KıbrısSanatSinema

DERVİŞ ZAİM İLE ROPÖRTAJ


Öncelikle ropörtaj teklifimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim hocam. Kıbrıslı bir yönetmen olarak Kuzey Kıbrısla olan bağınızın ve iletişiminizin sürekli olduğunu biliyorum. Bu sıkıntılı günlerde bizim için keyifli bir çalışma ve okuma olacak.

Derviş Zaim ile telefon aracılığı ile gerçekleştirdiğim ropörtajı sunuyorum.

RT:  70 yılı  aşkın zamandır insanoğlu sinema ile tanışalı. Sizce günümüze kadar sinemanın ana hatları ile fonksiyonu ne olmuştur. Aydınlatma bilinçlendirme mi? Eğlence mi sorunları unutturma mı?

DZ: Sinema tüm bunları da içeren ama bunlara indirgenemeyecek bir etkide bulunur. Yani seyircide uyandırdığı etkinin içerisinde hem eğlendirmek, hem de bilgi vermek gibi fonksiyonlar bulunabileceğinden, bu foksiyonların aynı filmin içinde farklı oranlarda yer alabileceğinden, ilgili faktörlerin bazı filmlerde ötekilerle kıyaslandığında daha fazla ağırlık kazanabileceğinden sözedilebilir.Dönemde döneme bazı farkllıkların ortaya çıkabileceğinden de dem vurulabilir. Ama sinemanın gerek varoluşu, gerek etkileri bunlara indirgenmez, indirgenmemelidir. İyi ki de indirgenmemektedir. Çünkü sayılanlar birbirinden ayrılamayacak kadar iç içe geçmektedirler.

  1. Filmleriniz ana akım sinema veya popüler filmlerin dışında yer alıyor. Siz filmlerinizi nasıl sınıflandırmaktasınız?
  2. Herşeyden önce kendi yaptığım iş üzerinde uzun uzadıya konuşmak bana çok doğru gelmiyor. Çünkü benim görevim işi yapmaktır, yemeği pişirmektir. Yemek üzerine konuşmak ikinci planda gelir. Daha çok işin pratiğini gerçekleştirmektir. Yaptığım filmlerin nasıl konumlandırılacağı nasıl yorumlanacağı benden bağımsız birşeydir, çünkü seyircinin benimle ayni fikirde olması gerekmiyor. Elbette benim yaptığım filmlere dair kendi yorumlarım var. Ama benim filmlerimi farklı kulvarlara koyacak olan insanlar olabilir, kendi görüşlerimden farklı düşünen başka yorumcular olabilir. Onların bu yorumlarına benim şahsen saygı göstermem gerekir. Çünkü farklı yorumların varlığı benim filmlerimin enerjisini gösterir. Farklı okunabilmeye meyilli olduklarını gösterir. Ki bu olumlu birşeydir. Filmlerimin çok değişik yelpazaeye yayılan bir çerçevede anlam yaratmak konusundaki potansiyelleri içinde barındırdıklarını gösterir. Farklı yorumlar iyidir. Filmlere ilişkin farklı yorumların olmasını isterim ve bu farklı yorumların -ben aynı fikirde olayım yada olmayayım- devam etmesi de yine hoş birşeydir. O farklı yorumlara düzeltmeye kalkmam. Onlar az önce ifade ettiğim gibi filmlerimin zenginliğinin göstergesidir. Yani,‘filmlerim ana akım kategorisine mi girer, yoksa alternatif filmler midir, melez midirler, değilmidirler?’ gibi konularda fikirlerim olmakla beraber, düşüncelerimi yukarıda saydığım nedenlerlefazladile getirmemde yarar vardır. Bu konuda fikirlerimi daha fazla kendime saklamaya gayret ediyorum. Başkaları ne derse desin, belden aşağı vurmamak kaydıyla, farklı yorumlar iyidir.

RT.Ben  zaten sorumda söyledim hocam.

