Maliye Bakanı Olgun Amcaoğlu, kayıt dışılığı önleme adına otomasyona geçilmesinin şart olduğunu söylüyor.
İşin teknik yanına bakarsan, doğrudur. Ama sadece bir yönüyle. Bir de siyasi yanı var. Vergi adaleti gibi… Yüz milyon dolarla oynayan bir işletmenin, ya da işletme sahibinin ortalama bir çalışandan daha az vergi ödediği binlerce örnek var. Geliri artırmaksa niyet, otomasyonla birlikte bunu da gerçekleştirmek lazım değil miydi? Dediğim gibi, vergi adaletsizliğini teknik zorlukla anlatamazsınız. Bunun arkasında duracak siyasi iradeye ihtiyaç var.
Bizler o listeleri okuyup sinir olurken, maliyeci bir Maliye Bakanı rahatsız olmaz mı? Bence oluyordur. Ama ne yapsın, siyaset işte…
Her neyse, otomasyonda Türkiye’nin en az 15-20 yıl gerisindeyiz. Yapılsın da, yaparken, keşke Türkiye’nin deneyimlerinden yararlanılmış olsaydı, yap-boz olmasaydı.
Mesela şu vergi numarası meselesi.
Neden doğrudan kimlik kartı numarası kullanılmadı da, herkese vergi numarası çıkarıldı? Türkiye de bunu böyle başlattı, sonra baktı gördü yapılan doğru değil, TC kimlik numarasına geçti. Kütükten, bankaya, her türlü ticari işten, devletle ilgili tüm işlemlere kadar her şey tek bir kimlik numarasıyla yapılıyor.
Kayıtlarda zaten kimlik kartı numarası varken, bankalar, Maliye, tüm ilgili kurumlar baştan sisteme yeni numaralar girdi. Vergi mükelleflerinin tümü de şimdi Vergi Dairesi’ne gidip imza atmak zorunda. Kolaylaştırıcı değil, zorlaştırıcı bürokrasi. Zaman kaybı, emek kaybı, maddi kayıp.
Bir eleştirim de, Serdar Denktaş’tan kalan, ekonomiyi kayıt altına almak için, kredi kartı kullanımını teşvik amaçlı yüzde 1 KDV iadesi hikayesine. Taaa Özkan Yorgancıoğlu hükümeti döneminden beri Serdar Denktaş’ın aklındaydı. Dövizin vurduğu günlerde, bir nebze gönül okşama, milletin gazını alma adına karar alındı. Belki o günlerde uygulansaydı, bir anlamı olurdu. Neredeyse bir yıl oldu, döviz düştü, bir anlamı kaldı mı bilmem.
Öğrendiğimize göre, 2020’de uygulamaya geçmesi öngörülüyormuş.
Düşünün asgari ücretli, tüm harcamalarını kredi kartıyla yapsa –ki mümkün değil-, 35 lira iade alacak. Bunun Maliye’ye külfeti, bankalara külfeti korkunç. Sisteme uyum sağlamak için ciddi bir yazılım yatırımı yapmak gerekiyormuş. Ya harcanan ekstra mesai… Dahası yerel bankaların hiç bir hazırlığı olmadığı iddia ediliyor.
Şöyle bir baktığımızda, yine yüksek gelirliye yarayacak. Zaten uygulama açıklandığında öyle pek de kimse sevinmemişti. Çünkü rakamlar komikti. En azından yuvarlak yüzde 10 iade denseydi, belki harcanan paraya ve emeğe değerdi.
Keşke, o tuhaf Çinli araçlarla birlikte, bu uygulamayı da devam ettirmeseydi yeni hükümet. Devlette devamlılık esastır. Ancak iyiye doğru olması şartıyla. Tasarruf derken, yeni külfetleri reddetmek gerekirdi. Damı akıtan bir devlet hastanesi orada dururken, yeni harcama kalemleri yaratılmamalıydı.
Sorunların özüne dokunmadan yapılan her şey, bence kökten çözüm getirmez. Sadece günü birlik, kozmetik değişiklikler olur…

BU TEMA BİZE UYMAZ…
Birleşmiş Milletler gelecek yılın temasını “Ortak sorunlar, Ortak Çözümler” olarak belirlemiş, Akıncı ve Anastasiadis’i de hep birlikte bu temayı nazarı dikkate almaya çağırmış.
Belki dünyanın sorunları için uygun olabilir. Hani iklim değişikliği falan gibi.
Ancak, Kıbrıs adasına bunu uyarlarsanız, iş değişir.
Burada, eğer sadece “çözüm” diyorsanız başkadır, ortak sorunların çözülmesinden bahsediyorsanız başkadır.
İki tarafın ortak sorunları neler olabilir? İnsan kaçakçılığı, sınır kaçakçılığı, eski eserler, suçla ilgili geçirgenlik, çevre gibi konular…
Ama diğer yanda, adanın kuzeyine uygulanan ambargo, bir tarafın diğer taraf üzerinde uygulattığı insan hakları ihlalleri, ortak bir gelecek kuramama ve bundan kaynaklanan temel sorunlar.
Öyle anlıyoruz ki, BM bu yıl da çözümü öngörmüyor. Onun yerine Kudret Özersay’ın savunduğu türden bir ilişki biçimi öngörüyor.
