Köşe Yazarları

Devletin önemini anladık mı?

Bir hafta öncesine, başbakan Erhürman’ın Kurban Bayramı dolayısıyle tüm Tv. kanallarından ayni anda yayınlanan “ulusa sesleniş” konuşmasına gitmek istiyorum..

Sn. Başbakan, “ülke son dönemlerde ciddi bir ekonomik darboğazdan ve olağandışı koşullardan geçiyor” diye başladıydı konuşmasına..

Ve doğal olarak, “hükümetin de olağandışı tedbirler almak zorunda kalacağını” hatırlattıydı.

Mesajını önemsetmek için de “bir toplumsal seferberlik içine girilmesini ve herkesin elini taşın altına koyması gerektiğini” söylediydi…

Ayni sıralarda Başbakan yardımcısı Özersay da “hükümetin tedbirler aldığını, herkesten anlayış beklediğini söylüyor ve halka “empati yapalım” diyordu…

…BU çağrılar beni çok gerilere, yıllar ötesine götürdü. Siyasi partiler arasındaki kavgalara, ideolojik tartışmalara, Rahmetlik Denktaş’a yönelik saldırılara, askerin CTP’ye yönelik önyargılı ve dışlayıcı tutumuna…

OYSA 1974 Barış Harekâtı gibi dünyasal bir savaşa imza atılmıştı. Kıbrıs, tarihinde ilk kez Kuzey-Güney bölgelerine ayrılmış, Türk ve Rum halkları yeni coğrafyalarına taşınmış, hayata  tutunmaya çalışırlarken yeniden vatanlarını kurma uğraşına girmişlerdi..

O dönemde de şimdilerde Sn. Erhürman’ın  söylediğince  “olağandışı bir büyük olay yaşanıyordu.”

“Bir toplumsal seferberlik vardı.. Bugün Sn. Başbakan’nın ifade ettiği gibi o dönemde de herkes, “ben ne yapabilirim” sorusunu kendine sormalıydı…

YİNE Sn. Başbakan için nasıl ki bugünkü mevcut krizi atlatmak için  “ben” değil, “biz” demeliysek;  işte o 1974’lerde de Kuzey Kıbrıs,  yurdu ve  insanıyla birlikte yeni bir vatan kurmanın seferberliğinde öyle olmalıydı…

GEL gelelim  bugünün iktidarı CTP’nin o günlerdeki  “seferberlik ruhu” ile “toplumsal dayanışma ve bütünselliğin” ne kadar çok önemli olduğunu anlaması için aradan 44  yıl geçmesi gerekti!

Ancak o geçen yıllar da yetmedi! CTP’nin kendini üç siyasi parti ile  oluşturduğu koalisyon hükümetinde “büyük bir sosyoekonomik kriz  içinde bulması da gerekti!”

VE ancak o zaman anladı ki “milletçe birlik beraberlik olmaz, seferberlik  ruhu ile hareket edilmez, insanlar “ben, sen” değil tümden “biz” olarak sorunlara sahip çıkmazlarsa, o devlet, devlet olamaz…”

OYSA geçmişe bakıyorum, vakti zamanında CTP “Denktaş’ındır dediği bu devlete  inanmadıydı!

Düşmez kalkmaz bir Allah ama! Şimdi inanmadığı bu  devleti krizden çıkarmak için çalışıyor, yırtınıyor!

NE diyorduk her zaman? Vatan gibisi, devlet gibisi yoktur.. Özgürlük egemenlik gibisi yoktur..

Ve buraya noktayı koyup siyasi soruna dönüyorum..                                                                                                                                                                                **********

BÖLGESEL KOŞULLAR ÇOK DEĞİŞTİ

Ekonomik kurtuluşu uğruna seferberlik çağrılarının yapıldığı KKTC şöyle veya böyle yine masaya yatırılacak.

Ne var ki Annan planından bu yana hem Kıbrıs’ın siyasi ve fiziki konumu, hem  Annan planını oluşturan maddeleri  değişti.

Ben bir ikisini hatırlatayım mesela Annan planında  “üniter ekonomiden” ve “tek Merkez Bankasından” söz ediliyordu…

1960 “garantiler” (yani İttifak antlaşması) yürürlükte kalacaktı ama “mutatis mutandis” geçerli olacaktı. Yani Kıbrıs’ın askerden arındırılacağı göz önünde bulundurularak Türk ve Yunan askerleri  6 bin ve 3 bin kişiyi aşmayacak şekilde konuşlandırılacaklardı, üç yılda bir de  bu birliklerinin ya tümden yada parça parça adadan çekilmesini gözden geçireceklerdi, falan…

KOŞULLAR çok değişti. 2004’lere kadar Kuzey, 1974 de devralındığı  kadardı! Büyük değişim, Rum’un Annan planını reddetmesi ve çözüm umutlarının yitirilmesi nedeniyle o yıldan sonra başladı.

Nitekim bugün de Rum’un bedelini ödeyip sahiplenmesinin  mümkün olamayacağı müthiş bir imar iskân olayı.. Türkiye’den borularla akıtılan su gibi devasa bir dünya harikası.. Lüks ve turistik otelleriyle sahilleri.. Üniversiteleri, demografik yapıyı bozmuş da olsa yedi düvel insanının doluştuğu bir Kuzey vardır..

Sosyoekonomik yönden kısır döngüyü  yenememiş de olsak, verimsizliğe çare üretemesek de atıl olmasına karşın  “bir kalkınma potansiyelimiz”  vardır..

YANİ  bu adada Rum’a muhtaç olduğumuz için değil, mevcut devletimizi tanıtmak AB’e üye olmak için çözüm istiyoruz..

Bunu  Rum ile bir federasyon denemesiyle de gerçekleştirebiliriz, ayrı gayrı devletimizle de!

SORUN Rum tarafının o “federasyonu” kendi çoğunluk diktası haline getirmek istemesindedir! Garantilerin kaldırılması yani adanın  Türkiyeden kopartılmasıdır!

Kısaca Rum tarafının gelecek yönünden “niyeti” bozuktur, tüm adayı yutmayı hedeflemektedir!

Bu nedenle diyoruz artık Annan planları benzeri “Guterres çerçevelerini” değil masada görüşmek, hatıra diye duvara asmak bile abese iştigaldir..

SADEDE gelmek gerekirse keşke Kıbrıs Türk toplumu olarak belirli bir çözüm ilkesinde bütünselliğe varabilseydik..

Doğrusu, şimdilerde memleketi kurtarma seferberliği başlatan CTP’nin bu konuda geçmişteki muhalefet direncini hiç kıramadıktı!                                                                                                                                                           **********

     KISACA TAKILDIĞIM: (UBP’NİN BÜYÜK GAİLESİ!)

Hayvancılar satın alacak hayvan yemi bulamamaktan şikâyetçi!

Dün Havadis Gazetesi, “donumuz bile ithal” diyordu!..

Ateş düştüğü yeri yakar! Sabah uyandık, ilk işittiğimiz kuş sesleri değildi tabi! Tüm kakafonisiyle Akaryakıta gene zam geldiğiydi!..

Yakında KIB-Tek de hareketlenir!..

” … Ne var ki UBP’nin dünya umurunda değil!  Düğüne hazırlanan gelinlik kızlar gibi Kurultay’a hazırlanıyor!

Aday furyası da gırla! Ve tabi bugüne kadar uyuyan Özgürgün’ü uykusundan uyandırıyorlar!  Yok, başkanlığını yenilemesi için değil! Gelecek olana makamını hazırlaması için!

 

 

Daha Fazla Göster



İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı