Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Devlet yatırım furyasından ne elde ediyor..?

Bir yatırım furyasıdır gidiyor. Ülke tanınmaz halde. Boş arsalar doluyor, eskiler yıkılıyor, yerlerine çok katlı binalar dikiliyor. Bir yandan da Emirname değişikliğiyle tüm sahiller otel yapımına açık hale geliyor… Bir kaç yıla kalmaz, onlarcası daha inşa edilir…

Yıllar yılı önce Rauf Denktaş, sonra da Eroğlu’nun Türkiye heyetleriyle her görüşmelerinde, iki açıklamalarından biri, yatırım çağrısı olurdu. Ülkenin fırsatları anlatılır, ambargolardan korkmamaları söylenirdi.

Politikalar da, henüz ufukta görünmeyen yatırımcıyı çekme adına teşvikler üzerine kuruldu…

Lebi derya arsa tahsisleri, vergi muafiyetleri, uygun krediler, teşvikler…

Buna rağmen, neredeyse kırk yıl, bir kaç dış yatırımın dışında pek bir şeyler olmadı.

1986’da Özal yanında Sakıp Sabancı, Rahmi Koç’un da aralarında olduğu çok büyük bir heyetle gelmiş, yatırım alanları gösterilmiş, “Kıbrıs’a yatırım yapın” denmişti. O günlerden akıllarda kalan, heyetten önemli bir işadamının “Ben buzun üzerine yazı yazmam” sözleriydi.

Aradan yıllar geçti, yine Türkiye KKTC’yi finanse etmeyi sürdürdü. Kendi bağımsız ekonomik yapısını oluşturacak bir olanağa kavuşamadı.

Annan Planı sonrasında da göze batan tek yatırım, yerli yap satçıların inşaatlarıydı. Onun dışında bir iki firma fırsatı değerlendirdi, beş yıldızlı oteller inşa edildi. Sonuçta casino olayıyla sektör parladı ve beraberinde KKTC’nin yatırım yapılabilecek bir alan olduğu algısı yerleşti.

Şimdi bunun patlamasını yaşıyoruz.   Tabii yine de üretime yönelik değil yatırımlar. İnşaat üstüne. Ekonomistlerin ölü yatırım dedikleri cinsten….

Bunları niye anlattım… Mantar gibi biten ev, yurt, otel inşaatlarıyla, yol, su, elektrik, kanalizasyon yetmez hale gelirken, kasası tam takır olan devlet birilerini zengin ederken, kendisi ve halkının refahı için bu işten yeterli geliri elde edebiliyor mu? Benim derdim bu…

Yatırım yatırım diye kendimizi paralarken, maksadımız neydi ki?

İstihdam dıştan, malzeme dıştan, ama vergi muafiyetleri teşvikler devam…

Geçen hafta Hüseyin Ekmekçi yazdı. Kamuda 2015 yılında toplanan vergi tamı tamına 318 milyon TL…  Devletin sadece maaş giderlerinin 350’de biri… Diğer tarafta da dairesi 1 milyona giden inşaatlar, gecede milyonlar kıran casinolar ve yolda yenileri…

Türkiye’deki duruma baktım, orada vergilendirme bizimkiyle mukayese edilmez derecede yüksek. Hem de düşünülenin aksine adil… Onun dışında örneğin belediyeler ücretlendirmelerini değiştirme yetkisine sahipler. İşte Antalya…. En yoğun otelleşme bölgesi. Antalya’nın su, kanalizasyon faturaları, apartmanların daire sayısına, otellerin yatak sayısına göre artış gösteriyor. Tarifeler sürekli olarak buna göre yükseltilebiliyor. Bu tür yatırımlardan, bölgenin alt yapısı için katkı payı alınıyor. Vergilendirmeler de öyle…

Bizde ise, yıllar önce çıkarılan teşvik uygulamalarıyla bir korumacılıktır devam edip gidiyor.

İşte bazıları; Yatırım İndirimi, Gümrük Vergisi ve Fon Muafiyeti, Makine ve Teçhizat Alımlarında Katma Değer Vergisi Uygulaması, Arsa, Arazi ve Bina Temini, Fon Kaynaklı Kredi, İnşaat Ruhsatı İle İlgili Vergi, Resim, Harç ve Her Türlü Katkı Payı Muafiyeti, Sermaye Artırımları İle İlgili Pul Vergisi İndirimi, İpotek İşlemleriyle İlgili Harç İndirimi, Vergi Mevzuatı Altındayüzde 50’den, yüzde 100’e vergi indirimi; ulaştırma sektöründe KDV muafiyeti, uluslararası taşımacılıkta KDV indirimi ve daha niceleri…

Devletin bu yatırımlardan aldığı pay, dönen parayla doğru orantılı değil… Alt yapımız yetmez diye bağırınan belediyelerde de durumu leyhlerine çevirecek bir hareket yok.

Siz bizim belediyelerde Antalya’daki gibi sürekli değişen bir tarife düzenlemesi gördünüz mü?

Göremezsiniz. Ne devlet kılını kıpırdatır, ne belediyeler.

Çünkü bizde siyaset popülizm üstüne kurulmuştur. Deneseler kıyamet kopar.

