Köşe YazarlarıSürmanşet

DİPLOMASİ YERİNE KAVGA, FAYDA YERİNE ZULÜM…






Ersin Tatar’ın “AB üzerinden gelmezse aşıları kabul etmeyeceğiz” açıklaması memleketi alt üst ederken, bir anda Türkiye’den 20 bin doz Çin aşısı geliverdi.

 

Planlı mıydı, tesadüf mü bilmem ama, en azından kamuoyunun tepkisini azaltmaya yetti. Yani Tatar’a yaradı…

 

Ne isterse olsun, Türkiye’nin kendisiyle birlikte KKTC’nin de aşılanmaya başlamasını sağlaması önemlidir. Müteşekkiriz…

 

Ama asıl konunun gündemden düşmesine de izin vermeyeceğiz. Önceki gün insanlar çıldırmış gibiydiler. Herkes tepki gösterdi.

 

Bir devletin başındaki kişi, böyle bir zamanda halkın sağlığı tehdit altındayken, böyle bir sorumsuzluğu nasıl yapar?

 

Dünya hastalıktan kırılırken, aşıya siyaset bulaştırmak, halk sağlığını koz gibi ortaya atmak ne demek?

 

O aşıyı evet, AB verdi. Güney Kıbrıs Yönetimi’nin ianesi değil. Eğer uygulamada siyaset varsa, bunun yolu böyle kamuoyu önünde “almayacağız” falan diye çıkışlar yapmak değildir. Aksine, toplumun olası tepkilerini ve hassasiyetini de düşünerek, diplomasiye ağırlık verilir, gerekirse AB’ye ulaşılır. Olması gereken bu. Ancak Sözcü’den öğreniyoruz ki, AB ile temas ancak da dün yapılmış. Yani o meşum beyanattan sonra. Vah vah.

 

Konu o kadar hassas ki, sanki özellikle yapılmış bir provokasyon…

 

Cumhurbaşkanı yemininin içinde anayasaya bağlılık var. O anayasa da halk sağlığının korunmasını emrediyor. Dahası halkın birlik ve bütünlüğünün korunmasını. Bu davranış, mesnetsiz olduğu kadar, o makamın ciddiyetiyle de bağdaşmıyor.

 

Bu tür zihniyetlerin halka vereceği tek şey zulümdür. Ben bunu bilir bunu söylerim.

 

Bu halk adına gönderilen aşıyı, şu veya bu nedenle almamaya kimsenin hakkı yoktur. Bu halkı bu aşıdan mahrum etmeye de. Yapan kim olursa olsun, eğer Anastasiadis de işin içine siyasi mülahazalar karıştırıyorsa, olmaz olsun öyle siyaset, onunla da mücadele edelim.  Ama dediğim gibi bunun yolu konuyu halkın önünde tartışmak, halkı galeyana getirmek değildir. Zaten öyle bağırıp çağırarak bir şey elde edildiği de görülmüş değildir.

 

Çin aşısı geldi. Az bir miktar. Umarım planlaması yapılmıştır. Umarım aciliyete, önceliklere bakılacaktır. Ve umarım bu kadarla da kalmaz.

 

Her ne isterse olsun, güneyden gelecek aşının da peşini bırakmayacağız. Korkarım sonunda bunun için de bir yürüyüş yapmak zorunda kalabiliriz. İşte eğer bunu yaparsak bu KKTC tüm dünyaya haber olacak. “Halkını aşıdan mahrum eden cumhurbaşkanı var bu dünyada” diyecekler.

 

Ya da mesela Rum tarafı, Enformasyon Dairesi sayfasında yayınladığı formu dolduranlara ara bölgede yapmaya kalkarsa, bunun sorumlusu kim olacak? Ya sonuçları? Bütün Kıbrıs Türkü o noktaya yığılırsa ne diyeceksiniz? Hain? Rumcu? Deyin, diyebilirseniz. Ama aynı zamanda KKTC sıfırla çarpılmış olacak…

Akıncı’dan itibaren geriye doğru gidin; Eroğlu, Talat ve Denktaş… Ben adım gibi eminim ki, bugün o mevkide onlar olsaydı, AB’den gelecek aşının prosedürünü hızlandırmakla, miktarını arttırmakla uğraşıyor olurlardı…

YERİN KULAĞI VAR

AŞI CAN KURTARIR, SİYASETİ DEĞİL:

Türkiye’den aşı gelmesi sadece Tatar’ın gafını perdelemedi, bir baktık daha geçen gün “hemen erken seçim” diyen Başbakan aşıya sarılmış, şov yapıyor. Aşı can kurtarır da siyasi hataları kurtarmaz, öyle bir etkisi yok. Bakın aylardır bilim insanları uğraşıp duruyorlar, yararlarının arasında siyasi mevtayı diriltmek gibi bir etki yok…

 

CUMHURBAŞKANINDAN BİR BASIN MENSUBUNA:

Tatar’ın güneyden gelecek aşılarla ilgili sözlerine tepki gösteren ve “Egemencilik oynayacaksınız diye bu halkın sağlığını riske atamazsınız. Siz görevinizin sorumluluğunun, ağırlığının farkında değilsiniz” diye eleştiren Esra Aygın’a yanıtı, “ucuz ve onursuz, daha iyisini yapmalısın en azından sessiz kalmalı ve bize bir şans vermelisin” oldu. Bir basın mensubuna bir Cumhurbaşkanının vereceği yanıt mı bu? Hem niye Türkçe değil? Son günlerde Kıbrıs Türküne yönelik, “gurursuz ve onursuz” suçlamaları adeta moda oldu. Önüne gelen kullanıyor…

 

KAFALARI KARIŞTIRDI:

Erhan Arıklı Kıb-Tek’te yolsuzluk var, devlet zarar ediyor gibi bir takım iddialar ortaya attı. Aynı anda da başlamış akaryakıt alım sürecini durdurdu. Şimdi deniyor ki devlet, sırf bu karar yüzden 1,2 milyon dolar zarar edecek. İhaleyi uluslararası hale getirme çabalarının arkasında başka işler olduğu da öne sürülüyor.  Devlet ona buna savaş açmaz gereğini yapar, yolsuzluk varsa soruşturma açar, dava açar, elde belge varsa derhal gereğini yapar. Bunun yerine öyle imalarla kalırsa, buna da kimse güvenmez destek vermez. Aksine tam da şimdi olduğu gibi kafa karıştırır.

 

İŞİNE GELDİĞİ GİBİ:

Güneyden gelecek aşıyı egemenliğimiz elden gidecek diye kabul etmeyeceğini açıkladı ya Ersin Tatar. Madem egemenliğine bu kadar önem veriyor önce aldığı Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportunu canlı yayında yırtıp atacak, sonra da pandemi hastanesinin inşası sırasında bizde olmadığı için Rum tarafından aldıkları vincin egemenlik alanımızı ihlal edip etmediğini, ettiyse ne kadar ettiğini bu topluma anlatacak. Sağlık gibi bir konuyu da siyasete malzeme yaptılar ya, ne söylesek boş…

 

SANER SÖZÜNDEN CAYAR MI?:

Kaç gündür tüm sorunlarımızı unutup Başbakan Saner’in hodri meydan deyip erken yaptığı erken seçim çağrısına kilitlendik. Ben dahil herkes, Nisan bilemedin Mayıs’ta seçim var dedik demesine de, partisi kendine bu konuda tam yetki verse de, Saner’in bu seçim çağrısından cayacağını düşünüyorum.  Siz bakmayın “bu konu rafa kalkmadı” demesine. Akıl var mantık var. On parçaya bölünmüş bir UBP, toplumun neredeyse tümünden tepki alan bir hükümet ile seçime gitmek intihar olur. Yarın çıkıp, “çok kızdıydım ağzımdan kaçtı” derse şaşırmayın. Ha keşke sözünün arkasında durabilse…

 

ANASTASİADİS FAŞİZMİ:

Yabancılara “Kıbrıs Cumhuriyeti” pasaportu verilmesi skandalı üzerine çeşitli yazılar yazan meslektaşımız Andreas Paraschos, Anastasiadis’in “özür dilemesi” talebini reddetmiş, bunun üzerine gazete onun adına bu özrü yayınlamıştı. Paraschos istifa etti. Paraschos söz konusu yazısında, Rum liderin, altın pasaport konusunu Kıbrıs sorununun çözümü olarak gördüğünü, bu nedenle, müzakereleri bilerek çıkmaza soktuğunu da iddia etmişti. Faşist her yerde faşist, fikir özgürlüğüne tahammülsüzlük her yerde. Benzerlerini çok defa yaşamış biri olarak, dayanışmamı belirtmek isterim…

FOTO GÜNDEM: Sanki AB’nin aşıyı getirecek buzluklu kamyonu var da bize ulaştıracak. Pandemi hastanesini acele bitirmek için Rum tarafından vinç getirenler, şimdi canımızı kurtaracak aşıyı siyasi koza dönüştürüyor. AB’nin KKTC’ye yardımları daha önce nasıl geldiyse öyle gelir. Niyet olsun yeter ki.

 







Başa dön tuşu