Geçtiğimiz Pazar akşamı sadece çok keyifli bir dünyasal futbol karşılaşması izlemekle yetinmedim.. Futbolun mucizevi albenisine de elledim. VE anladım ki o akşam tüm dünya insanlarını sallayıp sarsacak, ayağa kaldıracak kadar büyük bir ilgi ve keyifle izlenen o futbol karşılaması bile bitiş düdüğü çalarken yine arkasında bir “zaferle bir mağlubiyet” bırakırken, sevinçle hüznü birlikte yaşatacak ve asla “adilane paylaşım” gerçekleşmeyecektir! VE yine anladım ki her oyunun bir galibi bir de mağlubu vardır! Ve her oyun bir yıldız yaratırken bazı yıldızlar da bir daha doğmadan kayıp gitmektedirler! NE var ki dünya futbol tarihine kazınan o unutulamayacak karşılaşmanın tarihi yazılıp çoktan kayıt altına alındı! Messi ile birlikte. Ki 90 dakikalık süre yetmedi uzatmalara da gidildi ki ille de geride kazanılmış bir zaferle bir de mağlubu olsun!. Galiba insanlık yaradılışının ruhu da bu olmalı!.
KISACA büyük karşılaşma büyük olaydı.. Ve tek bir oyuncunun, Arjantinli Messi’nin futbol tarihine damgasını vurduğu dünyasallıktaydı. Ki oyunun son düdüğü çaldığında şunu anladımdı: “Bazen işte o tek kişi” bir takımı, bir takım bir milleti, bir millet dünyayı heyecanla ayağa da kaldırırken, Fransa gibi bir ülkeyi de mateme boğabilirdi.. Karşılaşma bittiğinde anladığım şu oldu: Büyük ve dünyasal futbol takımları bile tek bir yıldız futbolcunun sürüyüp götürdüğü liderliğinde zafere ulaşabilirler.. Ve dünyamız ülkeleri “demokrasi eşitlik” ahkâmlarında bile işte o kabiliyetli liderleri ile büyürler, onlar sayesinde büyüktürler! Ki tarihler “adları” ile kaimdirler… Diyor ve KKTC geçiyorum:
***
RAHMETLİK Denktaş’tan sonra kitleleri peşinden koşturtacak, sürükleyip götürecek “toplum liderlerimiz” yetişmedi. Yada henüz olgunlaşma döneminde olanları vardır zaman ve mekânın denk düşmesi gerekmektedir..
FAKAT şu anda biz bize kalmışlıkta birbirimizi çok da anladığımızı sanmıyorum! Üstelik öne çıkan toplumu “liderlik” vasfı ile etkileyen “politikacımız” da yoktur! Hatta Anavatan Türkiye ile KKTC’yi el ele tutuşturup ileriye götürecek, toplumun ulusal değerlerini yüceltirken halkı “birlik ve beraberlik” içinde kalkınma büyüme geliştirme seferberliğine sokacak liderlerimiz de yetişmemiştir.. Bütün gerçekleştirilenlerle icraatlar sonuçta Ankara’nın himmeti kadardır.. Buna karşın toplumun bir yarısı işte o Ankara ile de kavgalıdır! Bitmesi için de bir Messi’mizin yetişmesini bekleyeceğiz! ***TABİ DURUM VAZİYETLERİMİZ BÖYLE OLUNCA: Topa sahip olan da ayağında tutan da şut çekerken gol yapan da Ankara olmaktadır..
NİTEKİM bir süredir Sn. Metin Feyzioğlu’nun Büyükelçi olarak atanmasından sonra her halde sizler de fark etmişsinizdir yeni bir toplumsal devinim başlarken, uzun yıllardır rölantiye yatırılan siyasi sorunu da etkileyecek çalışmalar faaliyetler söz konusu olmaya başlamıştır..
TÜRKİYE, AZERBAYCAN, KKTC ve AK PARTİ yetkililerinin bir süredir KKTC de gerçekleştirdikleri ortak toplantıyı, “bir millet üç devlet” olgusunun önümüzdeki günlerde sesini soluğunu her halde daha iyi ve anlaşılır şekilde göreceğimiz gelişmeleriyle yaşayacağız..
ŞİMDİLERDE sadece “artık Kıbrıs Türk halkı dünyanın yalnızlığa mahkûm edilmiş devletinin yurttaşları olmaktan kurtulmaya, özgürlük ve egemenlik yolunda tanınmaya başlanmıştır” diyebiliriz.. Tutun ki esaret zincirleri bir bir kırılıyor en azından Türklük dünyasında bir “gözlemci” sıfatıyla da olsa yerimizi alıyoruz.
Kİ Osmanlı’nın adayı İngilize kiraladığı 1914’den beridir Türk halkı bu adadaki sahipliğine karşın “esareti” yaşamaktadır!
VE iki asırdır da adanın “Rum-Yunan egemenliğine girmemesi için mücadele etmektedir..” Tutun ki varlık ve direnişi ile adanın Yunanistan’ın bir parçası olmasını önlerken, Türkiye’ye de Doğu Akdeniz’de soluk alacağı güvenli bir üssünün bir toprak parçasının bekçiliğini yapmaktadır.. Hem kendi bekası hem de TC’nin Akdeniz’deki hayatiyeti için…
BU BÜYÜK ve tarihi olayın hâlâ bir siyasi ve milli mücadele süreci olduğunu bilmemizde büyük fayda olmalıdır da… Çok da aldırdığımızı sanmıyorum! Yazık ki çok uzun süredir toplumun dinamizmi ile heyecanlarını eteşleyecek siyasi liderler de yetiştiremiyoruz! Belki bundan sonra…
***
VE OLUMLU VE YERİNDE KARAR: Üstelik gecikmişliği ile! Olsun ama. Ki haberi işittiğimde “nihayet” dedim!
Geçtiğimiz gün Sn. Başbakan açıkladı. “3. ülkelerden üniversitelerimize gelen öğrenci kimlikli kişiler bundan böyle “okul dışı işlerle uğraşmayacaklar!”
YANİ kayıtları yaptırıp sonrası yıllarda okullarına bile uğramadan kayıtsız şartsız türlü çeşitli işlerde çalışmalarının önünü kapatılıyor! Bu nedenle ülkeye girişlerde e-vize
Uygulaması ile önceden süzgeçten geçirilecek denetimler yapılacak.
***
UZUN zamandır KKTC’nin bu konuda başının çok ağrıdığını beterin beteri olacağını yazıp “denetim de denetim” derken ne kadar haklı olduğumuz son alınan kaçınılmaz yasal tedbirle bir kez daha anlaşıldı..
TUTUN Kİ bundan sonra kaçak işçiliği azdırmakla kalmayıp, kanun dışılığı çakan ve “yasak” olan türlü çeşitli pis işleri öğrenci kisvesi altında memleketin “kanayan yarası” haline getiren “öğrenci” kimlikli 3. Ülke insanlarının faaliyetlerine artık son veriliyor! Ya okula devam ya ülkelerine geri dönüş!
BİR hukuk devletinden beklenen de böylesi bir karardı takdirle karşılıyoruz fakat “işte bu kararın da bizatihi şu bizim müzmin derdimiz olan “denetime” ihtiyacı olduğunu düşündükçe tereddüt de ediyoruz. Şöyle ki “ya yeterince denetim yapılmaz da alınan karar havada kalırsa” diye! İnşallah korktuğumuz olmaz..
































