Doktor unvanı tıp eğitimi yapanlara verilir.
Aslında anlamı öğretmendir.
Bin yıl öncesine dayanır.
Fakat, her dalda doktor unvanı alındığı bilinir.
Bir zamanlar bizde bu pek bilinmezdi.
Yani, bir tarihçinin veya felsefecinin doktor unvanlı olabileceği akıllara bile gelmezdi.
Cahiliye döneminde…
…
Gel zaman git zaman doktorlar çoğaldı.
Vakta ki, eğitim görme olanakları geniş kesimlere yayıldı, üniversite üstü eğitim çerçevesinde doktora programları alanlar da oldu.
Bununla da yetinilmedi, tek tük de olsa profesörlerimiz oldu.
Tıp alanı dışında bu unvanları alanlar, bundan 30, 40 yıl öncesine kadar çok azdı.
Birkaç kişi denilebilir.
Zaten, profesörlerimiz yurtdışında yaşadıklarından, onları bilmez, tanımaz olmuştuk.
Ancak nerede bir Kıbrıslı profesörden bahsedilse, ilgi ile izlendiğini ve onlardan gururlanıldığını da kaydetmek lazım…
…
Şimdi üniversitelerimiz var.
Giderek onlar da bu unvanları vermeye başlayınca, işin bolluğuna uğradık sayılır.
Eski günler geride kaldı.
Tek tük değil artık.
Ne güzel…
…
1980’li yılların başında Söz Gazetesi’ndeyiz.
Dönemin ileri gelen bir kısım yazar ve çizer takımı orada toplanmış.
Herkes bir köşe kapmış durumda.
Yazarların yazıları ateş gibi.
Bir gün, Arif Hoca ile birlikte Söz’den bir ekip Denktaş’ın makam odasında yaptığı basın toplantısına katılır.
Denktaş, Arif Hoca ve Söz yazarlarını karşısında görünce “Hah, ağır toplar geldi” der…
…
O dereceydi Söz gazetesi…
…
Doktor unvanlı arkadaşlarımız hiç denecek kadar azdı.
Bizim çevremizde bir tek Bekir Azgın Hocamız vardı.
Bekir Hoca Söz gazetesinin başyazarı gibiydi.
Yazısı önden küçük bir sütunla başlıyordu…
…
Derken, o yılların içinde rahmetli Doğan Harman Sovyetler Birliği’nden temelli olarak dönüp memlekete yerleşmişti.
Doktor unvanını alarak adaya dönmüştü.
Doğan, Söz gazetesinde yazmak istemiş ve Arif Hoca ile anlaşmıştı.
Gazetenin sayfalarını benimle Sabahattin yapardı o yıllarda.
Profesyonel çalışıyorduk.
Arif Hoca, Doğan’ın da yazısının önden gireceği talimatını vermişti ve biz de
ön sayfadan koymaya başlamıştık.
Bir tarafta Bekir Azgın, diğer tarafta Doğan…
İkisi de Doktor…
…
Doğan, öndeki sütunu Bekir Azgın’ınkine göre beğenmiyor ve bana sürekli olarak “Beni kayaların altına attın” diyordu…
…
Yazarlar arasında Orbay Deliceırmak da vardı.
Hatırladığıma göre, Doğan’ın neden önde başladığını sorgulamış, Arif Hoca da “Doktorlar önde” diyerek meseleyi kapatmıştı…
…
Ama Orbay durmamış ve ertesi gün Dr. Nasreddin Hoca diye bir yazı yazarak durumu protesto etmişti…
…
Eskiden doktorlar azdı.
Kıymetliydiler.
Ancak, onlara uygun koşullar olmadığından sürüm sürüm süründüler uzun yıllar…
…
Ve yıllar geçti…
…
Yerli üniversitelerimiz doktora programlarını açmaya başlayınca, çok şükür doktor unvanlılarımız da alabildiğine çoğaldı.
Bol olunca kavgası da oluyor.
Falancanın doktor unvanı tartışmalı…
Filanınki torpilli…
…
Kim ne derse desin.
Geldiğimiz aşama güzel.
Bu tartışmalar da olacak.
Tartışa tartışa daha iyi günlere ulaşılacak.
Her başlangıç, sancıları da beraberinde getirir…
…
Benim acizane temennim, o kadar doktor bolluğu karşısında bir tane de Nasreddin Hoca’mızın olmasıdır…
































