Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

DEVAM EDİYORUM

Dünkü yazımda “ekonomimizin tarım sektörü ile ayağa kalkacağını” yazdımdı ama bir sorunu eksik bıraktımdı. İnsan unsurunu! Şöyle ki eğer o “tarım yapılacak topraklara sahip çıkılmazsa temennilerle söylemlerin ne anlamı olur ne faydası!”

GENÇLERDEN ve boş kalan topraklardan söz ediyorum. Ki rahmetlik İsmet Kotak “tırnaklarımızı” derdi “eğer toprağa geçirmezsek kalkınamayız.”

OYSA yetişmekte olan yeni nesil gençlerimiz için artık “toprak” bazı ideolojik yaklaşımlarda “vatan” bile değildir ama asıl sorun toprağı alt üst ederken hallaç pamuğu gibi atıp onu yeşertecek, mahsulünü hasat edecek “genç neslin” topraktan uzak durmasıdır!

KISACA yetişmekte olan gençlerimiz doktor, avukat, devlet dairelerinde memur, okullarda öğretmen olmak isterler, bunlar için çabalarlar ama, görüp bildiğimce atadan babadan kalan dönümlerce arazilerine, “ben bu işten anlamam” diyerek uzak dururlar! l

Oysa toprak önce sevgilerle sarmalanmış sahiplik ister.. Çapalamak sürmek sulamak ister.. İnsan teri ile ıslanmak ister.. Ki yeşersin, bire bin versin..

OYSA KKTC de gelecekte kendini daha çok belli edecek en büyük sorunlardan biri “topraklara yeterince sahiplik konulamaması sorunu olacaktır..” Kaldı ki bugün de eğer ziraat yada veteriner fakültelerinden mezun olan gençler de toprağı ekip biçmeseler, hayvan besiciliği yapmasalar bu sektörler atıl kalacaklar..

ÖTE YANDAN yine “topraklarımızı” ilgilendiren bir diğer büyük sorun “ekilip biçilmeyi beklerlerken üzerlerine çok katlı binaların evlerin” inşa edilmeleridir! Şöyle ki artık Kıbrıs’ın en büyük ovası olan Mesarya’da bile öbek öbek köyler, siteler oluşmaktadır..

BELKİ bugün çok da göze batmıyor ama eğer “bu ülkede tarım sektörü ile de kalkınacağız” diyorsak bir karış toprağı değerlendirecek plan ve programları yapmalıyız. Yani yeni “Girne’ler, şimdilerde aldı başını gider İskele’ler yaratma pahasına toprağı harcamak doğru değildir.

Doğru olan başımızın hiç de hoş olmadığı “planlamayı” erkence yapmak, çarpık yapılaşmayı önleyici tedbirler alırken tarım alanlarını koruyacak kalıcı tedbirler almaktır. Ki bu konuda “emirnameler” oluşturulmasına karşın ne uyan vardır ne aldıran!.. Ve geçiyorum geliyorum çok sevdiğimiz “seçimlere!.”

***

BU KEZ “Yerel Yönetimler yöneticilerini” ve “üyelerini” seçmek için sandıklara gideceğiz! Ki bu defaki “kampanyalar” Milletvekilliği seçimlerini bile katladı.. Pek çok iddialı isim var. Çoğu toplum katlarının saygıdeğer insanları. Başarılı doktorlar, avukatlar, işinsanları.. Ve hepten gençler..

NİTEKİM belki topraklarımızı yeterince ekip biçemiyor dolayısıyla arzu etiğimiz üretimi gerçekleştiremiyoruz ama söz konusu “seçimler” oldu mu meydanlara sığmayan kalabalıklar bir yana… Şimdilerde de görüldüğünce memleketin meslekleri yönünden tanınmış anlı şanlı insanlarımızdan oluşan adaylarımız da meydanlara sığamıyorlar!

BELKİ memleketin bereketli toprakları yok ama maşallah “seçim” oldu mu “adaylar” bereketleri yaşanmakta! Hem de ünlüsünden en ünlüsüne kadar.