  1. Türk sinemasının gidişatı hakkında ne söyleyebilirsiniz ve Derviş Zaim filmi bunun nersindedir?

DZ.Türk Sinemasının belli potansiyellerin gerçekleştirdiğini söylemek mümkün, öte yandan belli potansiyelleri de gerçekleştirmeyi bekliyor diyelim. Zor zamanlardan geçti. En azından bu zor dönemlerin nihayetinde ortalama bir seyirci edinmeyi başardı. Bazı yurt dışı ülkelerde yerli sinemanın o ülkenin yerli seyirciye hitap etme şansı olmadı ama biz bunu başardık. Bu kazanım olumlu birşey. Bunun yanısıra ülkenin içinde bulunduğu meselelere ilişkin, meseleleri yorumlamaya çalışan işler de gerçekleştirdi. Hatta bazen biçimsel denemeler üretmeyi bile başarıyor. Daha marjinal ve niş denemeler yapmaya cesaret edebiliyor.Bunlar ne kertede olgun örneklerdir, o husus ayrı bir tartışma konusu olmakla beraber varolan birikim sinema adına olumlu gelişmeler hanesine yazılabilecek olan şeyler. Olumsuzluklar varmı, evet var. Bu saydığım şeyler ne kertede yetkinlikle yapılıyor. ‘Bunların işlevleri, sahihlikleri, hakikati ifade edebilme kapasiteleri nedir?’ gibi sorular sorulabilir. ‘Bardağın yarısı boş mu? Yoksa, bardağın yarısı dolu mu?’diye sorulduğu zaman Türk sineması için, ben ihtiyatlı bir iyimserlik içindeyim. Bardağın yarısının dolu olduğunu görme temayülündeyim ama bu Korona felaketi sonrasında sinemanın durumu ne olacak bilemiyorum. Çünkü felaketten sonra bütün sektörlerin olduğu gibi sinemanın da kendisine gelmesi zaman alabilir. Benim yaptığım filmler söz konusu olduğunda da kısaca ve hızla şunu söyleyeyim: Türk Sinemasının çok zor şartlarda üretim yaptığı zamanlarda, neredeyse finansmanın çöl denecek kadar cılız olduğu zamanlrda ilk filmimi yapmayı başardım. Düşük bütçeli ve şahsi kaynaklarla filmi bitrebildiğim için küçük bütçe ile film yapılabilmesi anlamında bir kariyer başlangıcım oldu.Bu anlamda da bir sürü genç arkadaşa da esin kaynağı oldu yaptığım “Tabutta Rövaşata” filmi, “Filler ve Çimen” filmi. Ondan sonra yapım anlamında filmlerim daha bütçeli örneklere, zaman zaman bütçe bakımından yapım başarısı göstermiş denebilecekörneklere doğru gitti. Fakat daha büyük bütçeli işlere soyunduğum zaman dahi arada bir eski zamanlardaki gibi düşük bütçeli işler sokuşturmayı ihmal etmedim.Bu değişikliği de şartlar gereği, hep aynı tornaya mahkum olmama motivasyonu ile yatığımı tahmin ediyorum. Zaten arada düşük bütçe ile çalışmayı göze almasam o filmlerin bazıları yapılamayacaktı. Dolayısıyla bütün zorluklara rağmöan ortaya çıkan işler hayırlı olmuş diye düşünüyorum. Filmlerimin içeriğine baktığımız zaman Türkiye’nin ve Ortadoğu coğrafyasının değişik meselelerine, değişik açılardan seslenmeyi, o meselelerin bazılarını temsil etmeyi kendisine amaç edinmiş filmler olduğunu söyleyebiliriz. İnsanın vicdanının eşsizliğine inanma, vicdanın insanın duyma, eyleme ve düşünme biçimlerinin temel terazisi olduğuna inanma eğilimindeyim. Vicdan ile ve hakikatin temsili meselesi ile doğrudan ilgilenen filmler üretmeye çalıştım.Bir anlamda hem insanı hem de sinema sanatını geliştirmeyi amaçlayan işler yapmaya gayret ettim.

