Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Doğu Akdeniz raporu

Adım atacak yer kalmadı” diyeceğiz ama sözünü ettiğimiz “yer” deniz olunca tutun ki “kulaç atacak deniz  kalmadı” diyeceğiz..

Doğu Akdeniz’den söz ediyorum. Bölgedeki ülkeler denizi parsel parsel münhasır ekonomik bölgeleri yaparak tapularını üzerlerine kaydettiler..

Üstelik bu Doğu Akdenizin hidrokarbon arayışları nedeniyle yakın bir gelecekte delinmedik yeri de  kalmayacak!

Bu merakla haritayı açıp bir daha baktım.. Kör gözlerin bile ayan beyan göreceği kadar açık ve net, Türkiye’nin en uzun kıyı şeridiyle  Doğu Akdeniz’e düşen gölgesinin  bile bölgeyi kapladığına ellemek mümkün..

Buna karşılık kaç yıldır Doğu Akdeniz’de   Yunanistan’dan Rum tarafına, İtalya’dan Fransa’ya, İsrail’den Mısır’a, Lübnan’dan hatta bizim (nankör) Filistin’e varıncaya kadar   Rum Yönetimin etrafında kümelenmişler, başka işleri yokmuş gibi Türkiye ile uğraşıyorlar!

Son cami kundaklama girişimiyle Bizans bayrağının bir camiye asılması da Türkiye’ye yönelik tepkilerin göstergesi..

***

Eğer bu gelişmeler sadece Doğu Akdeniz’deki hidrokarbonun paylaşılmasına yönelik bir çekişmenin sonucu olsaydı bir uzlaşı olabilir diye düşünürdüm.. Fakat:

Dün de yazdım: Olay iki asırlık “megali İdeanın” yani Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanmasının sürgit mücadelesidir… Yada Yunanistan’la Kıbrıs bütünselliğinde adanın tümden Rum egemenliği altına girmesi! Şu anda da hedef, Doğu Akdeniz’de at oynatan ülkelerle kurulacak ittifaklarla Ege Denizinden sonra Doğu Akdeniz’in de bir Rum-Yunan denizi haline getirilmesidir!

(Burada bir parantez açarak yazayım. Yunanistan ile Kıbrıs Rum Yönetiminin dünya çapında armatörleri olduğunu, Büyük bir deniz filosuna sahip olduklarını, kısaca deniz ticaretinde önemli bir konumda bulunduklarını unutmamak gerekir ki hem Türkiye hem de KKTC bu konuda çok gerilerde seyrediyorlar! (Yunanistan filosunun değeri 99.6 milyar dolar değerinde. Dünyada deniz ticaret filosu payı yüzde on yedi. 5 bin 5 yüz 55 adet gemisi var… Üstelik bunlar eski rakamlar.)

Tabi Rum Yönetimi ile Yunanistan’ın AB aracılığıyla imzalanan Ankara Anlaşmasına karşın hâlâ Türkiye’nin limanlarına uğrayamaması nedeniyle tankerlerinin İskenderun’dan akaryakıt taşıyamamasından dolayı büyük zararlara uğradığı da bir gerçek. Fakat bunun ötesinde Tüm Doğu Akdeniz’i bloke etmekle de Türkiye’ye ödettikleri bir fatura mutlaka vardır!

***

KISACA Doğu Akdeniz’de sinirler çok gerildi. İttifaklar çoğalırken tutun ki “düşmanımın düşmanı benim dostumdur” kalleşliğine dayanan yeni ilişkilerle mesela Anastasiadis Mısır’ın Sisi’si ile telefonda görüşüp bölgede strateji saptamasına girebiliyor. Tabi Türkiye’ye karşı!

Ve Yunanistan: “Türkiye’ye posta koyayım görsünler dünya kaç bucaktır” diyecek duruma geldi!

Ne dedi Erdoğan ama:  “Haddini bil, eğer bilmezsen Türkiye’nin ne yapacağı bellidir!..”

Evet belki kabul görmez ama  “artık Türkiye savaşan bir ülkedir. Bu yanıyla militarist bir konumdadır ve evet hem savaşarak şarj olmakta hem savaşarak şarj boşaltmaktadır.

Bu yollarda büyük bir sanayi oluşturmuş. Atina’nın bunu görmesi gerekir.. Yunan halkının gönlünü hoş tutmak için de olsa saçma sapan tehditlerden sakınmalıdır çünkü asıl istenen Türkiye ile Yunanistan arasında oluşturulacak barış ve işbirliğidir. Zaten Kıbrıs sorunu da ancak böyle çözülür.

***

KISACA TAKILDIĞIM: (TERSLİK!)

Rum tarafında “coronavirüs” vakaları devam ediyor. Az olsa da ölümler de görülüyor. Buna karşın kapıların açılması için bu tarafta adeta savaş veriliyor! Hem de Anastasiadis’in “eğer kapılar açılırsa koşullarımıza uyulacak” dediği halde.

Yani öyle zırt pırt bu taraftan o tarafa o taraftan bu tarafa     eller kollar sallanarak gidip gelmek yok! (O tarafta çalışan işçileri ayrı yere koyuyorum. Hükümet çare bulmak zorundadır.)

Buna karşılık bazı “turizmciler, “casinolarını” gözeterek “kapıların açılmasının” borazancılığını yapıyorlar. Bunlara Güney’den ticari kâr beklentileri olan bazı işinsanları da katıldı mı “kapıları açmayan hükümet kötü oluyor!”

Tuhaf iş! Tatar hükümetinden sorulması gereken dünya kadar çözüm bekleyen sorun varken, kapsamında  pandemiden dolayı kitleler halinde ölümler olan bir sorunu yani kapıların açılmasının istenmesi  ancak bize mahsus bir terslik olabilir!

Ve “not” deyim:  Bütün dünya ikinci bir virüs dalgası beklerken, Kıbrıs Türk halkı “normale” döndü ki ne mesafe ne maske! Hatta hatırlatmak için uyarı bile yok!  Hep söylerim: “Türk korkmaz diye!”