Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

EĞER İSTESEYDİK: (DEVLET DE OLURDUK DEVLETLU DA.)

Yavaştan nasıl bir çözümün toplumu olacağımız şekillenmeye başladı. Hele toprak konusu  müzakere edilip  Kuzey’in  sınırları ile yeniden haritalaşması da bittikte,   göreceğiz ki  adadaki yerimiz ancak bu kadarmış!
Dört yüz elli yıllık  Türk varlığından söz ediyoruz! Önce Güney’den Kuzey’e savrulduk, şimdi Kuzey’den savrulacağız! Hem de kendi vatanımızda alnı şakkımıza vurulan “işgalci, gasp edici” mühürle! Çünkü “devlete” sahip çıkamadık!
Çözüm isterken “neleri kaybedeceğimizle neleri kazanacağımızı” hesaplayamadık! Kaderimizi “Güney’deki Rum liderliği ile kilisesinin ve de halkının Kuzey’deki Türk halkına göstereceği alicenaplığıyla himmetine bağladık!
Evet çözümsüzlük canımıza tak etmişti!
Evet ambargolar altında soluk alamıyorduk!
Evet yetişmekte olan gençlerimize aydınlık yarınlar vaat edemiyorduk!
Evet Türkiye’nin yardımları da olmasa ayakta duracak takadı bulamazdık! Vs…
FAKAT: 1974’den hemen sonra ilk kez Türkiye dışında bir Türk topluluğu dünyada ilk  kendi devletini kendi siyasi iradesi ve bayrağı ile kuruyordu.”  İşte bugün gözden çıkardığımız bu devlettir!           Hem de 41 yılda bir uçtan bir uca yaptığımız yollarımız, on dört üniversitemiz, okullarımız, hastanelerimiz, gitgide gelişen tarım alanlarımız, üretimimiz, organize sanayi bölgelerimiz, devasa turistik otellerimiz, uçak trafiğine yetmediği için yeniden genişletilme çalışmaları yapılan hava alanımız, istediğimiz ülkeye uçabilme, çocuklarımızı istediğimiz ülkede okutabilme olanaklarımız. Televizyonlu ajanslı gazeteli medyamız. Dış ülkelerdeki temsilciliklerimiz. Ve de  asrın projesi denilen TC’den akan suyumuzla… Üstelik tüm bunları tutun ki son yirmi yılda gerçekleştirdik!
KISACA: Kendi kendimizi hem siyasi hem de ekonomik yönden Devlet olma yolunda kabul ettirecek bir ilerleyişin toplumuyduk! Bu yolda kazanılacak  zafer için sadece şuna ihtiyacımız vardı: “Devlet olmaya inanmak!”
(Bunları tutun ki 1974’lerden beridir zamana zemine uygunluğu içinde yazarak geldik bugünlere.. Ha hiç mi hata yapmadık? Hiç mi inançlara tükürmedik, ihanet etmedik? Kötü yönetimler elinde hiç mi harcanmadık?    Fakat: Hiç biri devlete küsüp sırt çevirmek için   bahane olamazdı! Oysa şimdi geldiğimiz yerde “KKTC’yi nasıl harcayacağımızın uğraşları vardır!” Ötesi laf’ı güzaftır!      