  1. Bu ülkenin dilini ve geleneğini hangi sınırlar içerisinde kullanıyorsunuz? Yani Fuzuli’nin, 16.yy da yazdığı; “Aşk derdiyle hoşem el çek hicabımdan tabip, alma derman kim helakim zehri dermandadır” ile Nazım’ın 20.yy da yazdığı “seviyorum seni ekmeği tuza banıp yer gibi geceleyin ateşler içinde uyanarak ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi…, ikisi de bu coğrafyanın  dili.

DZ.Geçmişle ilişkin olarak, geçmişten neşet eden geçmişten kaynaklanan, temelini geçmişten almaya gayret eden filmler yapmaya gayret ettim. “Gölgeler ve Suretler” ve “Çamur” Kıbrıs’la ilgili kurmaca işlerimdendir. Türkiye coğrafyasında yaptığım “Cenneti Beklerken”, “Nokta’’tutun da sekiz film var. Bu filmler şu yada bu şekilde geçmişle ilgilendirilebilecek filmler. Ama gelenekle ilgili eğilimim sadece filmlerimde belirmiyor. Rüyet atlı romanımda Divan Edebiyatı’nın son önemli şairlerinden biri Şeyh Galip’in Hüsn-ü Aşk mesnevisini referans olarak alıp anlatacaklarımı moden roman formu içinde ifade etme girişimi var. Kısacası hem sinemada, hem de edebiyatta gelenek ile yakın ilişki içerisinde olmaya gayret etmem söz konusu. Şimdi ‘geleneğe nasıl bakıyorum, geleneği nasıl değerlendiriyorum?’ sorusuna gelelim.Yaşadığımız coğrafya zengin bir coğrafya, zengin bir tarih. Türklerin Orta Asya’dan beri gelen büyük bir tarih ve birikimleri ile derinleşen bir durum söz konusu.‘Bu zengin atmosferde film yaparken, roman yazarken geçmişle nasıl bir ilişki kuruyorum?’ sorusunu yanıtlayayım. Benim geçmişle ilişki kurma biçimim şöyledir. Geçmişe bakıyorum, geçmişin yapılarına bakıyorum ve geçmişin yapılarından hareket ederek bugün yapmaya çalıştığım sanatlar için metafor bulmaya çalışıyorum.Oralardan, geçmişten, bugünü anlamlı kılacak yeni yapılar bulmaya gayret ediyorum. Geçmişin o yapılarını bugün için tercüme etmeye çalışıyorum. Bugünün seyircisinin ve bugünün sanat kurumlarının içerisine akabilecek metaforlar bulmaya çalışıyorum. Bunları bugünün yapıları ile kavramlarınının diline tercüme etmeye gayret ediyorum.Benim geçmişle olan ilişkimde kullandığım metod budur. Bu metot içerisinde ele aldığım yapılar Divan Edebiyatından olabileceği gibi, İslami menkıbeler, eskiçağa ait seremoniler, Afrodit kültürü ve burada sayamayacağım bir dizi şey de olabiliyor. Açıkçası Anadolu coğrafyasının binbir türlü malzemesini, Doğu Akdenizin geniş ve derinbin türlü malzemesini kullanıyorum.

Soru5: Daha ilk filminizde, ilk kitabınızda ve diğer filmlerinizde bir çok ödüller aldınız.Çok mu  hazırlıklı idiniz ?

DZ.Hayır öyle bir hazırlığım yoktu. Ben sadece işini düzgün yapmaya çalışan bir adamım. Bazen hazırlığınız karşılığını bulur, bazen bulmaz. Bunlara takmamak lazım. Çünkü işin sonucunda alacağın alkış veya başarızılık başka insanlara, başka faktörlere de bağlıdır. Sen işini düzgün yapmaya çalış, gerisi bazen olur, bazen olmaz. Bir de ödülü çok fazla düşünmemeye çalışmak gerektiğini öğrendim bu süreç içerisinde, çünkü onlara kendini fazla endeksleyen adam aslında potansiyellerini şu veya bu şekilde değerlendirmemeye başlar. Ödüle göre düşünmeye başlar, ödüle göre düşünmeye başlamak da sizin için aslında yapmanız gereken şeyleri yapmak yerine ödül endeksli işler yapmaya meyletmenize yol açar, bu da tehlikelidir. O adam aslında potansiyellerini değerlendiremez.

Soru 6: Gelenekçi olmadığınızı düşünüyorum. Ancak filmlerinizde gelenek ile bağ kuruyor günümüzün sorunları ile ilişkilendiriyorsunuz. Buradaki bağ ile bizi nereye götürmeye çalışıyorsunuz?

  1. Hayatı ve insanı zenginleştirmeye çalışıyorum. Hem hayatı, hem sinemanın biçimsel özelliklerini, hemde insanın kendisini zenginleştirmeye çalışıyorum. Böyle bir niyetim var. Yani gelenek ile kurduğum ilişkilerimde, geleneği bir böbürlenme, bir öğünme;‘biz ne kadar enteresanız, büyüğüz filan’ gibilerden bir yere çekmiyorum. Ondan daha fazla şöyle bir tavır içerisindeyim. Biz gelenekten yararlanarak insanlığın sofrasına yeni, taze ve farklı bir ürün koyabilir miyiz? İnsanlığa hem biçim hem içerik olarak zenginleştirecek bir ürün verebilir miyiz? Vermek için çalışmamız lazım. Bu potansiyelin değerlendirilmesi noktasından hareket ederek saydığım işleri yapıyorum. Bir de gelenekçilik, oculuk buculuk gibi yaftalara, sıfatlara fazla kapılmamaya gayret ediyorum, çünkü bu sıfatları fala ciddiye alırsanız bir süre sonrasizin yaratıcılığınızı engelleyebilirler. Hayat kadar geniş, hayat kadar gri işler yapmaya gayret ediyorum. Hayat kadar geniş, hayat kadar gri işler yapmaya kalkıştığımızda sıfatlar, kamplar, net akımlar,büyük kalıplar sizin ayağınza dolanabilir, sizi engelleyebilir. Oysa yaftaları tenizlatlı dinlerseniz, yeteneğiniz ve şansınız ölçüsünde bu motivasyon olumlu bir durum teşkil edecektir.

Soru 7: Birçok filminizi önemli zorluklarla yaptığınızı biliyoruz. Gerilla tarzı diye tabir ediyorsunuz.  Küçük maliyetlerle film çekmek ve yeterli mali tatmin sağlamadan bu işi sürdürmek zor değil mi? Bunu nasıl başarıyorsunuz?

DZ.Ayağımı yorganıma göre uzatmaya çalışıyorum. Bütçe bakımından daha rahat çalıştığım işler oldu. Yaratıcılığın şöyle bir paradoksal bir tarafı vardır. Bir yönetmene istediğinden daha fazla para verdin mi, bir yandan da terazinin şakülü kaçabilir. Elbette söylediğimden ‘en iyi film düşük bütçeli filmdir’ dediğim yönünde bir algı çıkmasın. Düşük bütçeyi mutlaklaştırmak da en az öteki kadar tehlikelidir, ama hata payını sabit tutarak genelleştirmekgerekirse şu ileri sürülebilir: Çok fazla para vermemek lazım yönetmene. Öte yandan projesine göre konuşmak gerekirse çok da az bütçe ile olmaz bazı projeler, en azından hep o mantıkla filme kalkışılmamalı. Ben nerdeyse fındık fıstık parasıyla işler yaptım. Bunun da acısını çektim. Allahtan o işlerden fazla zaiyata uğramadan çıktık, yola devam etme şansımız oldu. İkisinin arasında bir yer sanki fena olmaz gibi geliyor, dediğim gibi  bu bir genellem. Bunun farkındayım. Yine de ekleme yapayım: Gerilla tarzı ile çalışırken ayağımı yorganıma göre uzatatmaya, iyisi kötüsü ile önüme çıkan, tehlike, zorluk, imkan ve ihtimalleri her zaman çok iyi değerlendirmeye gayret ettim.Şikayet etmeye fazla hakkımız yok elbette.Çünkü kültür harcamalarının toplam bütçeye oranının çok düşük olduğu, sponsorluk anlayışının düşük devam ettiği bir ülkede yaşıyoruz, elbette bu saydığımın dışında istisnalar. Bize bugüne kadarki bütün projelerimizde yardım eden her türlü kurum ve kişiye teşekkür ediyorum.

