ManşetRöportaj

Doku kültürü KKTC’de tarım ve doğanın kaderini değiştirmeye aday

 Babutsa’nın DNA’sı çözülüyor, narenciyeye sağlıklı fidan yetiştiriliyor, Medoş Lalesi çoğaltılarak korumaya alınıyor

doku

Nezire GÜRKAN

Ayaklarına çizme geçirerek dağ/ova/bayırdan mevsimine göre Babutsa, Alıç, Harup, Badem topluyorlar. Bunları, örneğin Babutsaları tek tek soyup, çekirdeklerini çıkarıp laboratuvar ortamında incelemeye alıyorlar. Ayrıştırıyorlar. Amaç gen haritalarını çıkarmak, DNA’larını çözmek. Bu kadar da değil; Medoş Lalesi, Sarı Noktalı Orkide, Dağ Karanfili gibi kaybolmaya yüz tutmuş endemik bitkileri, soğanlarını toplayarak çoğaltıyorlar. Ve daha da önemlisi, narenciyenin kaderini değiştirmeye hazırlanıyorlar. Çünkü hastalıklardan, virüslerden tamamen arınmış fidan yetiştiriyorlar. Limon, mandarin, 4 ayrı çeşit portakal en fazla 2 yıla üreticiye ulaşacak. Ne diktiğinizden emin olacağınız, güvenilir ve sağlıklı fidanlar. Aynı şekilde laboratuvar ortamında yetiştirilen Şeftali, Nektarin, Erik gibi meyvelerin anaçları ise daha da yakın, bir yıla piyasada. Ve imkânları arttıkça hurmadan domatese, karpuzdan çileğe; her tür bitki için aynı üretimin yapılması hedef.

Bu çalışmaların adresi, Tarımsal Araştırma Enstitüsü (TAE) ve burada çalışan bir avuç ziraat  mühendisi. Sözkonusu çalışmaları yeni değil, yıllardan beri sürüyor. Ancak yeni olan laboratuvar. Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı Enstitü’nün Güzelyurt istasyonunda geçtiğimiz aylarda açılan tam donanımlı laboratuvar. Yaklaşık 4 yıllık çalışma sonunda, tamamı Türkiye’nin finansmanıyla yaklaşık 4 milyon TL’lik yatırımla kurulan Biyoteknoloji Laboratuvarı. Dondurucuları, sera ortamı, filtre sistemiyle ülkede ilk ve tek özelliklere sahip. Jeneratör ve personel dışında eksiği yok. Doku kültürü yoluyla bitki üretim ve çoğaltılmasına imkân sağlayan bu laboratuvarın 2 uzmanı var. Güzelyurt istasyonundaki diğer ziraat mühendisleriyle birlikte toplam sayı sadece 5. Hani bu sayı 15 olsa, tarımın, doğanın kaderi değişir belki… Dünyada, örneğin İsrail’de olduğu gibi.

Tarım Ekonomisi Uzmanı, Ziraat Yüksek Mühendisi Esra Serinol, aynı zamanda TAE Güzelyurt bölge sorumlusu. Biyoteknoloji Uzmanı, Ziraat Yüksek Mühendisi Konce Baydar da laboratuvarın sorumlusu. Diğer uzmanlar Hilat Sıva (Bahçe Bitkileri Uzmanı), Reşat Değirmenci (Tarla Bitkileri Uzmanı) ve Hüseyin Karanfiloğlu (Bahçe Bitkileri Uzmanı).

Verim ve kalite artacak

Çizmeleriyle arazide, önlükleriyle laboratuvar ortamında çalışan tarım uzmanları, “doku kültürü” denen bu yöntemle tarımda verim ve kalitenin artacağına vurgu yaptılar. Hatta, devlet politikası ve üreticinin bilinçlenmesiyle tarımda, üretimde yeni bir çığır açılabileceğine işaret ettiler.

Doku kültürünü, verimli ve kaliteli çeşitlerin kısa sürede üretilmesine ve üreticilere sunulmasına olanak sağlayan bir yöntem olarak özetleyen uzmanlar, kolay üretilemeyen türlerin üretilmesinin de bu yöntemle mümkün olduğunu anlattılar.

Tüm aşamaları yerinde anlatan Esra Serinol, Konce Baydar ve Hilat Sıva, personel sayısının artırılması halinde tam donanımlı laboratuvarda GDO’lu ürün tespiti dâhil her tür araştırma, inceleme ve üretime imkân olduğuna da dikkat çektiler.

“Üretimin artmasıyla artık diktiğiniz fidandan, ektiğiniz tohumdan emin olacaksınız. Kıbrıs zeytini diye dikip, 5 yıl sonra başka bir türle karşılaşmayacaksınız. Portakal diye dikip, 2 yıl sonra hastalıklı veya istemediğiniz bir türle karşılaşmayacaksınız. Yok olan endemik bitkiler tekrar doğaya kazandırılacak. Çalışmaların ilerlemesiyle yeni türler geliştirilecek…”

Narenciyede 6 ayrı tür

Peki, nasıl bir süreç var? Örneğin hastalıktan, virüsten ari narenciye fidanı nasıl yetiştiriliyor?

Üretim bölümünden aşılı fidanlar alınıyor. Önceden belirlenmiş çeşitlerden. Şu an üzerinde çalıştıkları 4’ü portakal, 6 tür. Kıbrıs Limonu, Tango Mandarin ile portakal çeşitleri Yafa, Valencia Midnight, Valencia Late ile Washington Navel. Bu aşılı fidanlar Termoterapi odasında ortalama 25-30 derecede muhafaza ediliyor. Laboratuvar üretiminin ana maddesi, bunlardan çıkan sürgünler. Bu sürgünlerin en küçükleri,  en uçtakiler alınıyor ve mikroskopla ince, detaylı çalışma süreci başlıyor. Bu sürgünlerden hastalıklardan, virüslerden arınmış, türünün özünü ve özelliklerini bire bir koruyan onlarca fidan özel ortamlarda geliştiriliyor.  Testlerle birlikte bu fidanların üreticinin kullanımına sunulması için öngörülen süre 1.5-2 yıl.

Aynı şekilde anaçlar da yetiştirilecek. Şeftali, nektarin, erik vb. türlerine uygun anaçlar. Bunlar için öngörülen süre daha kısa, bir yıl gibi fidanların hazır olması planlanıyor.

Sarı Orkide yeniden yaşam alanı bulacak

Tulipa Cypria (Medoş Lalesi), Sarı Noktalı Orkide (Orchis Penctulata) , Dağ Karanfili gibi yok olmaya yüz tutan endemik bitkileri de doğadan örneklerini toplayarak çoğaltıyorlar. Amaç tekrar doğaya kazandırmak.

“Doğada bulunan soğanlı ve yumrulu türlerin birçoğu klasik yöntemlerle çoğaltılamıyor veya çoğaltılsa bile uzun süre gerekiyor. Doku kültürü yöntemi sayesinde bu türlerin çoğaltılması ve yeniden doğaya kazandırılması mümkün. Bu sayede yok olmak üzere olan ve endemik türlerin yeniden doğaya kazandırılması sağlanacaktır.”

Bazı derneklerle işbirliği halinde çalışıyorlar. Bu soğanlarla eko parklar oluşturulması için çalışmaları var.

Gen haritaları çıkarılıyor

Laboratuvarda, moleküler çalışmalar kapsamında da, yerel ürünlerin analizleri yapılıyor.  Mevsimine göre dağdan, ovadan, bayırdan örnekler alınıyor. Bugüne kadar öncelikle yapılanlar harup, babutsa, alıç, zeytin, badem. Bunları ayrıştırıyorlar. Örneğin 500 babutsayı tek tek ayıklayıp, çekirdeklerini çıkarıp inceliyorlar. Bu 500’ün aynıları eleniyor, farklılık görülen 150’si incelemeye alınıyor.

“Ülke genelindeki tüm köylere gidilip 500 farklı noktadan örnek alınmış ve bu örneklerde pomolojik analizler yapılmıştır. Bu pomolojik analizler sonucunda eleme yapılmış ve sayı 150 tipe düşürülmüştür. Bu 150 tipten yaprak örnekleri alınacak,  yapraklardan DNA izolasyonu yapılarak bu tipler arasındaki benzerliklere bakılacak ve farklı genetik yapıya sahip olanlar tescil edilecek.”

Örnekler eksi (-) 80 derecelik buzluklarda korunuyor. DNA tespitleri moleküler laboratuvarda bulunan cihazlar ile yapılacak, genetik haritaları oluşturulacak.  Bu araştırma sonucunda özgün türler, kaç çeşit olduğu, tamamen bu coğrafyaya ait olup olmadığı belirlenecek. “Farklı tip bulursak ülkemiz adına tescilleyebiliriz” diyorlar.

Domates, karpuz, çilek…  Gen Bankası

Personel sayısının artmasıyla GDO’lu ürün tespiti ve uzun vadede yerel tohumlardan gen bankası da hedefleri arasında. Domatesten karpuza, çilekten patatese tohumların/fidelerin artık yurt dışından geldiğine dikkat çeken uzmanlar, “Alt yapı hazır, personel takviyesiyle bu konularda da çalışma yapabiliriz” diye eklediler.

 

Etiketler


İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı