Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Eğitimde söyleyip de yapamadıklarımız

Türkiye’de 64. Hükümet’in başbakanı Ahmet Davutoğlu geçtiğimiz gün hükümetin eylem planını açıkladı. Özellikle eğitimle ilgili bölümlerinde dikkat çekici unsurlar var. Bu eylem planında aslıda bizim de örnek almamız gereken unsurlar var. Yapılacaklar listesinde iki madde dikkatimi çekti. Birincisi “Öğretmen Akademisi kurulacak”, ikincisi de “okul bazlı bütçe yönetimine geçilecek”.

Ne ilginçtir ki birincisi bizde var ama kapatmak istiyoruz. İkincisi ile ilgili olarak 2014 yılında yaptığımız 5. Milli Eğitim Şurası’nda benzer bir karar alınmıştı.
Düşünün ki biz bu ülkede her birkaç yılda bir Atatürk Öğretmen Akademisi’nin geleceğini tartışır, dururuz. 1938’den beri devam eden bir gelenek ve 80 yıla yakın bir süredir bu adada ilkokul öğretmenlerinin yetiştirildiği bir kurum var ortada… Biz bu kurumu itibarsızlaştırmak, ortadan kaldırmak için uğraş verirken, Türkiye benzeri bir kurum açacağını söylüyor.
Bu köşeden yıllardır söylüyoruz: ”Eğitim Bakanlığı okullara bütçe ayırmalı, okulların kendi bütçesi olmalıdır” diye… Aslında yeni bir şeyi de keşfetmiyoruz. Neredeyse bütün demokratik ülkelerde bu şekilde idare edilir okullar… Okulların yönetimi merkezi idareden yerel idarelere kayıyor. Okullara özerklik veriliyor.
Bu ülkede devlet okullarında kağıt, fotokopi, temizlik malzemesi, okul araç gereci ve benzeri daha birçok şey, okul yönetimlerinin ondan bundan dilenerek aldıkları paralardan karşılanıyor. Okul Aile Birlikleri’nin katkıları da olmasa bu okullar yürümez.
Zaten bu konuda bir şehir efsanesi dolaşıyor eğitim camiasında… Bir okul yöneticisi okulunun ihtiyaçlarının karşılanması için eğitim bakanlığına gitmiş. İlgili müdürle yaptığı görüşmeden sonra kapıdan çıkarken ilgili müdür; “müdür bey öğretim yılının sonuna geldik, okulun hesap durumlarını da bize gönder lütfen” demiş… Okul müdürü de demiş ki; “Ne hesabı! Sen bana para mı verin ki hesap soran. Sen vermediğin paranın hesabını niye soran”. Hesap mesap yok deyip çıkmış kapıdan…
Dolayısı ile biz de milli eğitim şurasında alınan karar doğrultusunda her okula öğrenci sayıları doğrultusunda bütçe ayrılmalı ve öğretim yılı başında bu bütçe okullara teslim edilmelidir.
******
Türkiye hükümetinin eylem planı içerisinde “Eğitim Kalite Endeksi” hazırlanması da var. Yine ayni şekilde “yazılı ve sözlü iletişim kurabilecek düzeyde yabancı dil öğretimi için gerekli tedbirler alınması” da yer alıyor. Eğitimde kalite ve dil sorunu da bizim ülkemizin en önemli sorunlarından biri durumunda… Yabancı dil konusunda bir türlü istenilen noktaya gelemiyoruz. Ders sayısı bakımından Güney Kıbrıs’a göre daha çok ders yapmamıza rağmen, İngilizce konusunda Güney Kıbrıs’a göre gerilerde olduğumuz bir gerçek…
Türkiye hükümetinin eylem planı; “Üniversitede kalite ve özerkliği odağına alan yeni bir Yükseköğretim Kanunu hazırlanacak. Yükseköğretim Kalite Kurulu kurulacak” diyor. Peki biz ne yapıyoruz? Hani biz üniversite adasıydık. Hani bizim gelir kaynaklarımız ve ekonomiyi ayakta tutan turizm ve üniversitelerdi. Hani bizde kalite, hani kalite kurulu. Bizde herkesin üniversiteye gittiği bir düzen var.
Bizdeki hükümet programlarında ve yaptığımız eğitim şuralarında Türkiye’nin eylem planında yer alanlara benzer cümleler bulabilirsiniz. Aradaki tek fark “irade” meselesidir. Biz alınan kararları uygulamıyoruz, onlar söylediklerinin büyük bir çoğunluğunu yapıyor. Türkiye’de özellikle eğitimde reform veya değişimler uzmanlar, akademisyenler gözetiminde yapılıyor bizde ise iş, siyasetçinin iki dudağı arasında oluyor.
Aslında olmuyor. Olsaydı eğitim bu ülkede farklı noktalarda olurdu.
Yerlerde sürünmezdi…