Siyasi geleneğimize aykırı teamül nedeniyle çok huzursuz olduk!
Yansımasının “Ad Hoc komitesinin” oluşturulmasıyla tecelli eden ve Meclisteki muhalefeti ayağa kaldırırken, hükümet kanadını da marifetinden dolayı keyfe sokan olaydır sözünü ettiğimiz!
Oysa diyor ki “muhalefet kanadı” bizim derdimiz erken seçim değil, demokrasidir! Azınlık hükümeti durumundaki UBP Mecliste Ad Hoc komitesi oluşturmakla demokrasiyi tepeledi..” Vah vah!
***
NEYİ TARTIŞIYORUZ? Ne demokrasinin tepelenmesini ne Ad Hoc komitesini…
Tartıştığımız vakti zamanı geldiği halde gerçekleştirilmediği için canları sıkan ve aslında siyasi teamülümüze aykırı olan erken seçim kararı üzerinde siyasi partilerin bir mutabakata varamamasıdır!
Kaldı ki zamanı geldiği halde hâlâ neden erken seçim kararı veremediklerine de çok kızmaya başladık!
Hani alerjisinin zamanı sırası geldi miydi uyuz hastalar gibi kaşıntı nöbetine girilir ya..
Kaç zamandır erken seçim kararının çoktan alınması gerektiği halde kararsız kalınmasına artık uyuz olmaya başladık kaşıntımız o nedenle! ***
ÇÜNKÜ bu halk aç susuz kalır, seçimsiz asla!
Çünkü Kuruldu kurulalı KKTC eğer zırt pırt seçim de yapmasa her yönden kadük duruma düşeceğinden kendini feshetmek zorunda kalacak!
Nitekim son günlerde bu gerçeği gören muhalefet cephesi UBP azınlık hükümetini işaretle “siz KKTC’nin siyasi bekası, demokratik hakları dolayısıyla erken seçimleriyle oynayamazsınız” diyerek bu konuda seferberlik çağrısı yapmaya başladı!
Umut ederiz geçen her gün ulusal kayıplar hanemize zararlarıyla kazınırken gerçekleştirilmeyen “erken seçim,” hayırsıyla bu yılın sonuna kadar yapılacak ve KKTC bir kez daha demokrasinin ve hukukun çok partili nizamları içinde, bu kez de sınavını sandık başlarında verecektir..
Diyelim ve bir başka soruna atlayalım:
***
DAM BAŞINDA SAKSAĞAN! Bir süre önce TC elçiliğinden bir haber çıktı:
“Elçiliğin kalkınma ve Ekonomik İşbirliği Ofisi KKTC ulaştırma sektöründe proje ve faaliyetler için toplam 460 milyon 150 bin liralık kaynak ayırdı. 322 Km. köy yolu 2 yıl içinde yenilecek..
MEDYADAKİ bir başka haber ise şuydu: Kayıtlı işsizlik sayısı 15 bine ulaştı. Bu “işsizlerin” çoğunluğunca genç nüfus olduğu düşünülürse oran büyük, durum ise vahim olmalıdır!
Ayni sıralarda TC’nin katkılarıyla buralarda yapılacak yolların, altyapıya ilişkin yatırımların yine TC’li bazı firmalar tarafından gerçekleştirileceği haberi de salındıydı..
Ki bu firmaların içinde Emrullah Turanlı’nın “Taş Yapı” şirketi de var ki bir zamanlar belki şimdilerde de olması kendileri Sn. Erdoğan’ın arkadaşı esamesindedirler..
Ne var ki yıldızı TC değil, KKTC parladı! Yada parlatıldı!
***
HER YARDIMA MİNNETTARIZ: Dıştan kaynaklı da olsa her yatırım bizim için bir faydadır.. Yahudisi de Rus’u da hatta Güney’deki Rum da gelip yapsa… KKTC’nin varlığına varlık katacaksa.. Ekonomisine, turizmine, tarımına katkı sağlayacaksa.. Bizim için muteberdir başımızın üzerinde yeri vardır… Fakattt!