     **********     

HANGİ EKONOMİYLE? (ÇÖZÜM OLSA BU KEZ DE RUM’UN KAMBURUNA MI KURULACAĞIZ?)
“Yıllardır KKTC’de yürütülen siyasette toplumunun bütününü kucaklayacak siyaset yerine tarafları ve kişileri ayrıştıran bir hareket tarzı geliştirilmiştir. Hangi parti iktidara gelirse gelsin toplumun bütününe yönelik politikalar yerine yandaşlarını destekleyici politikalar yürütmeyi tercih etmiştir. Böyle olunca da ekonomide bütünü görme bir tarafa bırakılarak daha küçük ölçekte bir uygulama ile ekonominin büyük resmi ihmal edilmiş mağdur tabakalar yaratılmış ve ülke gereken gelişmeyi gösterememiştir…”
Yukarıda tırnak içine aldığım değerlendirme benim değildir. Derviş.K. Deniz’in yorumudur…  Ve bu değerlendirme yıllardır söylene gelmişliği ile fakat bu kez  bir “uzmanımız”  tarafından da seslendirildiği  için önemince daha bir doğrudur.. 
Zaten bunun için bir türlü “devlet ciddiyetini” oluşturacak bir düzenin toplumu olamadık! Her “atılımı her girişimi”  popülizme yedirirken, çok kısaca Derviş Deniz’in de vurgulandığınca “ülke gereken ilerlemeyi gösterememiştir!”  Kısaca olması gereken yerde değiliz!
ÇÖZÜM OLURSA: Ki dillere pelesenktir! Sanırsınız yarın “çözüm olacak!” Fakat bakarsınız ki su yönetimi sorununu bile çözemeyen bir siyasi iktidar “karmaşası” ile sarılmışız! “Çözüm istiyoruz”  diyorlar ama Türk halkını çözüme hazırlayacak tırnak kadar plan ve programın sahibi olamıyorlar. Mesela:
Yine Deniz’den alıntı yapıyorum: “Yıllardır sürdürüldüğü gibi KKTC olarak sadece Türkiye Cumhuriyetinin mali desteği  ile ayakta durabilen bir ekonomik yapıyı devam ettirmek, birleşik Kıbrıs’ta bizi toplum olarak farklı  bir gücün desteğine muhtaç edecek gibi görülmektedir. KKTC’yi yönetenlerin kendi ayakları üzerinde bir ekonomik yapıya ulaşmada yaşayacakları gecikme, birleşmede aleyhimize işleyecektir. Kıbrıslı Rumların da Türkiye desteği ile ayakta durabilen bir toplumla ortaklık yapmanın kendileri açısından avantaj mı yoksa dezavantaj mı olduğunu henüz kavrayabildiklerinden emin değilim…”
GALİBA BEN EMİNİM: Çünkü 1958’lerden bugünlere Rum sermaye ve çarşısının Türk halkı üzerinde oluşturduğu monopollerini yaşayarak gelenlerdenim! Bir devrelerde “Türkten Türke” kampanyaları ile o monopollerden kurtulmak için çareler arayanların içinden çıkanlardanım! Bugün de tatil günlerinde Kuzey’den Güney’e akanlar nedeniyle tıkanan sınır kapılarını hâlâ görebilenlerdenim! Yıllar yılı Rum ticaret erbabının komisyoncuları olmaktan öte ticaretimizin olmadığının şahidiyim!
Rum’un sırtında kambur da olsak o alacağını almasını bilir! Kaldı ki şunu söyleyecektik. “Siyasi sorunları masa başı anlaşmalarla çözmek  “ekonomik büyüklüğe ulaşıp kendi kendine yetmekten çok daha kolaydır!” Ve asıl “esaret” Ekonomik bağımlılıkla olanıdır!
     **********
KISACA TAKILDIĞIM: (SUYA SAHİPLİK AŞKI SAHTE Mİ?)

En çok gücüme giden şudur: Fakat ondan önce bir hatırlatma yapayım. 1974’den sonra ilk kez “Türkiye dışında bağımsız bağlantısız bir Türk devleti oluşuyor” diyendim.. Yani Kuzey’i Türkiye’nin yöneteceği bir devlet değil, kendi kendimizi yöneteceğimiz bir devlet olarak görüyordum.
Devran döndü “devlet olduk ama olamadık” dediler! Derken ilk takıştıkları “devlete inanmak gerekir”  diyen rahmetlik Denktaş oldu! Sonra başladılar  “sen bize parayı ver ötesine karışma” dedikleri   Türkiye’ye tos atmaya!  “Sonra bir adım daha attılar “ne paranı ne seni istemiyoruz” dediler… Breh brehh!      Bütün cesurlukları neydi bilir misiniz?  Bir adım attılar mıydı  büyük hüsnü kabullerle karşılanacakları Güney!   Yeter ki içinde “TC’ye başkaldırı olsun!” Ki şimdilerde artık buna da gerek yoktur zaten aşna  fişne olunmuştur!
Suya gelince:  Ne diyor “birleşik Kıbrıs” tutkunları? Bu su “Federal devletin” malıdır!  Uzun lafa gerek var mı? Yeter ki Türkiye olmasın!