Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Dünya konuşuyor…

Fransız haber kanalı France 24’de yayınlanan bir haberde, Doğu Akdeniz’de bulunan doğal gaz yataklarının Avrupa’nın burnunun dibinde olmasının avantajlarına dikkat çekiliyor, ancak Avrupa’ya ulaştırılması konusundaki sorunlar da sıralanıyor.

Yazının Kıbrıs’la ilgili kısmında ise kullanılan ifadeler çok önemli. Bakın nasıl geçiyor;

“Akdeniz’in altındaki gaz, yeni çatışmaların tohumlarını da barındırıyor. Bölünmüş Kıbrıs adasında, yeniden birleşme müzakerelerini tehdit ediyor”…

Durum bundan daha kısa ve öz anlatılamazdı.

“Görüşmeler yeniden başlıyor, Türkiye-Yunanistan uzlaştı, Cenevre’ye gidiliyor” falan diye haberler çıkmış olsa da, işin aslı bu…

Haberin son cümlesi de önemli.

“Bu değerli kaynaklar, iki ucu keskin kılıç gibi, Mısır’dan Suriye’ye, Lübnan’dan İsrail ve Kıbrıs’a soğuk savaş refleksini uyandırıp, zaten istikrarsız olan bu bölgenin jeopolitik düzenini yeniden bozabilir”…

Ve Güney Kıbrıs, halihazırda, adada barış ve huzura imza atmak yerine, kendi halkını ve tüm adayı sonu belirsiz bir maceraya sokmuş durumda.

Kimseyi dinlediği yok.

Ama anlaşılan, ona da “yürü de korkma” diyenler var. Bunların kim olduğu da belli, onlar şimdiden ellerini ovuşturuyorlar…

Güney’de yayınlanan Cyprus Mail gazetesi, bir kaç gün önce eski Dışişleri Bakanı Rolandis’in, Anastasiadis’e hitap eden mektubunu yayınladı.

Kiprianu’nun DİKO partisinin üyesi olduğu dönemde Dışişleri Bakanı olan ve KKTC’nin ilanından hemen önce Kıbrıs konusunda yaptığı uyarılar nedeniyle partisiyle arası bozulunca istifa eden Rolandis, doğru tespitler yapan bir politikacı.

Sürekli olarak uyarı görevini yapıyor, ancak tabii kimsenin dinlediği yok…

Rolandis mektubuna, “Sevgili dostum, Başkan Nikos Anastasiadis” diye başladığı mektubunda, Anastasiadis’in cesaret aldığı çevrelerle ilgili uyarı yapıyor…

Kendisinin de Kıbrıs ve Yunanistan’da hayatta olan en yaşlı Dışişleri Bakanı olduğunu hatırlatarak,

“Adımlarına dikkat et. Türkiye ne yapacağı belli olmayan bir ülke. Kimse seni bu konuda uyarmamış olabilir…. Kimse Türkiye’nin egemenlik haklarımızı sorgulamasına da hak vermez, ama bizi de Kıbrıs Türklerinin hakları konusunda haklı görmez. Konu oldukça hassastır… Kıbrıs daha fazla aşağılanmaya ve mali krize dayanamaz” diyor.

Olay budur.

Doğal gazdan kar elde edecek olanlar için, Kıbrıs’ın halklarının çekeceği acıların zerre kadar önemi yoktur. Rolandis’in söylediği bu.

Bu topraklarda, her iki halk da siyasi ve ideolojik inatlarla çok acılar çektiler.

Hem iki halk arasında, hem de halklar kendi içlerinde.

Siyasi hırslar gözleri öylesine kör etti ki, savaş çıktı bu ülkede…

Ekonomik krizler yaşandı…

Gerginlikler yaşandı…

Ne çektiysek, Ortadoğu coğrafyasının insanları olmamızdan çekiyoruz.

Hani derler ya “şark politikası”, aynen o…

Ülke için değil, halk için, gelecek için değil, bencil çıkarlar için yapılan politika…

Şöyle gözümüzü azıcık doğuya çevirip baksak, yangını göreceğiz…

Ama görmek için, hırsın perdelemediği gözler lazım…


YERİN KULAĞI VAR

KEŞKE SAMİMİ OLSA:

Pekin’de yeralan Erdoğan-Çipras görüşmesinden sonra Cumhurbaşkanlığı kaynaklarına dayandırılan haberde, “Şu ana kadar arzu edilen netice alınamamış olsa da Kıbrıs meselesiyle ilgili görüşmelerin devam etmesi ve pozitif bir gündemle meselenin çözüme kavuşturulması için çalışma yapılması konusunda mutabık kalındı” deniyor. İnsan önce “hayırdır” diyor, sonra buna benzer yüzlerce açıklama okumanın hayal kırıklığıyla kalıyor. Cenevre zirvesi öncesinde de defalarca duyduk bu sözleri, sonuçta, tam da garantiler konuşulacak derken, Dışişleri Bakanı Kocias  ortaya çıkarıldı ve zirve başlamadan bitti. Şimdi bakalım ne çıkaracaklar…

