Ulusal günlerdeki hamaset kokulu nutukları sevmem. Zoraki olmaları bir yana. Konuşmalarını yapan “yetkililer” için de “günün önemine binaen” dendiğince “vazifenin” yerine getirilmesidir!
Nitekim 20 Temmuz Zafer Bayramı gelip geçerken, kırk yıldır değişmeyen prosedüründe yine hamaset nutukları atıldı, siyasi soruna ilişkin “beylik” mesajlar verildi..
YALNIZ bu yıl Lefkoşa’daki törene Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yardımcısı Fuat Oktay’ın katılması tutun ki protokol yönünden önemliydi..
Verilen mesajlar ise her zamanki gibiydi: “Türk tarafının çözüm istediği bu konuda elinden geleni yaptığını fakat Rum tarafının her defasında çözümü dinamitleyip masadan kaçtığını” vurgulayan ve kınamayla sitemde bulunan mesajlar!”
TABİ artık Kıbrıs sorunuyla birlikte “Rum’un Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yatakları” da konuşuluyor. Nitekim Sn. Akıncı da Erdoğan’ın gönderdiği kutlama mesajından yaptığı alıntıda şunları söylüyordu:
“O da (Sn. Erdoğan) Akdeniz’in bir barış ve istikrar bölgesi olmasını temenni ediyor. Kıbrıs’ta bulunacak bir çözümün bu istikrara yapacağı katkının altını çiziyor..”
Ve anlıyorduk ki eğer müzakereler yeniden başlarsa artık masaya “Doğu Akdeniz’deki enerji” de gelecek yani Kıbrıs sorunu önem itibarıyla bir kat daha katmerlenecek!
PEKALA çözüm? Olmuyor! Annan planı sonrası referandumda, Crans Montana’da da gördük! Rum tarafı son aşamada bir bahane uydurup masadan kaçıyor yahut müzakereleri çıkmaza sokup kadük hale getiriyor! Benim asıl şaştığım Türk tarafının sorunun nasıl sonlanacağını bilmesine karşın müzakereleri ısrarla sürdürüp götürebilme kabiliyetidir!
TABİ geçenlerde Güney’i ziyaret eden Yunanistan savunma Bakanı Kommenos’un Türkiye’yi işaret ederek “artık Yunanistan uzak değil” dediğine de bir mim koymak gerekecektir! Çünkü Rum tarafı sürekli silahlanmakta, sonunda Fransa gibi ülkelerle bile askeri anlaşmalar yapabilmektedir!
Ve tabi Kommenos Türkiye’ye şunu demek istemektedir: “1974’de bizi gafil avladın ama artık Ege’den Doğu Akdeniz’e, oradan Kıbrıs’a çok yakınınızdayız..”
KISACA 44 yıl sonrası Kıbrıs’a baktıkta görülen gerçek tarafların kemikleştikçe coğrafyalarına daha çok sahiplik koymalarıdır! Tabi çözümü sağlamak da daha çok zorlaşmaktadır..
Bu nedenle diyoruz, “artık işimize bakalım…”
**********
ARTIK İŞİMİZE BAKALIM!
Yukarıda 44 yıl sonrası siyasi sorunu dürterken, “artık işimize bakalım” dedimdi!
Çünkü sorunun “müzakereler” sonrası geriye kalan artıklarına baktığımda umutsuz vakadan başka bir şey göremiyorum. O zaman da kurtuluş için KKTC’i gömüldüğü bataklığından kurtarıp yüzdürmekten başka çaremiz yoktur diyorum..
NİTEKİM 20 Temmuz kutlamaları nedeniyle KKTC’e gelen Cumhurbaşkanı yardımcısı Fuat Oktay, türlü çeşitli mesajları yanı sıra şunları da söyledi: “Türkiye Kıbrıs’ın ekonomik ve mali yönden gelişmesi için, dün olduğu gibi gelecekte de üstüne düşeni yapacaktır…”
İŞTE o ben o “dün” kelimesine takıldım yine! Örneğin o “dün”ün en uzak ucu 1974 Barış Harekâtının hemen sonrasıydı ve Rahmetlik Ecevit “şimdi de bu zaferi ekonomik kalkınma ile taçlandıracağız” diyordu..
Ne var ki 44 yıl geçti ama o “tacı” takmak hâlâ nasip kısmetimiz olmadı!
Bu nedenle ne zaman “ekonomik kalkınmamızdan” söz edilse “allerji” yapmış olmalı, kaşınırım! Çünkü 44 yıldır Türkiye’ye desteğine rağmen kalkınmayı başaramadık! NİTEKİM çok katlı devasa binaları, yağma edilen sahilleri, her köşeye dikilen bir üniversiteyi, her zaman ithalatın ihracatımızı yediğini, yaptıklarımızın kat katını batırdığımızı… Konumuz dışına itip “hesaptan kitaptan çıkartır” ve “geriye kalan nedir” diye sorarsak, işte manzaramız:
“Uyuşturucu, darp, sirkat, pislik, dolandırıcılık, dökülüp giden tarım sektörü ile kurumlarımız” falan…
YANİ 44 yıllık Kuzey’i cicim bicim yapamadık ama “yaptıklarımız” da yenilir yutulur gibi değiller! Nitekim 44 yıl sonra geldiğimiz yerde soruyoruz: “Hadi kardeşim söyle bana, nereden buldun?”
Adı ne olursa olsun, “ister Mal Bildirimi” olsun, ister “beyanı” olsun! Önemli olan böyle bir yasanın yürürlüğe girmesini zorlayacak toplumsal kirliliği yaratmış olmamız! Dolandırıcılığı, rantı, rüşveti toplumun sosyoekonomik gelişiminin önünde giden “egemen unsurlar” haline getirmemiz!
ÇOK kısaca asla başaramadığımız kalkınma planlarımıza karşın bazı kişilerin “yetkili ve sorumlu” oluşlarını kullanarak, devleti soyarak yolarak, kakalayarak, gasp ederek ensesinden kalkınmak…
Henüz olay “yasa tasarısı” aşamasında!” “Yasalaşır” mı bilmiyorum. Gerçekleşirse hep beraber şunu öğreneceğiz ama:
NEDEN (bazı) insanlar hem de devlet kademelerinde görevli oldukları halde Allah’ın yürü ya kulum dediğince palazlanıp şişinirlerken, devlet sürekli muhtac’ı dide bir zavallı olarak kaldı?
Umut edelim ki bunun cevabını “doğru sorgulamalarla doğru kararlarda bulalım…
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (TC’NİN GARANTİSİ…)
Geçen hafta felaketi hep birlikte yaşadıktı. Suriye’li mültecileri kaçıran bir geminin Kuzey denizimizde batması sonucu ölümler kayıplar insanlık dramı ötesinde vicdanları sızlatan olaylara tanık olduktu..
Ve bir kez daha anladıktı: “Bölgemiz” dediğimiz Ortadoğu’nun bir parçasıyız! Ne fil kulesi kalelerimize sığınsak ne gözlerimizi kapatıp kulaklarımızı tıkasak… Yeter ki ateş yayılmaya görsün, bizi de yakar! Dolayısıyla şimdi çok daha iyi anlamamız gerekir: “Türkiye’nin korumacılığı, Rum’un keyfine bırakılamayacak gereklidir..”
































