Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Durun Bakalım, Spekülasyonlara Gelmeyin…

Türkiye’nin güvenlik ve garantiler konusundaki önerilerine ilişkin detaylar verilmesi, tartışmalara neden oldu.

Türkiye yetkilileri herşeyden önce  basına yansıyan yüzdelikleri reddettiler. O andan itibaren, bu metin üzerindeki tartışmalar manasını kaybetti.

Evet güvenlik ve garantiler Kıbrıs konusunda düğümün tarağa geldiği noktadır.

Belki bundan önce toprak, mülkiyet, yönetim veya siyasi eşitlik öncelikliydi ama, bugün her nasıl olduysa güvenlik ve garantiler öncelik kazandı.

Türkiye’nin bu iki konuda, bundan önce hiç yapmadığı bir şekilde esnek davrandığı da bir gerçek.

Günümüz koşullarına göre, bunu yapacağını zaten açıkladı.

Ancak, haydi bugünden, birinci adımda, ya da tümüyle falan değil.

Durun bakalım. Ya bizim yönetimle ilgili vazgeçilmezlerimiz?

Temsiliyet haklarımız? Dönüşümlü başkanlık? Ve evet, siyasi eşitlik?

Bunların hiç birinde somut bir anlaşma olmayacak, ama Türkiye “tamam, ben askeri de çekiyorum, müdahale hakkımdan da vazgeçiyorum, kimi isterseniz garantör yapın” diyecek.

Var mı öyle yağma?

Ha bir de ‘mutadis mutandis’ konusu. Özellikle garantilerle ilgili olarak Annan Planı’nda böyleydi. Yani aynen kalacak, günün şartlarına göre değişebilecek. Türkiye’nin güvenlik değil ama, garantiler konusunda dediği yine bu.

Bence doğrusu da bu.

E, durun bakalım bir görelim. Geçen defaki gibi iki yılda batlos olacaksa, bu haklarımızdan niye vazgeçelim ki…

Rum’un yaptığı bir oyun. İşi güvenlik ve garantilere indirmek gibi. Şu anda yaptıkları da bu spekülasyon yaratma oyununu sürdürmek…

Her çıkan haberin üstüne sazan gibi atlamak, hem sonuca zarar verir, hem insanı komik duruma düşürür…


DENETİM NEREDE SAYIN BAKANLAR..?

Hükümet nihayet öğrenci kimliğini kullanarak suça karışanların sayısının artmasından rahatsız oldu.

Bir taraftan medya işin üstüne gitti. Ama, keşke sadece medya uğraşsaydı bu konuyla.

Bu kriminaller, her gün yeni bir vukuat işlediler.

Hükümet de çare aramaya başladı.

Bu işin güzel tarafı.

Daha önce de hem Eğitim Bakanı, hem Çalışma Bakanı öğrenci niteliğini yitirenlerin sınır dışı edileceğini, bu yönde çalışmaları olduğunu söylemişlerdi.

Kısmet bugüneymiş.

Geç olsun da güç olmasın diyeceğim ama, tam değil.

Yaptıkları şu; TC uyruklu öğrencilere öğrenci izni 2 yıl, diğerlerine bir yıl. Yani daha sık izin çıkartacaklar… ‘Ben buradayım, öğrenciyim’ diye ispatı vücud edecekler.

İyi niyetli bir yaklaşım. Beyana bırakılmış.

Ama ya çıkartmazlarsa..?

Ya kaçak yaşamayı tercih ederlerse..?

Ki büyük çoğunluğu da böyle olacak. Yani şu andaki gibi…

İstediğiniz güzel düzenlemeyi yapın. Denetlemezseniz, bir işe yaramaz.

Ya üniversiteler boyutu..?

Devam mecburiyetinin geri gelmesi için bir şey yapabiliyor musunuz..?

Devamsız öğrenciyi bildirmelerini sağlayabiliyor musunuz..?

Bugüne kadar kaç üniversite kaç kişinin kaçak olduğunu ihbar etti..?

Kozmetik kararlarla ne bizim gözümüz boyanır, ne de sonuç alınır.