***
EĞER bu ülkede 15 bin kayıtlı işsiz varsa.. Sayılarını bilmem ama şu kadar müteahhit, şu kadar mimar mühendis, şu kadar tekniker uzman da varsa.. Böylesi büyük olması gereken yatırımların, inşaatların, şu veya bu altyapı tesisleri oluşumları Vs…
Dışında mı tutulmaları gerekir! Söz konusu işlere ait istihdam ve ofislerdeki çalışanlar TC’den gelenlerle mi doldurulur? Kısaca işi yapan yani parayı veren düdüğü de çalıyorsa bu işte yok mu bir yanlış? ***
ÇÜNKÜ Türkiye Cumhuriyeti Devleti KKTC gibi küçük bir adada ayni orandaki böylesi “küçük işlerden” bırakın nemalanmayı… Zaten kendi parasal katkısı söz konusu olduğu gerçeklerde, düşünülemez lafı bile edilemez..
Kısaca KKTC’deki müteahhit ve işçilerle çalışanlarının bypass edilerek TC’li firmalara verilmeleri “doğru” değildir!
Zaten işsizlikten kırılıyoruz.. Bırakın da bu tip “işlerle” az biraz can suyu içebilmiş olalım… ***
KISACA TAKILDIĞIM: (POLEMİĞE AÇIK VATANSEVERLİK…)
Yıllar önce kelli felli edebiyat öğretmenlerimiz bile Namık Kemal’a “büyük Türkçü” derlerdi.
Mehmet Akif Ersoy’a ise bugün de Türkiye’de hâlâ “yobaz” diyenler vardır!
Necip Fazıl Kısakürek ise ne Türkçü olabildiydi ne yobaz.. Büyük şair “kumar” hastasıydı.. Namı da öyle yayıldı..
Nazım Hikmet bu konuda en talihsiz olanlardandı.. Ne Türkçü ne yobaz ne kumarcı olabildi. Sonunda alnına yapıştırdıkları etiketle “komünist” mertebesinde kaldı.. Mezarı bile Rusya’dadır..
***
BİZDE de öteden beridir toplum ileri gelenlerimiz şu veya bu huylarıyla temayüz ettilerdi. Rahmetlik Dr. Küçük iyi içki içicisiydi hani Denktaş ondan geri kalmazdı.. Şimdi desem ki her iki liderimizle de ayni masada “içtikti” de aradan yıllar geçti ne demeliyim bilmiyorum çünkü Kuzey Türk “vatanına” bu liderlerimizin sayesinde egemen olduktu..
İnanın bu düşünceler bir çırpıda geldi aklıma. Ki yıllar yılı kendimize “milliyetçi” dedik!
Vakta ki ceket ceplerimizde Marks’ın Lenin’in kitaplarını taşımaya başladıktı, öğrendik ki asıl olan “halkçılıktır!” Üstelik “halklar da kardeştir!” (Al da bozdur bozdur harca!)
Ki başladıktı kendimize “vatansever” demeye! Çünkü “Milliyetçilik” kendileri beter oldukları halde “komünistler” için faşizmdi.. Irkçılık yani!
Geçen gün Sn. Tatar da nasılsa “ben milliyetçi değil vatanperverim” deyiverdi! E peki o zaman Kuzey Kıbrıs vatanında yaşayan ve topraklarının egemeni olan Türk halkı ne olmakta? Ki uğurlarında Kıbrıs Türk devleti savunulmakta.. ***
…POLEMİĞE gerek yok! Ben de bir vatanseverim ama milliyetçi olunmadan vatansever olunamıyor! “Büyük” olan ikisinin de hakkını verendir..
Sadece vatanseverlik söz konusu olsaydı adayı neden ikiye bölelimdi? Pek da vatansever yani Kıbrıs’ın Kuzey’ini Güney’ini mesken tutup seven insanlar olarak birlikte yaşayabilirdik…
































