Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Eğitim sisteminin ruhuna el birliği ile… El Fatiha…

Herkes akıllı ama, biz ahmak…

Çünkü biz, bu ülkede, eğitim sisteminin yaşadığı sıkıntıları bilmiyoruz.
Mümkün mü?

Bu günkü gazeteyi alın, geriye doğru bir ay gidin…
En az 35 haber bulacaksınız eğitim ile ilgili.
Üstelik bir çoğu da bizim özel haberimiz.
– Hangi okulda müdür yok?
– Hangi okulda muavin eksik?
– Hangi okulda öğrenci fazlalığı var?
– Hangi okulda masa- sandalye yok?
– Hangi okulda inşaat bitmedi?
– Hangi okulda tuvaletler tamamlanmadı?

Kalem kalem hepsini yazdık…
Sonra…
Devlet okullarında yaşanan sıkıntıları mı bilmiyoruz biz?
Devlette çalışan öğretmenlerin sıkıntılarını mı bilmiyoruz?
Sayayım mı kalem kalem?
Hadi onu da sayayım:
– En büyük sorun, öğretmenler arasındaki maaş farkı. Yeni okula başlayan öğretmenler, aynı maaşı aldığı öğretmenlerden daha çok ya da aynı değerde iş yapıyor. Son derece motivasyon bozucu…
– Öğrenciler bugün okulda, yarın Türkiye’de…
– Dersin 3’üncü ayında bir öğrenci geliyor ve okula başlıyor. Sil baştan yeni motivasyon.
– Alt yapılar berbat…
– Öğretmenin çalışma koşulları 1975 yılı ile neredeyse aynı…
– Sorunları bakanlık değil, okul ile birlikleri çözüyor…
– Dersliklerin önemli bir bölümü çağ dışı…
Bunlar fiziki koşullar.
Bir de öğretmen yapısına bakalım…
Öğretmeni huzursuz eden öğretmen ilişkilerinden bahsediyorum.
Sayalım mı?
Sayalım:

– Kimi öğretmende çok, kimi öğretmende az ders yükü var…
– Ders yükü az olan öğretmene ek yük verilemiyor
– Ders yükü daha fazla olan öğretmenler huzursuz ama sesini çıkaramıyor.
– Bu anomali de aynı okul içerisinde ciddi huzursuzluklar yaşanmasına neden oluyor
– Bazı öğretmenlerin bulundukları okulda, verdiği derslere artık ihtiyaç yok. Bu nedenle nakil kabul etmeyen öğretmenler var
– İlkokullarda ve liselerde “özel ders” üzerinden sistemini kuran öğretmen sayısı giderek artıyor.
– Kolej ve üniversite hazırlık üzerine kurulan sistem, hatırı sayılır bir öğretmen grubunun öğretmenler arasında kavga etmesine neden oluyor….

Herkes mutsuz
Velhasıl a dostlar…
Eğitimde öyle bir sistem kuruldu ki…
“Bir avuç mutlu azınlık” dışında herkes huzursuz…
– Sendikacılar, öğretmenden gelen şikayetlere çözüm bulamıyor, huzursuz…
– Öğretmenler, “açıkgöz öğretmen grubunun” tembelliği altında eziliyor, huzursuz…
– Müdürler, dar bütçe imkanları nedeniyle okullarının ihtiyacına yetişemiyor, huzursuz…
– Çocuklar çağdaş koşullarda eğitim alamamaktan şikayetçi huzursuz…
– Veliler, devlet okuluna özel okula harcanan para kadar para harcıyor (özel ders, götür- getir, kıyafet, kitap), huzursuz…
– Okul aile birlikleri ise, bildiğiniz modern dilenci konumunda… Huzursuz…

***
Ya bakanlık…

Sorunların esas kaynağı orada.
Tek cümle ile: Otorite yok…
Yok…
Zaten “devletin kasası” gereği yokluklar içerisinde boğuşuyor…
Ama, siyasetin de yapısı gereği, ipler artık bakanlığın elinde değil.
Zaten hangi noktada siyaset ipleri eline almak isterse, direnç ve kavga da orada çıkıyor.

Sorunun esas temeli bakanlığın “parasız” ve “otoritesiz” oluşu…
Yıllar içerisinde bakanlık “bürokratlardan” arındı…
“Partili öğretmenlerin yöneticilik” yaptığı bir kurum haline geldi.
Liyakat, yetenek, otoriter duruş falan gitti…
Aday olup vekil olamayan her öğretmen, neredeyse bakanlıkta yöneticilik yaptı.
“Partili müdürler” de haliyle, okullardaki “partili öğretmenleri” besledi.
Bu adım, okul müdürlüklerine de yansıdı…
Eğitim, siyasetin esiri oldu.
Esiri oldu ama…
Eğitimi esir alan siyasetçi yönetici, yukarıda da belirttiğim gibi “yetenekle” seçilmedi.
Aday olup olmadığına bakıldı.
Bu durum neyi getirdi?
Öğretmenin yönetene saygı kalmadı…
Yöneten ayrımcılık yaptıkça, saygıyı kaybetti.
Bu durum birbirini besledi…
Bugün sonuç ortada…
Yokluklar silsilesi…
– Otorite YOK
– Eğitimde kalite YOK
– Okul kampüslerinde kalite YOK
– Para YOK
– Planlama YOK
– Bir sonraki yıl ne olacağını bilen YOK
– Yap boz tahtasına dönen eğitim sisteminde istikrar YOK

***
İsyanımız da işte buna…

Tablo maalesef bu.
İnanın eksik bıraktığım çok şey var ama yazdıklarımız arasında fazla yok.
Yahu bir memlekette her okulların açılması döneminde aynı şeyle mi yüzleşeceğiz…
• Müdürü ağlar…
• Öğretmeni ağlar…
• Bakanı ağlar…
• Velisi ağlar…
• Öğrencisi ağlar…
Eğitimde neden 3 ay ara var?
Elbette öğrenci tatil yapsın diye…
Öğretmenler bir sonraki eğitim yılına hazırlansın diye…
Okullar bir sonraki eğitim yılına hazırlansın diye…
Öğretmen…

Bakan üç ay tatil yapsın diye değil.
Şimdi biz, “Yahu ne yaptınız üç ay, yattınız mı?” diye sorunca, “öğretmen düşmanı mı” olduk…
Yok…
Olmadık…
Bu uğurda kavga etmeye devam edeceğiz…
“Aynen devam etmesini” savunanlara ayıracak bir dakikamız da yok…
Siz bu çarpık sistemi değiştirmek için değil, ağlamak için harcayın zamanınızı…
Biz kavga ederiz…
Bu çarpık sistem içerisinde sistem kuramazsınız…
Her olayda “sendikacı- siyasetçi” kavgası ile bir yere varamazsınız…
Arada yok olup giden ise çocuklarımızın geleceği…
Hep daha kötü bir sistem devrediyoruz…
Bugün dünden daha kötü…
Yarın ise bugünden daha kötü olacak…