Özdemir Erdoğan şarkısında “paranın ne önemi var, mühim olan insanlık” der ama artık insanlık bile ceplerdeki para kadardır. Azaldıkça insanın insani değer yargıları da azalır. Hatta haysiyeti bile!
Nitekim artık medyanın manşetlerinde “illegal” olaylar furyası salınıyor. Oku oku bitmez arkası yarın misali!
Trafik kazalarından girer, vurdulu kırdılı olayları geçer, hırsızlık esrar fuhuş haberleriyle devam ederken, “toplum kaynıyor” dersiniz!
Kaynar tabi! Bir yanda koronavirüs korkusu öte yandan rekor kıran döviz vurgunu.. Şimdilerde memlekette bini aşkın market varmış da kime ne fayda! Geçen gün uğradığım bir marketin artık hemen her gün dövizin yükselmesine uygunluğunca değişirken, yurttaşın cebini de yangın yerine çeviren etiketlerine baktığımda, “nihayet uçtuk” dedimdi kendi kendime!
İki üç parça eşyaya 150 TL. öderken kasiyer kıza, “bu ne pahalılık” dedimdi. “Etiketler uçuyor!” “Ya asgari ücretle çalışan bizler ne yapalım ağabey” dediydi de utandıydım. Çünkü “aylıkcıydık.” Her ayın sonunda Allahtan iyilik sağlık hükümetten aylık!.. Yeme de yanında yat mı diyeyim.
ÖYLE değil işte! Sabit ücretli olundu mu döviz vurdukça eldeki avuçtaki de buhar olup uçarken beklersin ki hükümet döviz vurgunu oranında maaşlara zam yapsın. Fakat KKTC gibi bir ülkede yaşarsanız bırakın bu beklentinizin gerçekleşmesini; gerçekleştirecek hükümet bile göremezsiniz çünkü yok!
***
HAYIR YAKINMIYORUM!
Fakat insan devletini, hükümetini, yöneticisini kamudan sorumlu yetkilileri işte böyle zor ve krizli günlerde arar.. Asıl böylesi mali ve ekonomik kriz dönemlerinde yanı başında görmek ister! Ki onlar bu nedenle seçilirler. Bu nedenle hükümet olurlar da bakın yarattıkları şu hükümet krizine: Var mı şu yukarıda saydığım “nedenlerden” bir teki? Elbet döviz vurgununun sorumlusu değillerdir! Hazinesi bile olmayan ülkede sadece Ankara’dan akıtılan parayı gerekli yerlere paylaştırmak görevindedirler, o kadar!
Buna karşın bu zor günlerde bile hakları olmadığı halde memleketi hükümetsizlik krizine sokacak kadar siyaset meraklısıdırlar da o siyaset sonucunda seçim yapmaktan başka ne yaptılar? İşte yaşanılan günler, işte meclis işte hükümet kurma çalışmaları! Nerede KKTC’nin yüce çıkarları? Kaf dağının ardında mı ki hissedemiyor, elleyemiyor, göremiyoruz!
Ki hükümetin nasıl yıkıldığını bir daha hatırlayalım: Cumhurbaşkanlığı seçimlerine hem memleketin başbakanı hem yardımcısı katılmakla kalmadı yanı sıra ötesi tüm siyasi parti başkanları da katıldı ki “ah ne efsunkârsın ey didarı Saray” dedirtircesine… Ki ne diyoruz? Maliye Bakanı var ama hazinesi yok! Vesselam kırk altı yıl sonra da hâlâ bölük pörçük bir devletiz.. Hem de hükümetsiz!
***
KISACA TAKILDIKLARIM:
Artık ülkeler kendi siyasi sorunlarını kendileri kendi aralarındaki ittifaklarla hallederken BM’ler de seyredip sonuçları onaylamakla yetinir.
Nitekim bu kez de BM’ler parmağını bile oynatmazken Azerbaycan-Ermenistan savaşını sonlandıran Suriye’deki işbirliği benzeri bir ittifakla Rusya ile Türkiye oldu.. BM’ler de sağlanan barış nedeniyle teşekkürlerini iletti!
Fakat artık dünyadaki siyasi sorunları çözebilme yetisini kaybetmiş BM’ler sekreterliği nedense Kıbrıs siyasi sorunu ne zaman “tık” dese kanı kaynar, heyecanlanır!
Şöyle ki 46 yıl sonra bile şimdilerin Genel Sekreteri Guterres, sorunun çözümüne çok yakın olan Akıncı ile bir sonuca varamazken; şimdi “iki ayrı devleti” savunan Sn. Tatar ile yeni bir müzakere masası kurmak için harekete geçti! Geçti ama Türk tarafı mesela TC Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu artık sorunla ilgili şöyle açıklamalar yapmaktadır: “Kıbrıs Türkü artık sırf müzakere etmek için masaya oturmayacak..” Masaya oturulsa bile bundan sonra federasyonun tartışılması da mümkün olmayacak eğer Rum tarafı Kuzey’deki Türk tarafının “devlet” olduğunu, dolayısıyla siyasi eşitliğini kabul etmezse!
Buna karşın Guterres bu ayın sonunda Kıbrıs Özel temsilcisi bayan Lute’i adaya gönderiyor.
Gönderiyor da bir süre önce Anastasiadis’le tanışma faslı sonrasında Sn. Tatar ne dediydi? “Kendilerine (Anastasiadis’e) Kıbrıs’ta yaşayan iki halk olarak her birimiz kendi devletimizde bu adayı paylaşmakta olduğumuzu ifade ettim. Dolayısıyla yan yana barış içinde yaşamak için bir işbirliği ilişkisi içinde olmamız gerektiğini söyledim…”
Yani ne? Kuzey’de ve Güney’de iki ayrı tanınmış devletin tutun ki “kaçınılmaz” komşuluk kaderinde yine kaçınılmaz işbirliklerinin tesis edilmesi.
ANCAK çok yazıp söyledik: Eğer öncelikle Türkiye ile Yunanistan aralarındaki buzları eritmez, Ege’de, Doğu Akdeniz’de belirgin bir barışçı anlayış ve işbirliğine varacak iki devlet arası anlaşmalara imza atmazlarsa Kıbrıs’ta ne Sn. Tatar’ın söylediği iki devlet arası işbirliği gerçekleşir ne de Anastasiadis’in federasyonu gerçekleşir..
Ki çok yanlış politikalarda Türkiye’yi düşman gören Fransa ile Mısır ve İsrail’le ittifak oluşturan Anstasiadis’li Rum tarafı bu tutumuyla zaten köprüleri çoktan attı, müzakere masası kurulsa bile kim neyi nasıl konuşacak? Kaldı ki Yunanistan Türkiye ile konuşmaya hiç yanaşmıyor..
Kısaca Lute’un gelmesi olsa olsa koranavirüslü adamıza biraz heyecan katar hepsi o kdar!
