Eğer sokakları bu kriminallerden temizlemek, ekonomiyi kaçaktan kurtarmaksa niyetiniz, bu dediklerimi de yapmak zorundasınız…


YERİN KULAĞI VAR

HANİ ORTAK BELGE ŞARTTI:

Ne demişti Rum Tarafı; “ortak belge olmadan cenevre’ye gidemeyiz”. Biçare Eide oturdu, tarafların pozisyonlarını kağıda döktü, gönderdi. Anında reddettiler. Ama sonra, “gitmeyiz” diyenler, belge melge olmadan Crans’ın yolunu tuttular. İşte onun için diyorum, herşey siyasidir. Garantiler de öyle, diğerleri de öyle. İsteseler, ellerini tutan yok. Niyet var mı niyet? Siz ona bakın…

 

DÜN ÖYLE BUGÜN BÖYLE:

Anastasiadis’in Annan Planı’nı kabul ettiği hatırlatılıyor sık sık. Oysa bugün, Annan Planı’nda hiç de itiraz etmediği şeyleri öne çıkarıyor. Neye benzetiyorum biliyor musunuz, AKEL’in durumuna. O günlerde red ederken, liderlikte değildi. Şimdi muhalefette daha ılımlı. Ama Anastasiadis’in sırtında iktidar olmanın yükü var, kolay değil, yakında da seçim….

 

KOÇİAS’A BİRŞEYLER OLDU:

Yunan Dışişleri Bakanı Koçias, Crans Montana’da yaptığı açıklamlarla sadece Rumları değil, biz dahil herkesi hayrete düşürüyor. Önceki gün “yeni bir devlet”ten bahseden Koçias, dün de ELAM’ın sadece askeri ve güvenlik gibi sistemlerle etkisinin ortadan kaldırılamayacağını, bunun gibi zararlı örgütlerin demokratik yollardan ortadan kaldırılması gerektiğini söyleyerek yine herkesi şaşırttı. Şahin duruşuyla bilinen Koçias’ın kafasına sakısı mı düştü acaba demekten kendimi alamıyorum…

 

ÖNEMLİ OLAN:

Sanki herşey anlaşılmış bir tek o kalmış gibi, olası yeni garanti sistemi ile, adada kaç asker kalacağını tartışıyoruz. Önemli olan iki tarafın da içine sindireceği, kabul edilebilir ve kalıcı bir anlaşmaya varmaktır. Her iki taraf da birbirine o güveni verdikten sonra, asker sayısının ne önemi var ki? Ayrıca Türkiye dediğiniz bize beş dakikalık mesafede. Önemli olan, güvenin yeniden sağlanabilmesi. Bunun için de anlaşma imzalanıp, uygulamaya geçse bile zamana ihtiyaç var.

 

CRANS-MONTANA’YA BİR İKİ:

Güzelyurt Sivil Toplum Platformu Sözcüsü Şinasi Özdeş, çözüm isteyenlerin Crans- Montana’da gösteri yapması üzerine ‘milliyetçi partiler nerede’ diye sormuş. İyi o zaman, bizim milliyetçiler de toplansınlar gitsinler. Çözüm isteyenlerin karşısına, ellerinde bayraklarla çıkısınlar ve “biz böyle bir çözüm istemeyiz” desinler, tutan mı var..?

 

REKOR KIRSANIZ NE OLUR: 

Turizm Bakanı Fikir Ataoğlu, turizimde son 42 yılın en iyi döneminin yaşandığını söyleyedursun, isterse ülke, tursitten yürünmeyecek hale gelsin, çevreye ve temizliğe önem vermedikten sonra, bir gelen bir daha gelmez.  Eğer gelenler, “Kıbrıs güzel ama çevre çok kirli, yolllarda sıkıntı var, yollar yol değil, elden geçmesi lazım” diyorsa, bu canlanma sürdürülemez demektir…

 

 

 

ZİRVEDEKİLER

Hüseyin Ekmekçi: “Crans Montana’nın esas başarısı, bir uzlaşı ve referandum tarihi ile adaya dönülmesidir. Eide’nin açıklamaları bana göre ‘başarısızlığa kılıf…’. İlerleme dediğin nedir ki?

Ne işe yarar… Zaman ortaya irade koyma zamanı… Akıncı ve Anastasiadis, zaman zaman Yunanistan ve Türkiye’ye rağmen bu cesareti ortaya koyabilmeli. Gerisi başarı değildir. Sadece BM’nin ipi koparmama çabasıdır. Yetmez…”

DİPTEKİLER

Doktorsuz Hastaneler: Devlet hastanesinin değerlerinden biri, genç bir kardiyoloji uzmanı Naciye Özbek de istifa etmiş. İstifa eden edene… Başhekim doktorları nasıl kaybettiğini anlatıyor. Onun için üzücü, halk için dehşet bir durum. Onkolojide de durum farklı değil. Hastanenin içindeki kavgalar, dıştan gelenleri caydırıyor. Zaten kadrolu onkolog yok, dıştan gelenler de vazgeçiyor. Ama kanser vakaları durmuyor, artıyor. Sağlık Bakanı  genel sağlık sigortası sistemini hayata geçirdiğinde, çalıştıracak doktor bulamayacak…