Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Düzeni sorgulamamak

Meğer bilimsel olarak da doğrulanmış, insanlar tüketime alıştıkça, düzeni sorgulamaktan vazgeçiyormuş…

Geçen gün Ekşi Sözlük’te gördüm.

“Sapiens: İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi” kitabının yazarı Yuval Noah Harari, kitabının “lüks tuzağı” bölümünde, bu tezini, insanlık tarihinden bugüne gelerek kanıtlıyor.

İnsanın, tarım devrimi öncesi, göçebe yaşayıp, avlanarak ve fazlaca hareket halinde yaşadığını, ancak buğdayı ve dolayısıyla tarımı keşfettikten sonra yerleşik düzene geçince, hem daha fazla çoğaldıklarını, hem de eskisi gibi sağlıklı değil, hastalıklı nesiller haline geldiğini söylüyor ve bunu “tuzak” olarak niteliyor.

İnsanlık, bugünkü sorunlarının nedeni olan bu uzak bir geçmişi hatırlayamadığı için, düzene ayak uydurmuş bulunuyor.

Daha iyi bir ev, daha iyi bir araba, çocuklara pahalı eğitim, insanı sürekli peşinden koşturuyor.

Bu durumun da adaleti ve refahı sağlamıyor, sadece kapitalist düzeni besliyor…

Böyle bir tez neden ilgimi çekti derseniz, 21. yüzyılda, Avrupa’nın sınırında yaşadığımız “ortaçağ düzenini” sürekli sorguladığımdan olsa gerek…

“Niye biz böyleyiz” sorusuna yanıt ararken…

Başta yönetim anlayışlarımız, eğitimimiz, sağlık sistemimiz, doğaya ve çevreye düşmanlığımız, hatta trafiğimiz bile, neden çağdışıdır?

Harari’nin tezinden gidersek, yokluktan çıkar çıkmaz, sınırsız –ve çoğu kez de haksız- bir bolluğa kavuşunca, hep daha fazlasını, daha fazlasını istedik…

O bolluğa, ganimet dediğimiz lanetle ulaştık.

Emekle değil, çoğu zaman üç kağıtla kazanılan bir refah, aslında yalancı bir refahtı ve sonu da geldi…

Ama ne oldu, Kıbrıs Türk insanının evrimleşme sürecini bozan en önemli etken de ganimet oldu…

Bir kaç sınıf ortaya çıktı…

Bir, kayırılanlar… Ki onlar ganimet düzeninin parçası haline geldiler… Bunun içinde siyaset anlayışı da var, ranta dayalı  yaşam da… Devlet memuriyeti bile bu sistemin bir ürünü. Artık memur, yetenek ya da ihtiyaç gözetilmeden, kural dışı bir şekilde istihdam ediliyor. Hazır yani, çaba göstermeden ve adaletsizce, kolay yoldan…. Bu kesim gücü elinde tutuyor…

İkinci kesim, ilkinin kurbanı. Onlar, asgari ücrete talim…

Nüfusun çoğunluğunu oluştursa da, bu kurban kesim, sorgulamıyor…

İşte benim derdim bu…

Devletin kaynakları, eş, dost akraba, örgüt, parti ilişkileriyle paylaşılmaya devam edilirken, düzen gün geçtikçe çürürken, aksine bir hareket gelişmiyor.

Ne acaiptir ki, o kurbanlar, hala daha aynı bozuk düzenin bekçilerini seçmeye devam ediyor.

Bu da bence, “lüks tuzağı”ndan…

“Gün gele bize de bir fırsat çıkar mı?”

“Bizi de bir kayıran olur mu” beklentisi…

Çünkü tüketim, kısa yoldan köşe dönmecilik ruhumuza işlemiştir.

Onun da tek getirisi, düzenle uzlaşmak oluyor.

Bu da doğal olarak mevcut düzeni kalıcı kılıyor.

Ne yazık…

Hiç umut yok gibi…


YERİN KULAĞI VAR

HAZİRAN ÖNEMLİ:

Kıbrıs konusunda Haziran ayı oldukça önemli. Belki de 50 yıllık süreç artık bir daha açılmamak üzere kapanabilir. Özellikle Rumların seçimler ve doğal gaz nedeniyle masadaki oyalama taktikleri bu işin sonunu getirebilir. Bugünkü görüşmeden yeni bir Cenevre zirvesinin çıkmamasını Türk tarafı, bu işi daha da sürdürmenin bir anlamı kalmadı şeklinde yorumlayacak. Kısacası bugün her iki taraf için de önemli kararların verileceği bir gün…

 

SİYASİLER DE UMUTSUZ: 

Cumhurbaşkanı ile görüşen siyasi parti temsilcileri Kıbrıs konusunda gelinen aşamadan pek memnun değiller. Görüşmelerin sürmesi gerektiği, ancak buna karşın Rum tarafının sorunu çıkmaza sürüklediği konusunda hem fikir. Aslında konu basit. Yapılması gereken, HP Genel Başkanı Özersay’ın dediği gibi, ” Kıbrıs sorunu konusunda umut yok. Bir cenaze varsa kaldırmak gerek…”.

