Köşe Yazarları

EFSANE DOKTOR BÜLENT DİZDARLI


Bülent Dizdarlı… Onun için çok şey söylenebilir, yazılabilir. Sıffatı bol. Ülkeye damgasını vuran ve halkın içinde çok sevilen “parmakla gösterilen” insanlardan bir tanesi.

Benim hayatımda da yeri olan bir güzel insan, bir vefalı dost.  İlk yazısının gazetede yayımlanma sürecinde, öyküsünün romana dönüşme hayalinde, kitabının redaktörlüğünde büyük bir zevkle heyecanını paylaştığım insan. Beni Khora Yayınevi ile tanıştıran, kitabımın çıkması için motive eden, kitap tanıtımımın açılış konuşmasını yapan da yine o. Hem hekim olarak, hem yazar ve aydın bir insan olarak hayatımıza girdiğinden beridir, yeri doldurulmayacak bir iz bıraktı hayatlarımızda…

Geçenlerde başhemliğini yaptığı hastanesinden emekli oldu.  Yığınla anısı, tatlı- acı yaşanmışlığı kaldı geride. Bir de onun için söylenenler. Halkın ona deyişi ile EFSANE DOKTOR. Bu sayfada röportaj yapmak çok tarzım değildir. Ancak Bu özel insanın bu ülkeye öğreteceği çok şey var, insanların onun hayatından çıkaracağı çok dersler var. Onun söyleyecekleri devam ediyor. Bundan sonra yine onu yazıları, kitapları ve anıları ile takip etmeye devam edeceğiz. Emeklilik hayatında bol üretimle geçen nice sağlıklı yılların olsun EFSANE DOKTOR BÜLENT DİZDARLI…

 

Kendi biyografinizi yazsanız nasıl özetlerdiniz.

1959 Lefkoşa doğumluyum. Aslında aile kökümüz soyadımızın kaynağı olan Dizdarköydür. Hem annem hem babam oralıdır. Bu köy Lefkoşa’nın hemen 17-20 km güneyinde Rumca adı “Nisu” olan köydür. Zamanında karma bir köyken 1955 de birçok Türk Lefkoşa’ya göç etmek durumunda kalmış. İlkokulu  o zamanki ismi ile Köşklüçiftlik İlkokulunda okudum. Bu okulun adı bu gün Şehit Tuncer İlkokuludur.  O zamanlarda Kolej sınavı vardı. Ama koleje gitmek bu günkü kadar önemli değildi. Hatta diploması Türkiye üniversitelerinde geçmiyordu. Bu nedenle orada okuyan insanlar son senelerinde düz liselere geçip oradan diploma alıyorlardı. Devletin ortaokul ve liseleri ise kolej kadar iyi eğitim veriyordu. Bu sebepten giriş sınavını kazanmama rağmen tercihim Şehit Hüseyin Ruso Orta Okulu oldu. ( Başladığımda ismi Bayraktar orta okulu “B” idi. İlk sınıfın sonuna doğru yeni ismini almıştı) Orta okul bitince de Lefkoşa Türk Lisesine gittim.


1976 da girdiğim Üniversite seçme sınavlarında Kıbrıs ikincisi gelerek İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesini kazandım. 1982 yılında bu okulu bitirip İstanbul Şişli Etfal Hastanesinde Kulak Burun Boğaz İhtisası yapmaya başladım. 1985 sonunda ülkeme döndüm Evlendim . Askere gittim. 1989 yılı 1 şubatında gönüllü ücretsiz olarak Lefkoşa Dr.Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesinde kulak burun boğaz hastalıkları uzmanı olarak çalışmaya başladım.
2015 yılında başhekim yardımcılığına atandım. Bir yıl sonra Kamu hizmetleri komisyonu tarafından Kulak Burun Boğaz Hastalıkları kliniği Şefliğine görevlendirildim ve her iki görevi birlikte yapmaya başladım.
3 Ekim 2016 da ise aynı şekilde Başhekimlik görevini üstlendim. Toplam otuz yılın ardından 1 Şubat 2019 da ise emekli oldum . Bir kızım var.

  •  İyi ama profesyonel hekimlik yaşantınız dışında bir hayatınız daha olduğunu biliyoruz .Bu konuda ne söylemek istersiniz?

Sivil toplum örgütlerinde çalışmışlığım vardır. Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği’nde yaklaşık on altı yıl ( Genel Sekreter, Başkan ve Onur kurulu başkanı olarak) görev yaptım. Bunun yanında Doğu Akdeniz üniversitesi Mütevelli heyetinde 3 yıl çalıştım. Çetinkaya Türk Spor kulubunun bir çok yönetiminde yer adım. Bu sosyal aktivasyonlarımın dışında 2007 den 2016 ya kadar Halkın Sesi ve Havadis gazetelerinde köşe yazıları yazdım. Ayrıca 6 tane kitabım oldu. Bunlardan üç tanesi romandır. 1 tanesi makale ve denemelerimi içerir. Bir diğeri Biyografidir. Sonuncusu ise sağlık söyleşilerimi içermektedir.

  • Kişisel olarak farklı bir doktor portresi çizdiniz. Ülke olarak herhangi bir koltuğa oturan insanlar değişiyorlar. Siz nasıl bunu başardınız?

Bu güzel iltifat için teşekkür ederim. Başardım mı bunu gerçekten bilemem ! Siz öyle diyorsanız öyledir. Ama itiraf edeyim koltuk bizim gibi ülkelerde tatlıdır. Güce güç katan bir unsurdur. Öyle bir unsurdur ki sonunda o güç döner sizi de esir alır. Sanırım ben buna dikkat ettim. Belli sürem boyunca bir gün bu gücün ister istemez elimden kayacağını bilerek davandım. İşimi yaptım. Bizim ülkemizde bence bazı insanlarla hekimler arasında ciddi bir iletişim sorunu var. İnsanlar gerekli bilgiyi alamamaktan yakınıyorlar. Hekimler ise zamansızlıktan. Kanaatimce ben bu dengeyi de iyi tutturan hekimlerdendim.

  • Efsane doktor olarak anılıyorsunuz, halkın içindeki insanlar sizi çok seviyor. Bunu neye bağlarsınız?

“Efsane doktor” tanımlaması tabi ki biraz sevgiden kaynaklanan abartıdır. Ülkemizde eskilerden hatta şu anda çalışanlardan o kadar değerli, mesleklerinde başarılı hekimler çıkmıştır ve çıkmaktadır ki, onların yanında “efsane” olarak anılmak sadece karşılıklı olan sevginin eseri olabilir. İnsanların çoğunun beni sevmesi hele bunu bana hissettirmesi hoşuma gidiyor. Zira hayattaki en büyük korkum karşımdakinin beni sevmediğini hissetmemdir. Bana bu his yaşatıldığında dengelerim alt üst oluyor. E tabi bu duyguyla kimse yaşamak istemez. İstemezsen de insanlara gereken yardımı desteği vereceksin ki seni sevsinler saysınlar. Tabi bir de bunun mevcut yasalar dahilinde yapılmasını sağlamalısınız. Ama diyelim ki bir vatandaşın işini yapamıyorsunuz. Yasalar buna izin vermiyor. Bunu ona anlatmalısınız. Anlamayacaktır. Bir daha bir daha anlayıncaya kadar anlatmalısınız. Ancak o şekilde onun sevgi ve saygısını tekrar kazanabilirsiniz. Yoksa “Bu iş olmaz çek git” derseniz hayatı boyunca sizden nefret eder.

  • Biraz kitaplarınızdan bahseder misiniz?

İlk kitabım “Dünyanın Merkezinde HAYATLA POLEMİK’tir. Kendi yayınımdır 2007-2008 yıllarında Halkın Sesi gazetesinde çıkan yazılarımı derlediğim kitabımdır.
İkinci kitabım ilk romanımdır. GÜNEŞE KAÇMAK. Bir cep romanı şeklindedir. Avrupa’ya kaçmak isterken İnsan tacirlerinin eline düşüp, onlar tarafından Kıbrıs Ada’sına bırakılan Arap genci Vahap ile , İngiliz Mafyasının elinden kaçarken adamıza gelen Kethleen’n kesişen hayat öykülerini anlatır.

Bir diğer kitabım ise “İMHOTEP’İN İZİNDE 50 cefa 50 deva” dır. Kıbrıs Türk tabipleri Birliği yayını olarak çıkmıştır. Aslında havadis  gazetesinin Hayat isimli cumartesi ekinde çıkan ve hekim arkadaşlarımla yaptığım 5o değişik hastalık konusunda ki söyleşileri içermektedir. Tam bir baş ucu danışma kitabı olduğunu söyleyebilirim

Dördüncü kitabım  “KUYU MESARLARI ÜLKESİ” olmuştur. Babası Eokacı Rumlar, eşi ise fanatik Türklerce öldürülen ve ülkeyi terk etmek zorunda kalan bir kadının yıllar sonra, babasının kemiklerinin bulunması ve kimlik tanınması için adaya dönmesi ile başlayan bir dizi maceranın işlendiği bu roman, Khora kitap yayınıdır.

Sonraki kitabım bir Biyografidir. Çetinkaya ve ülke sporunun efsanelerinden Mustafa Defteralı’nın hayatı anlatılmıştır. Bir çok arşiv kaynağına dayandırılarak hazırlanan bu kitapta bir Khora yayınıdır.
Sonuncu kitabım da bir Roman olmuştur. “LALE- Uzak çocuklar”. Hekim bir anne babanın evlatlarının böbrek nakline ihtiyaç duyması , bu ihtiyacın karşılanması yönünde kendi etik değerleri ile çatışmaları irdelenmektedir. Bu kitapta bir Khora yayınıdır.

  • Defteralı deyince aklıma geldi Çetinkaya nasıl gidiyor? Başkan olacak mısınız?

