Memleketi “idealimdir” dediğiniz ideolojilerle yönetmeye çalışırsanız Türkiye’de olduğu gibi ortaokuldaki kız öğrenciye türban giydirir sonra şöyle bir açıklama yapardınız: “Zorunlu din kültürü ve ahlâk dersini kaldırırsanız çok tabi olarak yerine uyuşturucu gelir, onun yerini doldurur!”
Bu mantığı insanın yaşam sürecinin her santimetrelik noktasına “yerleştirip” uygulamak mümkündür! Yeter ki karşı eleştirilere verecek cevabınız olsun. TC Cumhurbaşkanı Erdoğan bu “polemiğin” ustalarındandır ve mutlaka her soruna takacağı kendinden menkul bir kulpu vardır. Nitekim IŞİT için organize olan Batı ile Amerika’ya “ey dünya IŞİD’e sesin çıkıyor da PKK’ya neden sesin çıkmıyor” diyerek sitem ettiydi. Oysa dünya alem biliyordu ki Öcalan’ı Türkiye’ye teslim eden de Amerika idi PKK’ları gözetleyen uydu sistemleri ile insansız uçaklarını uçuran ve Türk askerine PKK’lı avlattıran da Amerika idi! Artı her türlü lojistik destek de hediyesiydi! Kaldı ki PKK konusu şimdi savaş alanında değil müzakere masasındadır…
Her neyse Müslümanlıkta değil mi ki faiz haramdır! Onunla bile oynamaya kalkan Erdoğanlı Türkiye’nin şimdilerde dolar karşısında ayvayı yemiş TL’nin peşinden nasıl ağıt yaktığının ibretlik vasikasını izliyoruz çünkü TL’den dolayı o ayvadan biz de yiyoruz! Nitekim dünkü kuru 2.28 TL idi!
Denecek ki “dini akidelere bağlılık ideoloji değildir. Allah’ın insanlara emrettiği yapılması gereken emirlerdir tartışılmaz.” Fakat ideoloji tartışılır. Yeter ki Kuran ayeti esamesine düşürülmesin. Düşürülürse:
İŞTE O ZAMAN KUTLAY ERK GİBİ DÜŞÜNÜRSÜNÜZ: Ne diyor CTP’nin aslında iyi bir ekonomist olduğuna inandığımız Genel Sekreteri Kutlay Erk: “Tezlerimizde açık şekilde yazıyor. Su, Elektrik, Telekomünikasyon, Ulaşım özelleştirilemez! Mal ve hizmet üretimlerinde bu alanların özele devri söz konusu olamaz!”
Buna karşılık ayni sıralarda her halde talihsiz bir rastlantı olmalıdır, bir televizyon kanalında Sendikacılarla tartışan Başbakan Yorgancıoğu “devletin parasızlığından” yani züğürtlüğünden söz ediyordu. Ki unutulmasın Soyer döneminde erken seçime de bu züğürtlükten dolayı gidildiydi!
“İkisi arasında ne gibi bir bağlantı vardır” mı diyorsunuz? Çünkü Kutlay Erk’in “olmazsa olmazlarına” koyduğu ve devletçi bir görüşle çalışanın, işçinin haklarını korumaya yönelik hassasiyetlerinden kaynaklı söz konusu “sektörler” ya çoktan battılardı ya da özele kiralandılardı. Devletin elinde kala kala Kutlay Erkin saydığı bu sektörler kaldı ama bakın hangi konumdadırlar:
Mesela “Ulaşım” kaleminin Kıbrıs Türk Hava Yolları battı! Arkasından CAS sorununu bıraktı ki hâlâ kanayan yara durumundadır!
Ercan Havaalanı “Yap işlet Devret” sisteminde Özele havale edildi!
Süt Kurumu Kooperatifleşerek paçasını kurtardı!
Ne kaldı geriye? Tümü de batakta olan ve kavgaları ile tartışmaları bitmeyen Telekomünikasyon Dairesi ile Elektrik Kurumu… (Su dağıtımına lafımız yoktur çünkü TC’den akacak su dışındaki su kaynakları ile dağıtımı devlete aittir öyle de olmalıdır Anayasa’nın hükmüdür.)
SORULASI SORU İSE ŞUDUR: Başbakanı bütçenin yetersizliğinden, Genel Sekreteri ile milletvekilleri asla ihanet etmeyecekleri “Sol” görüşe sardıkları ideolojilerinden söz ederler ve “çalışanın çalıştığı bu iş yerlerini “özele yedirtmeyiz” derlerken; öyleyse zaten hükümettirler, söylesinler: Bu devlet sektörlerini nasıl kurtaracaklar?
ÇÜNKÜ: Vakti zamanında da çalışanın hakkını yedirtmeyiz deyip KTHY’yi feda ettilerdi! Üstelik kurtarılması için önerilen tüm tedbirleri ret ederek! Şimdilerde benzer olaylar Elektrik kurumunda da yaşanıyor, Telekomünikasyonda da! Eğitimdeki sorunları ise canı iyice yanan Arabacıoğlu çaresiz kalıp istifa ederken giderayak ortalara sermiş bircik bircik açıklamalarını yapmıştı. Dünya alemin bildiği gerçeklerdi. Unutmayın ama: Herkeslerin bildiği bu gerçeklere karşın kimseler ağzını açıp tek kelime söylemiyordu çünkü “Öğretmenler zümresi” bu bozuk düzenden hem “maaşlar” hem “mesailer” hem “atamalar” yönünden nemalanıyordu! Dolayısı ile sendikanın bir parmak işaretiyle yollara düşüp eylemlerin en kralını yapıyordu.
Ne var ki “tek bir zümrenin sahip olduğu bu ballı kaymaklı” imtiyazı sağlayan devlet çoktan battı ki artık okullara öğretmen bile atayamıyor! (Bu konuyu hep dürtmeye devam edeceğiz çünkü bu memleketin yeniden yapılanmaya ihtiyacı vardır!)
KISACA: İdeallerin peşinden gitmek insanı kendi inançları içinde yüceltir… Fakat idealinin yollarında yücelmiş de olsa tek bir insanın tek bir partinin ideolojileri ile devlet yönetilemez!
Bu nedenle randevu alın, bir lase atılın Ankara’ya gidin. Tüm sorunlarınızla KKTC’nin sorunlarını masaya koyun. Ve önce Ankara ile uzlaşın!
Oysa siz Bunu yapacağınıza Ankara’ya rağmen “dikine” konuşuyor halkın kafasını karıştırıyorsunuz. Üstelik büyük olasılıkla tribünlere oynuyorsunuz! Doğrusu bu da iyi politika olmuyor!
*********
KISACA TAKILDIKLARIM: (CUMHURBAŞKANLIĞI’NDA EROĞLU VE AKINCI CEPHELERİNE BAKIŞ)
İlahi Sn. Eroğlu! Gitgide, sağlığında dişe diş mücadele ettiği, “liderlik” monopolünü kırmak için envai türlü politika metotları denediği Denktaş’a benziyor! Tabi müzakere masasındaki tutumundan söz etmiyorum. Bana göre orada bir arıza yok. Varsa eğer artık gitgide benzeştiğince Denktaş’ınki gibisi “müzakerelerle liderliğini” pekiştirme yollarını denemeye başlamasıdır. Biraz açalım:
Denktaş yıllarca “ben dava adamıyım, sizin avukatınızım” derdi. Vakta ki seçim zamanı gelir, dava adamlığından soyunur “politikacı” kimliğine sarılırdı! Ne dava adamlığı kalırdı ne avukatlığı! “Liderlik” gider yerine agresif bir politikacı gelirdi…
Hatta uzun yıllar önce yine öylesi bir seçim arifesinde bazı gazeteci arkadaşlarla BRT’de kendisi ile yaptığımız uzun bir söyleşi programında, “artık Cumhurbaşkanlığına adaylığımı koymayacağım” dediydi de sonra, “ne yapayım halk istiyor” diyerek bayrağı kaptığı gibi yollara düştüydü!
EROĞLU RAHAT OLMALIDIR: Doğrusu UBP kurmayları CTP’ninkilerden daha vefalı çıktılar! “Bizim tek adayımız, büyüğümüz her şeyimiz Eroğlu”dur dediler! CTP ise bir Talat’a bile sahip çıkmadı!
Buna karşın bu büyük mazhariyetle iltifata ne cevap verdi Eroğlu? “Kendimi Müzakerelere konsantre ettim. Dolayısıyle 2015’deki Cumhurbaşkanlığı seçimini düşünmüyorum!”
Dava adamı böyle olur işte! Ne var ki “öyle” değil! UBP’li Özgürgün bir zamanlar Eroğlu’nun da diline pelesenk “Parti Meclisimiz var, kararı onlar verecektir” demiş olsaydı! Yine Sn Eroğlu öyle mi konuşurdu? Arkasını sağlama aldı ya, ötesi işin şov kısmı! Yanına “dava, mücadele” laflarını da koydunuz mu alın size “devrilmez ve değişmez bir lider” daha!
GELELİM AKINCI CEPHESİNE: Son defa nerede görüldüydü? Yıllardır siyaset kulislerinde yoktu. Her halde işinden gücünden dolayı! Ne zaman ki Cumhurbaşkanlığı seçimleri dayandı kapıya, eski kurt, “ben de varım” dedi! Ve hemen plan programını da açıkladı, “dört maddelik vizyonum var” dedi:
Birincisi: Maraş’ı iade edecek KKTC’nin deniz ve hava ulaşımını yeniden dünya trafiğine açacak! Doğrusu güzel politika. Çünkü bugüne kadar onca Sivil toplum Örgütleri, muhalefetteki siyasi partiler, bizzat iktidardaki CTP mesela GYÖ’ler silsilesinde Maraş’ı iade edip Mağusa limanını dünyaya açmayı başaramadılar! Sırf, “durun bakalım Akıncı bu sorunu nasıl çözecek merakında” seçmenlerin oylarını derleyebilir, güzel taktik!
İKİNCİSİ: Türkiye ile ilişkileri “iki ayrı devlet” düzeyine çekecek! Bu da mühim! Çünkü şimdiye kadar KKTC’deki “kurum ve kuruluşların da Ankara’nın muhatapları olarak kabul görmeleri kimsenin hatırına gelmedi! Demek ki Cumhurbaşkanı seçilirse evvel emirde TC’ye de ince ayar verecek!
Üçüncüsü: Tarafsız Cumhurbaşkanı olacak! Nasıl olacak bilinmez bu da merak konusu. Çünkü TC’ye bile ince ayar çekecek bir Cumhurbaşkanı kim bilir KKTC’ye nasıl kalınca ayar çekmeye kalkar!
Dördüncüsü: Cumhurbaşkanı seçilirse halkın iç sorunlarına çözüm bulmak için çalışacak. Daha ne! Yoksa Cumhurbaşkanı seçildiğinde makamında otururken “feyisbukla” mı oynayacaktı?
KISACA: En azından “takdirlerimizle” diyoruz. Hiç olmazsa “planı programı olan bir aday gördük.”
