 

SICAK ÇATIŞMA:

Doğal gaz ve egemenlik konusunda Türkiye ile Güney Kıbrıs arasında yaşanan gerginlik uzmanlara göre, bölgede sıcak bir çatışmaya dönüşebilir. Anasatasiadis’in de böylesi bir gerginlik sayesinde milliyetçi oyları toplayabilme hayali, bu senaryonun gerçekleşebileceği sinyalini veriyor. Uzmanlar, önümüzdeki Temmuz ayının çok sıcak geçeceğini, Türk ve Rumlar arasında, doğal gaz nedeniyle kısa süreli bile olsa sıcak bir çatışmanın yaşanabileceği ihtimalinin gözardı edilmemesini savunuyorlar…

 

ERTELEME NEYİ HALLEDER:

CTP milletvekili Asım Akansoy, “Bugün gelinen noktada, müzakere sürecinin en azından bir yıl askıya alınması gerektiğini düşünmekteyim. Bu anlaşılır bir durumdur. Bu durumu zorlayıcı ve gerçekçi olmayan ifadelere büründürmemek gerekir” değerlendirmesinde bulundu. İy de bir yıl ertelemekle neyi düzelteceğiz ki? Bir yıl sonra doğal gaz sorununu mu, garantiler konusunu mu, yoksa dönüşümlü başkanlığı mı halletmiş olacağız. Anastasiadis’in de istediği, Şubat seçimlerine kadar sürecin buzdolabına kaldırılması değil mi?

 

AKIBETİNİ BİLEN VAR MI?:

Meclis’ten geçmesini önlemek için binlerce gencin sokaklara döküldüğü “koordinasyon ofisi”nin akıbetinin ne olduğunu kaçımız biliyor? Gençlere yönelik yatırımlar yapılacağı gerekçesiyle imzalanmak istenen bu anlaşma ne oldu? Bugünlerde özellikle ülkenin dört bir yanında hizmete giren sportif yatırımları okuyunca birden aklıma geldi nedense…

 

ZATEN YAPILIYOR:

Meclis’te kabul edilen yeni yasa ile işverenlerin gidip, Çalışma Dairesi’ne başvurmaksızın doğrudan Türkiye’deki iş kurumuna veya oralarda ruhsat verilen özel ofislere başvurarak işçi getirebilecekleri iddiası ülkede, özellikle de iş çevrelerinde yeni bir tartışmaya neden oldu. Aslında bu zaten fiilen uygulanıyor. Turist kimliği ile ülkeye gelip, kayıtsız ve kaçak olarak çalıştırılan yüzlerce işçinin durumundan ne farkı var ki? İster Türkiye’den, ister diğer ülkelerden gelen işçiyi kayıt altına almadığınız sürece böyle bir yasa çıksa ne olur, çıkmasa ne olur…

 


ZİRVEDEKİLER

Hastalıksız Çiftlikler: Bir AB projesiymiş. Veteriner Dairesi yürütmüş, brucella’dan ve başka hastalıklardan beli kırılan üretici, şimdi sağlıklı çiftliklere kavuşuyor. Tabii biz de hastalıksız gıdaya… Bir üretici, sertifika töreninde, geçmişte kendisinin de brucella’dan ağır şekilde etkilendiğini söylüyor. İhtiyacımız olan icraat budur. Parayı ver, gerisine bakma değil. Ha, bir de AB projelerine burun kıvıranlar var ya, onlar bu işe ne der acaba..?

 


DİPTEKİLER

Nabeel Shaath: Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın temsilcisi, Nabeel Shaath, Güney’de temaslarda bulunduktan sonra yaptığı açıklamada, “iki halkın da yabancı işgale ve kolonizasyona uğradığını; aynı zamanda bağımsızlık ve özgürlüklerinden mahrum kaldığını” iddia etti… Zamanında Rauf Denktaş’ın yakın dostu olan Yaser Arafat’ın “Ne mutlu size ki, bir anavatanınız var” sözlerini hatırlayanlar olarak, dış politikada herşeyin çıkara bağlı ve konjoktürel olduğunu bir kez daha gördük. Müslüman dostluğu, dayanışması falan da bizim buralara hiç bir zaman uğramadı…