“Doğal gaza karşı, ayrılık”…

19 Şubat 2018 Pazartesi | 12:00
Köş, Moreket

Güney Kıbrıs’ın, tartışmalı deniz sahalarında doğal gaz arama faaliyetinde ısrar etmesinin arkasında ne olabilir diye düşünüyor insan.

Kıbrıs’ta bir anlaşmayla ilgisi nedir? Çözüme mi hizmet eder, bölünmeye mi?

Koz, pazarlık, çıtayı yükseltme aşamasını çoktan geçti.

Kağıt üzerinde demeç savaşını da geçti.

Ortada fiili bir durum var.

Gemi gelmiş, haftalardır bekliyor…

Türkiye KKTC ile yaptığı anlaşmaya dayanarak sondajın yapılmasına karşı çıkıyor.

Uluslararası aktörler de Güney Kıbrıs’ın izlediği yolun hukuka aykırı olduğunu çok iyi bildikleri halde, net konuşmuyorlar. Aksine arka çıkıyorlar.

BM biraz daha gerçekçi. Çıkarılacak enerjide Kıbrıs Türklerinin de hakkı olduğunu yarım ağız da olsa söylüyor. ABD, parsellerden birinde arama izni alan bir şirketi olsa da, faaliyetini başlatmıyor.

Ama özellikle AB taraf tutuyor…

Çünkü sondaj ihalesini alabilmek için para yatırmışlar, Rusya’ya bağımlı olmaktan kurtulmak, kendi üyelerinden alış veriş yapmak, bölgede söz sahibi olmak istiyorlar. Bu noktada da uluslararası hukuka baktıkları falan yok. Çıkarlar hukukun önüne geçiyor. Bir oldu-bitti peşindeler.

Aynen Kıbrıs Türklerinin insan hakları yarım asırdır göstere göstere ihlal ettikleri gibi…

Dönelim başa…

Bu ortamda bu ısrarın bir çözüme hizmet edeceği düşünülebilir mi..? Mümkün değil…

Fiili bir gerginlikle başlayacak müzakerelerden nasıl bir sonuç çıkar ki?

Ortada iyi niyet yok, kim kime nasıl güvensin.

Üstelik, çok daha ılımlı ortamlarda başlayan müzakereler bile sonuca ulaşmamışken…

Bu tabloya bakarak, benim şu anda gördüğüm, Rum tarafı, AB’yi de arkasına alarak, adada kesin bir ayrılığa oynuyor. Taban ortada… Adada bir çözümü istemeyenler çoğunlukta. Son seçimde sözde uzlaşmacı Anastasiadis’in çoğunluğun nabzına uyarak yaptığı manevralar ortada.

Uluslararası alanda ekonomi ve enerji konularında analizler yapan Fiona Mullen, Güney’de yaşayan, Kıbrıslı Rumları bizden daha iyi tanıyan ve analiz eden biri olarak tam da benim düşündüklerimi yazmış…

Mullen, Esra Aygın’ın blog’unda yeralan analizinde, adanın etrafında doğal gaz bulunmasından sonra kafalarında “gaza karşı, Kıbrıs Türk devleti” formülü oluştuğunu yazıyor…

“Bu formülü hiç bir Rum politikacıdan duyamazsınız” diyor. Ama tanıdığı çözüm karşıtlarının “Bize Güzelyurt’u, Maraş’ı versinler, gazı da alalım, onlar da kendi devletlerine sahip olabilirler” dediklerini söylüyor…

Özellikle son haftalarda somutlaşan gerginliğin, Güney Kıbrıs’ta “bölünme” yönünde çıkan sesleri kuvvetlendirdiğini de savunuyor.

Bunca yıl toprak, yönetim, garantiler gibi konularda ayrışan görüşler, şimdi başka türlü şekilleniyor.

Anastasiadis’in BM yetkililerine “Bu durumda müzakere yapılmaz” sözleri de bu analizi güçlendiriyor.

Güney Kıbrıs, kilisesiyle, liderliğiyle ve halkının çoğunluğuyla çözüm değil, doğal gaza sahip olma derdinde.

Kıbrıs’ta artık parametreler değişmiştir. Çıkarlar değişmiştir. Paydaşlar değişmiştir. Artık yeni bir ortam var. Bununla mücadele etmenin yolu da eski söylemler değil. Çok daha farklı yollar ve ittifaklar bulunmak zorunda. Cumhurbaşkanı Akıncı’nın söylediği, Güney Kıbrıs’ın şu an için çözüme hazır olmadığı, Türk tarafının hak ve çıkarlarının korunması için kararlı olunduğu, diyalog yolu bulunmazsa, Türk tarafının da bu “ortak zenginlik” için karşı arama faaliyetine gireceği.

