Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

DİKLENMEK DEĞİL, DİK DURMAYI BİLMEK…

Son aylarda en çok tartışılan konulara şöyle bir bakalım; su meselesi, “göç yasası”, çiftçilerin ödenememesi ve önceki gün Başbakan Kalyoncu’nun açıklamalarından öğrendiğimiz nedeni. Yani,  geçmişteki ödenmeyen borçlanmalar nedeniyle, TÜK’ün borçlanamaması…
Peki ama, eğri oturup doğru konuşalım. Bütün bu sorunların kaynağı, mevcut CTP-UBP hükümeti mi? Kesinlikle hayır…
Sendikaların her platformda dile getirdiği ve kaldırılmasını istediği “göç yasası”nın mucidi kim? Ya, adaya gelen sudaki krizin ilk imzası hangi hükümet döneminde atıldı veya zorda olan TÜK’ün, hala ödenmeyen yüklü miktardaki borçlanmanın müsebbibi kim?
Hepsi de belli bir zaman dilimi içinde sorun haline gelmiş, altlarında da dönemin Başbakanı İrsen Küçük imzası var. Hatta yıkım paketi diye değerlendirilen ekonomik paketin altındaki imza da ona ait. Bir gecede işe alınan ve birçok gencin canını yakan 366 krizinin de sebeplisi aynı isim. Kısacası kendi partililerinin de tepki koyduğu birçok kararın altında İrsen Küçük imzası bulunuyor. Sonuçta, bu kararların altına imza atan siyasi, yine kendi partililerince cezalandırıldı ve sandıktan çıkamadı.
Bunları hatırlatırken, ne İrsen beyi kötülemek, ne de mevcut hükümeti aklamak gibi bir düşüncede değilim. Ama son yıllara damga vuran “besleme” yakıştırmasına kadar varan gelişmelerin, açık ve net bir şekilde görülmesi lazım…
Yıllar önce yapılan yanlışlar bugün çığ gibi büyümüş ve toplumun önünde aşılamaz bir duvar örmüştür…  
Bu zor günlerde toplum ve siyasiler olarak yapmamız gereken, “diklenmek değil, dik durmayı” becerebilmek olmalıdır… Ancak kimse kusura bakmasın ama, toplum ve siyasiler olarak bugüne kadar yaptığımız dik durmak değil, hep diklenmek olmuştur…
Bugün eğer suyun yönetimi bize bırakılmak istenmiyorsa, maaşların ve üreticilerin ödenmesi için kaynak bulunamıyorsa, bunun tek nedeni geçmişteki kabahatlerimizdir. Ne yerel yönetimler, ne de merkezi hükümetler olarak ev ödevimizi doğru yapamadığımız için, artık güven veremiyoruz. Başımızı kaldırıp, dik de duramıyoruz. 
Ev ödevlerimizi yapmadık. Türkiye istedi diye değil, yapmamız gerektiği halde. Defalarca uyarıldık, kulak asmadık. Sadece her fırsatta ,“Ne paranı, ne memurunu” diye diklendik, ama başımızı dik tutacak icraatları es geçtik… Şimdi onur diyoruz ya, biz kendi onurumuzu ayaklar altına aldık. onurumuzu kendi kendimize yitirdik. “Ver parayı sussunlar” denilen insanlar olduk.
Eğri oturup doğru konuşalım, son günlerde gazetlerde yer alan ve birçoğuna da destek verdiğim tepkileri düşünün. Eğer suyun yönetimi konusunda önerdiğimiz formül kabul görseydi, maaşların ödenebilmesi için gereken kaynak aktarılsaydı, üreticinin alacakları için gereken para verilseydi, bugün yaşananların hangisi yaşanacaktı?
Meclis önündeki eylemi hatırlayın. Ne diyordu arkadaşlar, “bulacan verecen canım, bulamazsan da gidecen canım…”…  Peki sendikalar hükümetten neyi bulmasını istiyordu. Tek kelime ile PARAYI…   
Şimdi herşeyini paraya endeksleyen, para alamayınca bağıran, istediğini alınca da küllü suyu gibi oturan bir toplum için ilke, onur ve şereften bahsetmek mümkün mü..? Yıllardır ne ektiysek onu biçiyoruz… 
İnsanların ilkeleri, değerleri olmalıdır. Ne isterse olsun, sahip olduklarından, küçük menfaatler uğruna ödün vermemlidir. Birşeyler elde edebilmek adına, illa ki farklı görünmek mi gerekir? Şeref, haysiyet, erdemlilik, dürüstlük çok önemli değerlerdir. İnsanlar dik durmadıkça, başkalarının da dik durmasını sağlayamazlar.  Ya hırslarınıza yenik düşüp teslim olacaksınız, ya da dik durmanın gereğini yapacaksınız.