Geldiğimiz koşullarda Çetinkaya’nın da diğer kulüplerden büyük farkı yok. Paralı başkan bulursanız o seneyi idare edersiniz bulamazsanız felaket. Ben yıllardır yönetim kademesinde bulundum. Artık bu işin bu şekliyle sürdürülebilir olduğuna inanmıyorum. Sürdürülebilir olabilmesi için her camianın önce kendi içinde bazı kararlar alması ardından da devlet ve federasyonun el atması gerektiğini düşünüyorum. Örneğin Çetinkaya bu sene kadro maliyetini düşürdü. Genç bir yönetim devraldı. Başarılı maçlarda çıkardı. Ama yeter mi bu yetmez. Dışa açılmanın yolu bulunmalı, marketing sistemine adapte olabilmeli. Tabi bunları konuşmak kolay da yapmak zor. Ama bir şekilde de yapılmalı. Çünkü deniz bitti.

  • Bu konuda çok dolusunuz anlaşılan. Peki biz yine mesleğe ve sanata dönelim. Hastalıkla, tedaviyle, hastalarla uğraşırken kitaplar çıkardınız, fotoğraflar çektiniz. Çok ağır sorumluluklar arasında sanatsal yanınızı nasıl besleyebildiniz?
    Belki de bir kaçıştı. Düşünün her gün yaşam ve ölüm arasında ki ince çizgi üzerindesiniz. Yaşamın ne kadar basit, ölümün ne kadar gerçek olduğuna dair ciddi bir farkındalığınız oluşmuş. Bu farkındalık ile yaşamak kolay mı sanıyorsunuz? Bu soruyu sormasan belki de hiç bunu düşünmeyecektim ama şimdi düşünüyorum da yazarak aslında mesleğin yarattığı realiteden  kaçmışım. Galiba ben yazılarımı hayatın başka gerçek boşluklarına sığınmak için yazmışım. İnan bunları şu an düşünüyorum. Bilemiyorum…
  • Sanki hekim olduğunuza pişmanmışsınız gibi konuştunuz. Sahi bir şansınız olsa hekim olmayı seçer miydiniz?

Hayır canım… Neden pişman olayım? Bu mesleğin verdiği bir öğreti aslında .  Belki de bu öğretiler olmasa asla yazılarım da olmayacaktı. Muayeneye gelen insanı önce çok iyi dinlemelisiniz? İyi bir hekim daha hastası derdini anlatırken teşhisin yüzde ellisini koyar. Geriye kalan muayene ile de tanıyı kesinleştirir. Kitap yazmakla bunun ne ilgisi var diyebilirsiniz? Hekimlikteki gibi önce çok okumalısınız. Sonra çok dinlemeli hayatın içinden hikayeleri yakalamalısınız. Okuma ve dinleme bence bana mesleğimin kazanımlarıdır. Bu kazanımlar olduğu sürece ben yine hekim olmak isterdim.

  • Emekli olduğumda şunu yapacağım dediğiniz ne var. Gelecek için planlar nedir?

Bir süre plansız yaşamak istiyorum. Hayatımın büyük bir kısmını planlı yaşadım. Biraz farklı bir dönem olsun istiyorum. Tabi bunu ne kadar sürdürürüm bilemem . Ama gerçekten plansız yaşamak nasıl bir şey merak ediyorum. Diyorum demesine de diğer yandan da yeni kitabımı hazırlamaya çabalıyorum. Başhekimlik sürem boyunca yaşadığım ve biriktirdiğim anılarımı kitaplaştırmak istiyorum. Bu arada bazı değişik teklifler var değerlendireceğim.

 

  • koskocaman tecrübeleriniz ve yoğun yaşanan dolu dolu bir hayatın ardından hem doktorlara hem de aydın bir insan olarak tüm insanlara ne diyebilirsiniz.

Önce hekim adaylarına seslenmek isterim. Belki asla zengin olmayacaksınız ama sizi asla aç bırakmayacak ele güne mecbur etmeyecek bir mesleğe adım atıyorsunuz. Bu mesleğin hakkını vermek için çok ama çok okuyun. Büyüklerinizi yakından takip edin .bu işin usta çırak ilişkisi içinde binlerce yıldır devam ettiğini asla unutmayın. Önce öğrenin geliştirin ve öğretin. İnsanlarla iletişiminize dikkat edin. Hasta veya yakını ile çok konuşun. O na hastalığını ve kendinizi anlatın. Bazen sizi anlamayacak hatta kıracaklardır. Aldırmayın devam edin. Göreceksiniz sonunda siz kazanacaksınız.
Gençlerimize aydınlarımıza is şunları söylemek isterim. “Üretin” . Ne iş yapıyorsanız yapınız en iyisini yapmak için çalışınız. Mobilyacıysanız mobilyanın en iyisini, hayvancıysanız koyunun hasını yetiştiriniz. Ancak bu sayede toplum olarak bu ada üzerinde tutunabiliriz.

 

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı