Rusya ile Türkiye arasında gerilen ilişkilerin devamında, Rusya’nın arka arkaya Suriye’deki askeri gücünü arttırdığını ve oradaki üsleri süratle ağır silahlarla donattığını, tarih boyunca istediği ve hedeflediği en büyük hayali olan Akdeniz’de güç dengesini lehine çevirecek manevrayı yaptığına şahit olmaktayız.
Geçen hafta da bu konu üzerinde görüşlerimizi değerlendirirken, uçak meselesinde Rusya’nın aşırı sert tavrını devam ettirdiği, aldığı seri önlemlerle kopan ilişkiler ve iki ülkenin uğrayacağı kayıplara değinmiştik. Ayrıca uçak meselesindeki orantısız tavrın, uzun bir zamandan beri planlanmış olan Akdeniz ve orta doğu projelerinin yürürlüğe konması için bir bahane olduğu kanaatini dile getirmiştim. Nitekim bu hafta genelde tüm haber ve yorumlar da aynı doğrultuda olmuştur. Rusya tarafından iki ülke arasındaki ilişkileri kısıtlayan önlemlerin aşırı olması, askerî gücünü Türkiye’den boğazlardan başlayarak gösteri haline getirerek doğu Akdeniz’e geçişi, taşınan ve Suriye’ye üslere yerleştirilen ağır silahlar, niyet ve hedeflerini açıkça göstermektedir.
Orta doğuda ve özellikle Suriye’de terör hareketlerinde İŞİD’e karşı mücadelede Batı ile işbirliği ve uluslararası koalisyon sınırlarını aşan bu tehditvari tavırlar ve aşırı kontrolsüz silahlanma ve kendi güç alanının genişletilmesine karşı, Batı ittifakının ve NATO’nun tepkisinin cılız sesle durması, ayrı bir değerlendirme konusudur.
Isınan havanın soğutulması için itidalin ve mantığın her zaman önde olması, insanlığın ve ülkelerin geleceği için gerekli bir duruştur. Türkiye krizin başlangıcından beri müdafaa haklarını koruyarak gayet soğukkanlı bir şekilde bu gerilim sürecini indirmek politikasını akıllıca sürdürmektedir.
Batı ise, Rusya’nın Suriye içinde İŞİD’e karşı mücadele edeceği ‘görüşüyle’ bu çatışma ortamına fiilen kendi askerleri ile dahil olmadan ve bir nevi çatışmalardan mesafeli durmaya çalışarak, Rusya’ya destek vermiş olmaktadır. Halbuki görülen odur ki İŞİD’den ziyade Esad’a muhalif güçler ve Türkmen’ler daha çok bombalanmaktadır. Ayrıca PYD ve PKK’ye da Türkiye sınırları itibariyle Suriye tarafında yeni bir Kürt kuşağı alanı yaratılmaya çalışılmaktadır. Türkiye’nin son yıllarda Türkiye-Suriye sınırlarında tampon bölge oluşturulması tekliflerine sıcak bakmayan batı ülkeleri, şimdi Rusya ile birlikte bu bölgeleri Kürt kuşağı ile doldurmağa çalışmaktadır. Amaç Türkiye’yi bu bölgelerden koparmak ve orta doğuda daha ileri etki yapmasını önlemektir.
Temennimiz, sıcak çatışmanın ve terör hareketlerinin bir an önce susturulması ve doğu Akdeniz’de barış ve huzurun gelmesi yönünde bidayette ilgili taraflarca ittifakla uluslararası koalisyonla başlatılan hareketlerin, amacından sapmayarak ve saptırılmayarak amaca uygun yürütülerek sonuçlandırılmasıdır. Yoksa süper güçlerin burayı istismar ederek başka amaçlara yönelmesi, ne kendilerine ne de hiçbir ülkeye fayda getirmediği gibi orta doğudaki mevcut felaketi ve karmaşayı da daha fazla büyütür.