Eğer BM’nin şu anda üstünde çalıştığı hazırlıklar umut ışığı taşıyor olsaydı, Özel Temsilci, BM’nin kuruluş yıldönümünde “bir an önce referans şartlarını tamamlayın, müzakerelere dönün” demek yerine, başka ifadeler kullanırdı diye düşünüyorum…

YERİN KULAĞI VAR
ARKASINDA DURAMADIK:
Hem Türkiye, hem de YDP bastırınca İçişleri Bakanlığı yeni İkamet İzni ve Vizeler tüzüğünde değişiklik yapmak zorunda kaldı. İtiraz, TC vatandaşlarının diğer ülke vatandaşlarıyla “bir” tutulması. Sonuçta bu bir ayrıcalık. Burasının ayrı bir devlet olduğuna inanıyorsak, herkes eşit statüde olmalı. Bakan Baybars’ın “gerekirse genelgeler çıkarılır” demesinden anlamıştık. E, madem böyle genelgelerle Tüzük esnetilebiliyor, nereye varır bu işin sonu? Önüne gelen esnetsin, var mı sınırı? Muhaceret konusunda, bugüne kadar çıkarılmış en iyi tüzük olmasına, toplumun da destek vermesine rağmen arkasında duramadık.
TALAT’IN MI, CTP’NİN GÖRÜŞÜ MÜ?:
İkinci cumhurbaşkanı Talat’ın son günlerde yaptığı açıklamalar ve verdiği mesajlar dikkat çekiyor. “Ben dahil hiçbir CTP’li Akıncı’ya oy vermez”den sonra, şimdi de “CTP, Kıbrıs sorununu çözebilecek bir Cumhurbaşkanı istemeli. Bu da bütün taraflarla diyalog kurabilme yeteneği olan birisi olmalıdır. Görüyoruz ki bugün böyle bir Cumhurbaşkanlığı yok” diyerek CTP adına açıklamalar yapmayı sürdürüyor. Bunlar CTP’nin de görüşü mü bilmiyoruz. “Yeni CTP” Talat’ın bu açıklamalarına ne der, asıl önemli olan bu…
SİZ DEVAM EDİN:
KKTC ve Türkiye’deki bazı siaysilerin birbirlerine yönelik açıklamaları Rum tarafında zevkle izleniyor. Taraflar arasında bazen dozunu aşan bu söylemleri komşumuz ellerini oğuşturarak izliyor. Ama biz onlara bu fırsatı vermemek yerine, hergün yeni bir açıklama ile adeta yangına körükle gidiyoruz. Bu “kavganın” kimlere yaradığını bile bile devam ettirmek istiyorsanız durmayın devam edin…
TARAFLILIK:
YDP Genel Sekreteri Turan Büyükyılmaz, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’yı, “Türkiye Cumhuriyeti yetkililerine yönelik” açıklamalarından dolayı eleştirdi. Keşke aynı eleştiri ve tepkiyi, buradaki seçilmişlere karşı Türkiye’den gelen açıklamalar için de yapabilseydi. En azından Başkanı Arıklı kadar.
SONUÇ SANDIKTA:
Nereye gitseniz ilk sorulan, “seçimi kim kazanır, falan aday olacak mı, bu iş ilk turda mı, ikinci turda mı biter”… Aslında bu soruların cevabını sandıkLar açılmadan kimse bilemez. Ama herkes gibi bizler de kendimizce bazı yorumlar yapıp, sonuçlar çıkarmaya çalışıyoruz. Bidiğim tek şey var birincisi, seçilecek olanın çözüm sürecini olumlu veya olumsuz etkileyeceği, ikincisi ise, Türkiye’nin adada olmayacağı bir anlaşmanın asla olmayacağı…
YATIRIMIN ADI CASİNO:
Yatırımlara takoz konmaması gerektiğini söyleyen Başbakan Tatar, “ülkede yatırım yapmaya hevesli saygın kurumlar bulunduğunu dile getirerek bazı büyük yatırımcıların bakanlık koridorlarında Meclis koridorlarında ne zaman yatırım yapabileceklerini sorduğunu, yalvarır hale geldiğini” söylüyor. Bu ülkede gerçek anlamda yatırım yapacaklara ihtiyaç var ancak, yıllardır bizim yatırımdan anladığımız, otel ve casinodan ibaret. Otel ve ona bağlı casino dışında da bu ülkede yatırım yapılacak başka bir sektör mü yok? Ama biz inatla yerli istihdama katkı koymayan otel ve casinoları, yatırım diye bu halka yutturmaya çalışıyoruz…
ZİRVEDEKİLER
Ahmet Serdaroğlu (Kamu-İş Genel Başkanı): “Kayıt dışılığı engellemeye işvereni teşvik edelim. Eğer bugüne kadar af uygulaması yapılmasaydı belki bu uygulamaya bir mantık yürütülebilirdi. Ama herkes tarafından bilinmektedir ki 19 yıl içerisinde birçok kez daha af çıkartılmış, affın affı olamaz…”
DİPTEKİLER
Bitirin Bu Kavgayı: Kimse kusura bakmasın ama, ilgili ilgisiz her önüne gelenin Kıbrıs Türkü’ne, “besleme, hain, rumcu” hakaretlerine artık bir son verilmeli. Türkiye’de yayınlanan gazetelerin yazarları sınırları aşmış vaziyetteler. Bu halk, 1963’ten beridir bu adada bir varoluş mücadelesi veriyor. Bu süreçte Türkiye’nin desteğini asla inkar edemeyiz. Türkiye olmasa belki bugün biz buralarda olmazdık doğru ama, 50 yıldır Kıbrıs Türkü bu direnişi göstermeseydi, bugün Türkiye de buralarda olmazdı…
