Yazık ki gidişat, adada huzur ve barış olasılığının sonsuza kadar ortadan kalkacağına işaret ediyor…

1974’de adayı Yunanistan’a bağlama hedefi gibi bir çılgınlık bu…


 

YERİN KULAĞI VAR

ADAY OLACAK KAHRAMAN VAR MI:

Yenierenköy Belediyesi’nin durumu ortada, kapısına kilit vurulmuş, Belediye Meclisi istifa etmiş. 4 ay sonra seçim var. Bu haliyle kim bu belediyenin başkanlığına aday olacak merak ederim. Olsa da ne olacak? Sadece koltuğa oturacak o kadar. Halk hizmet alamayacak, çalışanlar ödenemeyecek durumda. Kurtulması da mucize. Ama o gün gelsin göreceksiniz, bir sürü temelsiz vaad havada uçuşacak, bir çok da aday çıkacak.

 

GÖRMEYEN GÖZLER:

Her fırsatta bizleri “Rumcu,hain” diye niyeleyenler keşke hafta sonu İstanbul’da  düzenlenen Balkan Salon Atletizm Şampiyonasını izleselerdi. Güney Kıbrıs sporcuları orada yarışırken bizimkiler sadece televizyondan seyretti. Hani diyorum, bizlere milliyetçilik, Türkçülük dersi verirken mangalda kül bırakmayanların söyleyecek sözleri hiç mi yok…

 

HADE İNŞALLAH: 

Sağlık Bakanı Filiz Besim, “sağlığı daha ileriye taşıyacağız” derken, Eğitim Bakanlığı müsteşarlığına atanması beklenen Asım İdris de, “enkaz edebiyetı değil, iş yapacağız” iddiasında bulundu. Vallahi  her yeni hükümet döneminde bu tür lafları çok duyduk ama, sonuç hep hayal kırıklığı oldu. Ne diyelim inşallah yaparsınız da hepimizi yanıltırsınız…

 

NASIL GÜVENELİM:

Yine Güney’de Kıbrıslı bir Türkün arabasına saldırmışlar. Rumlar her fırsatta “Bizim Kıbrıslı Türklerle bir sorunumuz yok, sorun buradaki Türk askeridir” diyor da, yaptıklarına bakınca, bunun tam tersi olduğu anlaşılıyor. Kapıların açılmasından bu yana, ikinci Cumhurbaşkanı Talat da dahil, onlarca Kıbrıslı Türk saldırıya uğradı. Ve bu saldırıları yapanlar ya bulunamadı, ya da ceza almadı. Saldırganlık Rum devleti tarafından resmen korunuyor…

 

REKLAM DA, HİZMET DE KÖTÜ:

Birisi iş adamı, diğeri gazeteci… Sosyal medya üzerinden yaptıkları paylaşımlar dudak uçuklatan cinsten. Belli ki aralarına kara kedi girmiş. Belli ki birisi hizmet karşılığı reklamı olsun diye para vermiş. Ama benim anladığım reklam da, hizmet de kötü olmuş, her ikisine de yaramamış…

 

NE DEĞİŞTİ Kİ:

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Zeki  Çeler, daha koltuğunu ısıtmadan denetlemeye başladığı işyerleriyle ilgili aldığı “kapatma, durdurma” kararlarıyla dikkat topluyor. Aklıma eski bakan Saner  geldi. Hani, “denetim yaparsak, hepsini durdurmamız” gerek demişti bir televizyon programında. Peki iki bakan arasında ne fark var ki, birisi yasaların verdiği hakkı kullanırken, diğeri es geçmiş. Gördük ki önemli olan niyetmiş, cesaretmiş…

 

 


ZİRVEDEKİLER

Nezire Gürkan: “ Geçmişteki ünlü yazısından dolayı ekranlarda tekrar tekrar özür içerikli konuşma yapan Milletvekili Prof. Erhan Arıklı, şimdi de ‘köpekler istedi diye atlar ölmez’ diyor İçişleri Bakanı’nın açıklaması üzerine… Hiç ama hiç yakışmadı! Özürlerinin de manası yok artık”…


DİPTEKİLER

Güney’in Tehlikeli Oyunu: Rum tarafı, Akdeniz’de Türk haklarını ve çıkarlarını tehdit eden taraf olarak, bir de kalkıp “Türk tehditleri varken müzakere yapılamaz” diyor. Dışişleri Bakanı, müzakerelere kalındığı yerden devam etme çağrısı yapıyor. Ne sahte, ne gülünç bir oyun bu. Ateşle oynadıklarının ve adayı nereye sürüklediklerinin farkında bile değiller.