Neyse bu konuyu çok da kaşımak istemem! Komünist yönetim olsaydık doktorları belediye başkanı yapmaz, başarılı iş adamına otur oturduğun yerde işine bak derdik… ***

ANCAK BİLİNİYOR. Yörelerinde Belediye Başkanı seçileceklerin görevleri hiç de kolay değildir.. Öncelikle devralacakları belediyelerin, yılların birikimi olan borçlarını ödeyecekler.. Sonra eğer bütçe yeterli olursa seçim arifesinde vaat ettiklerini hayata geçirecekler.. NE VAR Kİ ortada öyle bir belediye de görünmüyor! Hepsi de  veresiye vere vere müflis duruma düşmüş bakkal gibi! Gidenlerden devralacakları koltuklar oturulamayacak kadar dikenli, yüklenecekleri sorunlar çözemeyecekleri kadar çok ve netameli!

Eee SEÇİM yapılmasın mı? Haşa yapılsın da abartılmasın demek istiyorum! Hatta “şunu bunu yapacağım” bile denmesin! Ki en büyük dürüstlük “eğer para ile imkân bulursam eh işte bir şeyler yapacağım” diyebilmektir! Buraya kadar gelmişken hatırlatayım:

***

BİR ZAMANLAR Rumlarla savaşımını verdiğimiz Belediyeler “ulusal davamızın” en önemli “sahiplik” unsurlarımızdandırlar. Meclisin bile önünde seyreden önemleriyle vardılar..

Bana sorarsanız şimdilerde de konumları ve görevleri itibarı ile hâlâ ayni önem ve değerdedirler..

VE “yerel yönetim” erkleri olarak da Japonların kendilerine şiar edindiği ve “üç “T”ler dedikleri “temizlik, tertip, terbiye” gibi çok önemli üç insanlık unsurlarının yetkili ve sorumlularıdırlar.. Bu nedenle Dünya Belediyeler Günü de vardır “en iyi belediyeler” saptamaları da..

BİZ tüm bu “önemler” içinde tabi ki “belediyeler” yönünden çok da önemli değiliz ama sonuçta “Devletin” bir organı olarak bu kurumumuzu sadece ayağa kaldırmak değil, şu bu partiliye iş kapısı haline getirilmeleri de değil; yetki sorumluluk bölgelerinde çok başarılı olmalarını sağlamak zorundayız yada zorundadırlar…

***

ŞU YUKARIDAKİ biraz da hamaset kokulu anlatımlar sıralandı mıydı cevabı hemen “ama” diye başlayıp, “bizim paramız olanaklarımız” diye uzatılıp “ancak bu kadar olur” diye de son noktası konulan bir Belediyeciliğimiz vardır ki her zaman yazarız: “İktidardaki siyasi partilerin partililerine iş aş para sağlamakla yükümlüdürler!” Yani ne? “Siyasi iktidar partilerinin acenteleridirler!”

SEÇİM sandıklarına yaşanan bu gerçeklerle gideceğiz.. Ve kim seçilirse seçilsin.. Sonrası hizmetleri “siyasi yada siyasi partiler çıkarları” üzerinde olmayacaktır. Tüm partili partisiz yurttaşlara eşit şekilde götürülen belediye hizmetleri esas olacaktır..

SADECE bu gerçek bile “Belediyelerin” ne kadar toplumsal yükümlülük ve işlev sahibi olduklarının ispatını çakar.. Yanı sıra ve ayni zamanda istense de yapılamayacak partizanlığı… (Ne var ki yukarıda da yazdık bu partiler üstünlüğünü de ne yapıp edip partililere iş aş para haline getirdik ama!”İnşallah yeni seçilip görev yüklenenler “gidenlerden” çok daha başarılı olacaklardır. Temennimiz de budur.. Çünkü “belediye yöreleri sürekli kirleniyor! Sürekli ve her gün trafik sorunları daha çok artıyor, o trafiği rahatlatacak yollar gibi alt yapı yatırımları gerçekleştirilemiyor.. Yani “dert çok hem dert yok. Düşman kavi tali zebun…”