İnşallah Rusya da, ikinci Dünya harbinden sonra Sovyetlerin, ‘dış politikada siyasi ve toprak alanında genişleme ve gelişme’ politikalarına dönme hatasını göstermez. Bu konu ayrı bir yazı konusu olacak genişlikte olduğu cihetle uzatmayalım. Ancak Rusya’da komünizm devriminden sonra Sovyet Yönetiminin başlamasından 1915’den sonra, Lenin döneminde önce, ‘dünyada ideolojik sebeple genişlemeye’ birinci öncelik verilen Sovyet dış politikasında, ve dünya sosyalizminin yayılmasına verilen birinci önem, bilahare Stalin döneminde öncelikler değiştirilerek Sovyetlerin ‘siyasi ve toprak alanında genişleme’ ve yayılma politikası, birinci önceliğe alınarak yürütülen dış politikalar devrinde, hem kendi içinde çok sert ve acımasız olmuş hem de dışta dünyada özellikle Kuzey Avrupa’dan orta ve doğu Avrupa’yı Yunanistan’a kadar nüfuz alanına katmak Elbe nehrinden Karadeniz’e kadar askeri işgal, ve sınırlarına uzak doğuda Moğolistan ve bazı uzak doğu ülkelerini katması ile Çin üzerinde de hegemonya ve geniş bir coğrafyada etki alanı oluşturmuştu. Genişleme dönemlerinde bu ülke ve insanlarına çok acılar yaşatılmıştır. Bu dönemleri mezuniyet tezi olarak hazırladığım cihetle (Sovyet Dış Politikasında Beş Devre), araştırma konum olmuştu.
Rusya’nın geçen hafta boğazlardan geçerken açık tehdit veya en azından Türkiye’ye karşı saygı sınırlarını aşan füze gösterisi uluslararası ilişkiler bakımından endişe verici bir harekettir. Son dönemlerde Gorbaçov’la ve sonrasında sempati kazanan ve çehresi değişen Rusya, inşallah eski çehresine dönmez.
Bu hafta ise Güney Kıbrıs’la olan yakın ilişkilerinin daha da yakınlaştırılarak askeri alana da kaydırıldığı ve yeni anlaşmalarla donatıldığı görülmektedir. Bunu İngiltere de sempati ile karşıladı!. Nitekim taraflarca yapılan açıklamalarda Güney Kıbrıs’taki hava ve deniz limanlarının, Rus gemi ve uçaklarına gerektiğinde açılacağı öngörülmektedir. Halbuki Kıbrıs’ta taraflar arası barış sürecinin sürdürüldüğü bu dönemde, tarafların, hassasiyetleri dikkate alınarak ihtiyatlı davranılması güven açısından daha uygun olur.
Rusya krizinden sonra Türkiye’de turizm sektörüne gelecek olumsuzluklarla birlikte en çok endişe edilen husus, bu kış mevsiminde gaz ve akaryakıtta bir sıkıntı yaşanabileceği idi. Ancak geçen haftada Türkiye’de Cumhurbaşkanı ve Başbakan ve ilgili üst düzey Yöneticilerin teşebbüsleri ile Katar, Azerbaycan ve İsrail’den gaz satışlarının yapılacağı hususunda beyanatlar ve bazı mutabakatların sağlanmasıyla, bu beklentiler rahatlatıldı. Katar ile Türkiye arasında acil enerji ihtiyaçlarını karşılayabilecek uzun vadeli ve düzenli sıvılaştırılmış doğalgaz ithalatını sağlayacak ön mutabakat metni imzalandı. Katar ve Azerbaycan’la Türkiye Cumhurbaşkanı arasında varılan mutabakatlardan sonra Türkmenistan’la da temaslara başlanacağı yetkililerce beyan edildi. Öte yandan İsrail Başbakanı da Türkiye’ye gaz verebileceğini açıkladı. Türkiye kabul eder ve diplomatik ilişkiler geliştirilirse hem bölge için hem de taraflar için olumlu bir gelişme olur.
Batı’nın, konumu itibariyle Türkiye’ye ihtiyacı olduğu kadar Türkiye’nin de Batı’ya ihtiyacı vardır. Nitekim bu kriz döneminde Türkiye ile AB ve ABD arasında bir yakınlaşma olduğu görülmektedir. Meselâ Türkiye’nin AB üyelik müzakereleri için AB tarafından verilen sözler ve açılması öngörülen başlıklar ile ABD, AB, ve üyesi olduğu NATO ile, en üst düzey Yöneticilerinin daha sık işbirliği ve ortak görüşmelerin sürdürülmesi, Türkiye’nin Rusya krizinde haklılığı konusunda uluslararası alanda sağlanan destekler, Türkiye’nin alternatif siyasi ve ekonomik politikalarının uygulanmasını kolaylaştırabilir.

Önceki Haber
Sonraki Haber

























