Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

DEVLETİN TEKERLİĞİ DÖNMÜYOR!

Eğer “devlet nedir” sorusuna doğru cevap verilemezse ortaya “KKTC gibi bir devlet” çıkar.

Çünkü devlet insanların tüm hareket ve faaliyetlerini, aralarındaki ilişkilerini sosyal yaşam içinde  tayin eden “kuruluştur.” Dolayısıyla düzenleyen, prensiplendiren, kanunlaştırıp kuramlaştırandır da..

Bunların tümünü içinde barındıran ise   “hukuktur.” Dolayısıyla “millet” mefhumuyla sosyalleşip bir arada yaşamaya başladıkta, sözünü ettiğimiz devlete her şeyden önce “hukuk” gereklidir. Hukukun doğru ve düzgün çalışması için oluşturulan temel esaslar ise “Anayasadadır.”

Pardon ama! Devlet eğer “etik”  dediğimiz ahlâki ve vicdani değerler üzerine oturtulmazsa yine tamam olmaz. ***

BU BAĞLAMDA KKTC Devleti her zaman sorgulamaya açıktır! “Nedenini” en tazesinden  örneğiyle vereyim:   Bugün beni  “devleti” yeniden yazmak zorunda bırakan saik  Merkez Bankası müdürü Rifat Günay’ın bir gazetemize yaptığı açıklamalarında, “KKTC’de para politikası yoktur” dedikten sonra,  “krizlerin artarak devam ettiği” uyarısında bulunması oldu!

(Keşke bildiğimi sandığım “devlet” kadarının  bir  çentiğini devletin varlığını sürdürmesinin anası babası olan “Bütçe” dediğimiz “parayı,” dolayısıyla  “politikasını” bilseydim.. Tabi bunu bilenler bankalar,  maliyeciler, ekonomistlerdir de  bakın bu konuda MB’sı başkanı yetki ve sorumluluğu itibarıyla daha çok bildiğinden ne diyor: “Bankalardaki milyonlarca döviz ve TL. cinsinden mevduatları artık krediye dönüştürmek gerekir. Çünkü dıştan yani TC’den gelen parasal kaynak zaten sadece kamu maaşlarına akmaktadır…”

Anladığımızca bu nedenden ve  KKTC’de virüs tedbirlerinin alınmasından dolayı piyasada ekonomin ve ötesi irili ufaklı  “işlerin” çarklarını döndürecek sıcak para kalmadı. Mevduatlar ise 1 milyar 450 milyon donuk kredi olarak bankalarda saklanıyor..

***

Sn. TATAR da bir ekonomisttir. Hatta Başbakan olduğunda ekonomist olduğu için memleketi bal kaymak yönetmekle kalmayacağını ayağa kaldıracağını da umut etmiştim. Tabi artık Merkez Bankası Başkanını da uyarma ve önerilerde bulunma zorunda   bırakan kötü gidişatın büyük “bahanesi”  koranavirüs olsa da gerçek şu ki 46 yıldır bu ülkede bir dönem Asil Nadir’in narenciye ihracatı veTürkiye’deki elektronik eşyalar faaliyetlerine  dayalı ekonomik başarısı ötesinde ihracata dayalı bir faaliyet olmadı!   Ki  o dönem de yazık ki   hem Nadir hem de Kıbrıs Türk toplumu yönünden  dramatik   sonla kapandıydı..

YERİ geldi yine yazayım. Eğer İsmet Kotak’ların Nazif Borman’ların KKTC’de  yeşerttikleri kooperatifçilik köklenme şansı bulsaydı bugün köyler boşalmaz, üretim durmaz, zeytinden haruba, narenciyeden enginara, patatesten hatta tütüne karpuza kavuna hellime varıncaya dek ülkeler arası ihracat yollarını KKTC’ye bağlarlardı! Artık bize bile  yetmiyorlar!

***

FAKATTT! Bir “devletsel ve milletsel görevimiz vardır ki “onu” ilgili kanunlarıyla tüzüklerini bile aşarak, kendisine ayrılan zaman mefhumunu bile ham hum şorolop yutarak… Her yıl Allah’ın ilahi buyruğuymuş gibi ulusal bir görev olarak ifa ediyoruz: Adı seçim ki yine  seçime hazırlanıyoruz! Merkez Bankası Başkanı açıklama ve uyarılarını yapmaya devam etse ne yazar!

HA! Yarın o  bir gün okullar da açılacak. Bakın ne kıyametler kopacak! Öte yandan seçim kampanyaları yanı sıra seçim harcamaları için kimi partiler bankalardan yine krediler borçlanacak!  Kimi seçmenler yine seçim kaderiyle oynamak için sahne alırlarken, bazıları da rant için sözler alacak!

…Ol alem kısır döngüde devam edecek. Seçim bittiğinde bir Cumhurbaşkanı seçilecek ama memleket hazinesiyle  birlikte olanını  bitenini de tüketmişliğiyle her zamanki gibi cascavlak   ortada kalacak!

Ve seçimden hemen sonra her zamanki gibi seçip sandıktan çıkardığımız seçilmişlerimiz Anakara’ya taşınacak: “Allah rızası diyerek kaynak istemek için!” Vesselam çoktandır bu devletin tekerleği  dönmüyor.. Yazık!


KISACA TAKILDIĞIM: (DÖNMEYEN TEKERLEĞİN İSPATIDIR!)

“Mağusa limanına” ağıt gibi şarkı bestelediler “Mağusa limanı limandır liman” diyerek! Ama Mağusa limanı ne limandır ne liman!   Her gün perişanlığını söyleyen viranedir!  Saçını başını yolan biçaredir!  Gelip giden ilgili bakanlar tarafından iğfal edilen bir kadersizdir! Her seçim döneminde verilen sözlerin  vaz geçilmez aldatılan gediklisidir!.. Ve yıllardır yıkılan iskelesini bile yapılmayandır!

FAKAT:  Bu limanda yıllardır bir oyun sürmektedir. “Barikatçılık oyunu!” Bu oyunun esası yurttaşların  limana girişlerini  elektronik sistemle kalkıp inen ve ancak okuyacağı kart sahiplerine  açılan bir tahta “barikattır. Şöyle ki sanki liman değil, askeri kışladır!  Oysa Marina bölgesi denilen barikatlanmış bu alanda yine ilgili devlet yetkilileri tarafından verilen izinle çalışan iki tane kahvehane bir de lokanta vardır.. Fakat buralara uğramak isteyenler o barikatları aşmak zorundadır! Bunun için de belirli sayıda araba park yeri kotası olduğu için sadece üç yüz kişinin sahip olabildiği o kartlar ötesi yurttaşlar, bu alana asla giremezler! Hatta bazı hallerde tekneleri olanlar bile..   Hayır hayır! Şikâyet ediyorum sanılmasın. “Limanlardan sorumlu “bakan Atakan” ve yöneticiler nelerle uğraşıyorlar gördünüz mü demek için yazdım. Ki İngiliz Rum dönemlerinde Mağusa halkı ve ötesi Türk ziyaretçiler böylesi bir  engellemeyi ve böylesi viran harap bir limanı hiç yaşamadıydı!