü olan bu “arabulucular” ne zaman Kıbrıs sorununu çözme umuduyla görev yüklenip adaya gelseler batağa saplanıyorlar! Tek kurtuluş şansları ise görev teslimi yapmak! Eide de onu yaptı ve her halde çözümü sağlamayı başaramamanın sükûtu hayalinde terk etti adayı!
BİZE vazife değil ama uğraşlarından dolayı Eide’ye teşekkürler! Yalnız bir son sözümüz daha vardır söylenecek:
Yıllardır hemen her gün, Kıbrıs Türk halkı olarak Rum’un ne olduğunu anlattık! Sayesinde nasıl mağdur ve mazlum duruma düştüğümüzü söyleyip yazdık! Adaya gelen BM’ler görevlileri eğer Türk halkının bu yakınmalarını önemseselerdi, Rum’un fakına basmaz, riyakârlık ve rezillikten öte olmayan politikasının dümen suyunda koşmaz, daha masaya oturur oturmaz mesela Anastasiadis’in yanağına şamarı patlatıp, “aklını başına al bizi kandıramazsın” derlerdi! Oysa uzun süre şamarı hep Türk halkı yedi.. Buna karşın Eide’ye selamlar!
**********
BİR UZUN HİKÂYE: (ADI “SERBEST BÖLGE!”)
Sorunları çözemediklerinde bir başka soruna atlarlar! KKTC yıllar bu minval üzere geçer! Bir sorundan bir soruna atlaya seke, bir bakarlar ki arkalarına, “pööö! Denizler deryalar kadar sorunlar birikmiş memlekette!
Sonra tu baştan! fakat bu kez bir farkla. “Her sorunun yanına bir de “reform” kelimesi koyarlar ki sihri ile kerameti bereketli olsun!
SERBEST BÖLGE: Atladığımız o sorunlardan biridir de öncesinde rahmetlik İsmet Kotak’ı çok yoran “kendi ulusal paramızı basmak” fikri vardı! Uzun süre hatta şekline şemailine kadar bizim olacak kaymeyi hayal ettikti!
Fakat Bu tip arayışların bir nedeni vardı: “Ekonomimizin iki yakası bir yere gelmiyordu. Nasıl bir sistem oluşturacağımızı bilmiyorduk. Bir takım kitabi laflar ederken “devletçilikten” yakınıyorduk!
ÖZAL’IN FİKRİ: Rahmetlik Turgut Özal KKTC’e ziyaretini tam bu tartışmalarımızın üzerine gerçekleştirdiydi! Ki rahmetlinin hayalleri bizimkilerin bile üzerindeydi! Nitekim “tanınmamış, ekonomisinin “e”si olmayan, Kuzey’de kalebentliğinden dolayı sıkboğaz olmuş topluma kendinden menkul iki büyük laf ettiydi:
“Bir” dediydi! “Sizin ekonominiz serbest piyasa ekonomisi olsun!”
Eh birincisi “serbest” olunca diğeri de “bölge” olacaktı, bizde “liman” oldu! Ve Özal sayesinde “Mağusa Serbest Limanı” oluşturuldu!
Sezai Türkeş’ler bile Libya’dan kalkıp Mağusa Serbest Limanına demir attılardı! Fransız’ı da vardı, hâlâ ufak tefek işler yapan İngilizi de…
YÜRÜMEDİ: Çünkü limandaki hiçbir şirket o “hantal ve merkeziyetçi bürokrasimizin” engellerini aşmayı başaramadı! Hatta ya “kaçakçılıkla” suçlandılar yahut “dolandırıcılıkla!” Bizzat o şikâyetleri dinleyenlerden biriyim…
Bir diğer neden üçüncü ülkelerle hep Mersin üzerinden ilişki kurulmasıydı ki o yıllarda Mersin bizim için sırat köprüsünden beterdi!
YENİ GÖRÜŞ: Montana bozgunu sonrası bu kez Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu attı fikri ortaya. Dedi ki “KKTC tümden serbest bölge olsun!” Dediler ki “zaten bir Mağusa limanı var da halleri ortada, kadavraya döndü! Üstelik ambargolar hâlâ devam ediyor. Üzerinden geçilecek Mersin limanı da yerli yerinde!”
KISACA: Bugün yapılabilecek tek şey Türkiye ile öteden beridir var olan ancak çalıştırılmayan “kıyı ticaretini” canlandırıp yerel ürünlerimizi pazarlarken, Türklerin yoğun olduğu “Londra gibi pazarlara” uzanmak ve eldeki Ortadoğu ülkeleriyle daha ciddi ilişkiler kurmaktır…
Ha rekabet edebilirlik mi? Bu konuda KTTO başkanı Fikri Toros’un önerileri vardır. Kulak verilirse belki göl maya tutar!
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (ÇOCUKLARI GENÇLERİ RAHAT BIRAKIN!)
Politikacı taifesi artık kendisine inanıp güvenmediği “seçmenlere” yaranma umudunu kaybedince bu kez çocuklarla gençlere yöneldi! “İki halkı kaynaştırıp barışçı çözümü sağlayacağız” yutturmasında dimağları henüz gelişmemiş küçücük ilkokul öğrencilerini bile “etkinlik” adıyla Güney’e taşıyorlar! Tabi kimin beynini kimin yıkayacağı belli, çünkü Rum için Türk birlikte yaşanacak arkadaş değildir! Ha emrine girerse belki tahammül gösterir!
Tabi biliyoruz: Bu tip etkinlikler AB’den kaparozlanan yurolarla döner! Bu nedenle biri bitse biri başlar yeter ki değirmenin suyu aksın! Öte yandan “aramızdaki radikal dinciler” de rahat durmuyorlar, gençleri dine imana sokacağız diyerek istismar ediyorlar!
Bakın ama ne çocuklar ne gençler politikacının din cambazlarının oyuncağı değildir! Ha bir iyilik yapacaksanız “yeni okulların yapılması için uğraşın, uyuşturucu belası ile mücadele edin.. Kısaca çekin elinizi gençlerin ve öğrencilerin üzerinden!
