 

NİYET YOK:

Avrupa Komisyonu’nun KKTC’ye gönderdiği heyetlerin gerçekleştirdiği temaslardan, KKTC’deki hiçbir sektörde “kabul edilebilir Avrupalı düzeyde” hareket edilmediği ve bu yönde hareket edecek niyetin olmadığı izlenimi edinildiği iddia edildi. Hani insan yalandan bile olsa yaparmış gibi görünür ama, en kötüsü adamlar bizde bunu yapmak için niyet olmadığını çabuk anladılar. Peki şaşırdık mı, hayır. Zaten niyet olsa, halkın insan gibi yaşaması Avrupa’yı örnek almadan da yapılabilirdi…

 

BİZ ADAM OLMAYIZ:

“Arka arkaya gelen koalisyonlarla artan makam, mevki ve menfaat paylaşımlarından insanlar artık bıkmış durumdadır” diyen HP Genel Başkanı Kudret Özersay, tek başına iktidara talip olduklarını söyledi. İyi güzel de bunu başarmak hiç kolay olmayacak. Bugün yüzünüze gülen, size alkış tutanlar, yarın üç kuruşluk menfaat için beğenmeyip eleştirdiği bu sisteme mühürünü basmaktan çekinmez. Bu sistemi yıkıp değiştirmedikçe, ne biz, ne de bu ülke adam olur…

 

DEVRİMCİ UBP!:

Sağlık Bakanı Sucuoğlu’nun, “sağlıkta devrim yaptık” açıklamasının ardından UBP Başbakan Özgürgün de “10 bin üye ile 7 adayın yarıştığı ve 8 bin  üyenin oy kullandığı bir kurultay gerçekleştirerek, devrim yaptıklarını” söyledi. Önüne gelen devrim yapıyor. Bizim ülkede devrim yapmak ne yazık ki bu kadar ucuz…

 

HEM TANINMIYOR, HEM EN PAHALI:

Mete Hatay, Türkiye dışında hiçbir ülkenin tanımadığı KKTC pasaport fiyatını dünyadaki diğer bazı  ülkelerdeki pasaport fiyatlarıyla karşılaştırdı. Sonuç hayli ilginç. 10 yıllık İngiliz pasaportunun fiyatı 331 TL, ABD pasaportu 10 yıllık 393 TL, Kıbrıs Cumhuriyeti 10 yıllık 273 TL iken, KKTC de ise 5 yıllık pasaport için ödenen para 550 TL…Sadece su, elektrik fiyatlarında değil, tanınmamış pasaport ücretinde de dünya birincisiyiz…

 

O GÜNLER GERİDE KALDI:

Bayram, yılbaşı, anneler ve babalar günlerinde esnafın ortak şikayeti, bekledikleri satışı yapamamları… Böyle günlerde esnaf ağız birliği yapmışcasına satışlarda beklenen hareketliliğin yaşanmadığından şikayet eder. Kusura bakmasınlar ama, milletin karnını doyurmakta zorlandığı bir dönemde kimsenin bırakın hediyeyi, bir demet çicek alacak gücü yok. O günler artık çok geride kaldı…


ZİRVEDEKİLER

Tamer Öncül: “EN KUTSAL SEVGİ”nin sömürülmesi üzerine kurulan bu reklamlar, ‘Anneniz Bunu Hak Ediyor; Annelere Özel Kampanya…   Herkes Annenize Özenecek…’ vb. sloganlarla başlayıp; MAL pazarlamakla uğraşıyorlar aslında… Övgüler de annelere değil; pazarlanan MAL’adır… Analığa övgü yok… Aksine aşağılama var…  Sevgiyi, aşkı geri plana iten; küçük düşüren, hatta aşağılayan; TÜKETİM AŞKI’nı öne çıkaran, bu tür reklamlara baktıkça aklıma hep Candan Erçetin’in o güzel  şarkısı düşer: Annem anneeem, sen üzülmeee..”


DİPTEKİLER

Tarım ve Hayvancılık Sektörü: Serbest piyasa ekonomisinin benimsendiği söylenen bu ülkede, her iki sektör de, piyasa kurallarının dışında, saçma bir korumacılıkla şekillendiği için hem verimsizdir, hem ekonomiye katkısı yetersizdir, hem istihdam alanı yaratmaz, aksine rant ve rantçı yaratır. Çok merak ediyorum, ‘çıktı, çıkıyor’ denilen şu Master Plan, verimsiz kuru ziraate verilen destkelere, teşviklere engel olacak mı, verimli, ekonomik artı değer yaratan üretimi sağlayacak mı, ya da mesela et kaçakçılığının önüne geçecek gerçek piyasa koşullarını getirecek mi..?