Ben yatırıma karşı değilim. Ama ülkeyi yaşanmaz hale getirme pahasına değil. Eğer böyle bir patlama varsa, devlet de belediyeler de bundan payını almalı. Oysa bugünkü durumda idare, yatırımcıyı finanse eder durumda. Mağdur olan da, bu ülke ve vatandaşları…

Aman yatırımcıyı ürkütmeyelim diye diye de, ülke vergisiz cennetine döner, alt yapı çöker, biz de ah vah ederek seyrederiz…

YERİN KULAĞI VAR

YOL BELLİ:

Rum lider Anastasiadis, “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluş yıldönümü” sebebiyle yaptığı açıklamada, “barışa giden yolun” bulunması gerektiğini söylemiş. İyi de yol belli Sayın Anastasiadis, iki toplumun da birbiri üzerine tahakküm kurmayacağı, herkesin güven içinde yaşayacağı bir ortamı yaratmak. Biz Türk tarafı olarak hazırız da, sizin hazır olup olmadığınızdan pek emin değiliz…

 

AKILLARINI GARANTİLERLE BOZDULAR:

Anastasiadis’in bu temennilerine karşın Yunanistan Savunma Bakanı Kammenos ise, “tüm askerlerin çekilmesini ve garantilerin kaldırılmasını öngören bir çözümden” bahsediyor. Garantiler konusunda Türklerin hassasiyeti belli, bunun sulandırılması demek, olası bir referandumda “hayır” çıkması demek olur. Hele bu günlerde bu tür açıklamaların çözüme destek değil, köstek olduğunu bilmeleri gerekir…

 

TALAT’TAN GARANTİLER FORMÜLÜ:

CTP Genel Başkanı ve ikinci cumhurbaşkanı Talat müzakere masasında sıkıntı yaratan garantiler konusunda yeni bir formül öne sürdü; garantörün olası bir müdahalesinin, ancak BM Güvenlik Konseyi kararıyla olması… Talat, Kıbrıs Rum tarafının bunu kabul edeceğine inandığını da belirtmiş. Adamlar kendilerini öyle bir şartlamışlar ki, bu öneriyi bile kabul edip etmeyeceklerinden şüphem var…

 

KARIŞ KARIŞ SATILIYOR:

UBP-DP hükümeti, yağma ve talan hükümeti olarak tarihe geçecek. Girne Emirnamesi ile kenti tamamen bitiren hükümet, şimdi de gözünü Beşparmak dağlarının eteklerine dikti. Taşocaklarının oyduğu yerleri betonla dolduracak herhalde. Diğer yandan, Girne yat limanı ile Eziç Peanuts’ın arasında kalan ve denize sıfır 20 dönümlük arazinin, Bakanlar Kurulu kararı ile Suat Günsel’e ait Girne Üniversitesi’ne 49 yıllığına kiralandığı iddia edildi. Mahkemenin, “Girne Üniversitesi” ismini kullanmasını yasaklamasına rağmen hükümetin kararı uygulatmak yerine söz konusu isme Girne’nin belki dde en değerli arazisini vermesi ise, işin bir başka boyutu…

 

GİRNE İNSİYATİFİNİN İŞİ ZOR:

Bugüne kadar hiç bir sivil toplum örgütü, bu kadar büyük bir yükün altına girmemişti. Göülen odur ki, Girne İnsiyatifi’nin görevi hiç bitmeyecek. Her gün yeni bir peşkeş olayı çıkıyor. Sonuncusu, Girne sahilinde Suat Günsel’e verilen peşkeş… İnsiyatif’in bir an önce kurumsallaşması gerekiyor. Çünkü bu hükümetin duracağı yok…

 

KAMU YARARI DEĞİL, KAMU ZARARI:

Tarım Bakanlığı açıklama yapmış, TÜK’ün kurtarılması için konan yüzde 3’lük fonun sonuçlarını görmeye başlamışlar. Pek mutlular maşallah… Uzun uzun bir açıklama yayınlamışlar, TÜK’ün faydalarını anlatmışlar… Peki, bizzat Tarım Bakanı da yüzde 3’lük fonun, vatandaşa yüzde 18 yansıdığını itiraf ediyor, bunun bedelini kim ödeyecek? Kafamıza huni takıp, “aman da TÜK kurtuldu” diye sevinip, göbek atmamızı mı bekliyorlar? Sadece bu bile “kamu yararı” değil, “kamu zararı” üzerine politika yapıldığını göstermiyor mu? İnşallah diğerleri gibi bu da yargıdan döner…

 

 


 

ZİRVEDEKİLER

Erçin Şahmaran: “Toplum olarak çok bölündük. Bundan da hep kaybettik, memur, işçi, kamu, özel, Kıbrıslı, Türkiyeli, çözüm isteyen, çözüm istemeyen, Rumcu, Türkiyeci, UBP’li, CTP’li her dönem, her anlamda böldüler toplumu. Barışı, çözümü bulmayan çalışan toplum, kendi içinde çözüldü, barışı bulamadı. Önce kendi içindeki barışla sınanmalı, özeleştiri yapılmalı, yüzleşmeli, hatalarla, yanlışlarla doğruyu bulmalı…”. Şahmaran kardeşim iyi niyetli. Bence bilerek ve istenerek bölünüyor toplum…

 

 


DİPTEKİLER

Hazımsızlık: Bir çoğu belki de tanımadıkları, her fırsatta yerden yere vurdukları bu devletten maaş alıyorlar. Ama bu tiplerin her fırsatta kendi toplumu aleyhine konuşup, adeta Rum tezlerini savunur durumda olmalarını kabullenemiyorum. Bunun milliyetçilik, ırkçılıkla da bir alakası yok ama, kendi toplumunun menfaatlerini gözardı etmelerini de hazmedemiyorum…