YERİN KULAĞI VAR
İLK İŞ GÜNÜ:

Maliye Bakanlığı içindeki bir kaynağın iddiasına göre, 13.maaşlar yılbaşından sonraki ilk işgünü ödenecek. Nasıl halledildiğine gelince… Bildiğiniz gibi, bankalar memura 13.maaşı avans olarak dağıtmış durumda. E, baktılar gördüler devletin ödeyecek durumu yok. Baştan niyetleri olmasa da, sonunda verdiklerini geri alabilmek adına devlete krediyi açtılar. Durum buymuş…

13. MAAŞ YASAL HAKTIR:
Her önüne gelen, her sıkışan ya  13.maaştan, ya maaştan kesinti yapacak… Arkadaşlar, bu söylediklerimiz yasal haktır. İşte Ersin Tatar kesintisine Anayasa Mahkemesi’nin verdiği karar orada. Maaş ya da 13.maaş, devletin yasal olmayan bir borcu için kesilemez. Lütfen elinizi insanların cebine sokmadan iki kere düşünün. Vergisini tıkır tıkır kestiklerinize değil, vergi alamadıklarınıza bulaşın. Önceliklerinizi belirleyin. Ve lütfen biraz da yaratıcı olun.

PATIRTI:
Dün Hüseyin Ekmekçi, CTP için “parti değil patırtı” diyordu. Gerçekten de öyle. Su konusunda bir önceki başkanlarının paraf ettiği bir anlaşma, reddediliyor. Yine Partiden üç kişinin hazırlanmasına destek verdikleri bir sözleşme de aynı şekilde reddediliyor… Tarım Bakanı, 13. maaşlardan kesip, çiftçiyi ödeyebiliriz” diyor, böyle bir karar olmadığı ortaya çıkıyor. Her kafadan bir ses çıktığı için de, doğru yol bulunamıyor…

GÖZE ALMALIYIZ: 
Eğer, " Bu Memleket Bizim Biz Yönetelim " diyorsak hep beraber direnmeyi ve bedel ödemeyi de göze almalıyız. Özellikle de sendikalar, “bulacan, verecen canım” sloganından vazgeçmelidir. Hem ekmek bütün, hem de köpeğin karnı tok olmaz. Birinden vazgeçmek zorundayız, yoksa yine parayı veren düdüğü çalmaya devam edecek…

EN SONUNDA:
Son cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aldığı oy oranının ardından toplumda bir umut olan Kudret Özersay, partileşme sürecinin sonuna gelmiş. Yeni yılın ilk günlerinde toplumun önüne çıkmaya hazırlanan Kudret Hoca’nın kurucular listesi, toplumda merakla bekleniyor. Bu parti ne  yapar konusu şu an sokakta en çok konuşulan konulardan. Karar vermek için, bekleyip görmek lazım…

KEŞKE HEP BÖYLE OLSA:
Aylardır süren iki sorunda mutlu sona ulaşıldı. Birisi üreticilerin alacaklarının bir bölümü bugün ödeniyor. Bir diğeri ise, aylardır maaş alamayan ve eylemde olan Yenierenköy belediye çalışanlarının maaşları da bugün ödenecek. Böylece herkes yeni yıla kısmen de olsa mutlu girecek. Keşke bütün sorunlarımıza böyle akılcı, uzlaşmacı çözümler bulsak…

BİZİMKİLER NE: 
AKEL Kıbrıs konusundaki kırmızı çizgilerini açıklamış. Habere göre AKEL, mülkiyetin, müzakerelerin ilerisi için belirleyici olduğuna işaret ederek, kırmızı çizgilerini “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin federal  devlete dönüşmesi ve garantiler” olarak sıralamış. Peki Türk tarafı olarak bizim kırmızı çizgilerimiz ne, bilen varsa açıklasın… Hani eskiden bilirdik de, şimdi?

ZİRVEDEKİLER
Zeren Mungan:
  Maliye eski bakanı Mungan, “Protokollerde yer alan ve taahhüt ettiklerinizi, yani altına imzanızı attıklarınızı yerine getirmez ve ‘Türkiye parayı aktarmaya devam etsin’ derseniz, bu mümkün değil. Avrupa Birliği’ne girersek  Dünya Bankası ile ilişkilerimizde bunu tecrübe edeceğiz ama çok ‘ah’ çekeceğiz” değerlendirmesinde bulundu. Yani, beğenmediğimiz bu günleri çok arayacağız demek istiyor Sayın Mungan… Doğrudur, şu anda gerçek bir dünyada yaşamıyoruz…

DİPTEKİLER
Boşboğazlık:
Sorunlar, hele de devlet sorunları, masa başında çözülmelidir. Eğer işi kamuoyuna malederseniz, basın yoluyla tartışmaya başlarsanız, çözülmesini sağlamazsınız, daha büyük kaosa neden olursunuz. Kışkırtılan kitlelerin nerede duracağı belli olmaz. Üstelik fanatikler de devreye girince, uzlaşma yolunu bulsanız bile, bu defa içten gelen tepkilerle size adım attırmazlar. Ha eğer ipleri koparttınız da, tribünlerden destek arıyorsanız, o başka…