Soru 8: “Değişerek devam etmek” benim daha çok hoşuma giden “devam ederken değişmek” diyorsunuz. Türkiye coğrafyasında bu değişimi hissediyor musunuz?

  1. İster bunu reddet ister katıl bu söylediğime,hayatın kendisi zaten değişerek devam etmeyi, devam ederek değişme olgusunu dayatıyor.Biz doğarız büyürüz, boyumuz uzar, kilomuz artar, yüzümüz değişir. Değişiriz ama bir taraftan da bir devamlılık içindeyizdir. Başka bir sürü görünüm gibi kültürün kendisi deböyledir,kültürler değişirler, değişirken bir yandan da belli bir devamlılık halindedirler. Veya devamlılığını devam ettiren bir sürü olgu bir yandan da değişmeye devam eder. İşte bu değişimin, devamlılığın hızı, miktarı ölçüsü, derinliğinin ne olacağı, nasıl önemli bir soru mahiyetinde karşımıza çıkıyor. Özellikle yaşadığımız zamanlarda bunlar önemli sorular. Çünkü insan kaosun içinde bir düzen üretmeye gayret eder, düzen üretmek için de değer üretmesi gerekir, insan değer üreten bir varlıktır ve değer üretirken de başka bir sürü şeyin yanısra geçmişinden beslenebilir. Az evvel değindiğim meseleler üzerinden devam edersek, insanın üzerine herşeyin inşa edeceği değerlerin değişimi, devamlılığı nasıl olacak? Kendisinde bir zamanlar barındırdığı değerler devam edecek mi? Nasıl devam edecek? Değişerek devam etmek bağlamında  bunlar ne haller alacak, nasıl transformasyona uğrayacaklar? İşte bu çetrefilli konuda toplumlara şu yada bu şekilde ipucu veren din, mitoloji, menkıbe,  felsefe gibi kaynakların yanında sanatçılar da yer alabilir. Sanırım benim mütevazi değer üretme edimlerim, ‘değişerek devam etme, devam ederek değişme’ meselesine verdiğim önem de bu bağlamda değerlendirilirse yanlış olmaz.

 

  1. Sanat değeri yüksek derinlikli film yaparken daha fazla seyirciye hitap etme arzu ve imkanınız nedir? Yoksa popüler ve ana akım sinemanın içine düşmekten mi korkuyorsunuz? Yoksa bağımsız film kavramının zedelenmesine sebeb mi olacak? Yoksa maliyetlerin yüksekliği mi size engelleyen?
  2. Filmlerimin derinliğe sahib olmasını ama bir yandan da seyircilerin onları keyif alarak izlemesini isterim. Filmlerimde sinema sanatı ile felsefe ile edebiyatla kültürle, çok da fazla ilgisi olmayan seyircinin hikayeyi takip edebilmesini sağlamak üzere senaryoyu kurmaya gayret ediyorum. Yani filmin derinliğini, alt metnini çok daha fazla farkedemeyebilecek olan seyirci tipinin filmimi başından sonuna kadar izleyebileceği, hatta hikayeden meşrebince zevk almasını istiyorum. Ama bunun yanı sıra daha ince kültürel meselelere, sözgelimi felsefeye, edebiyata, tarihe, antrapolojiye kültür tarihine vs ilgi duyan seyircide filmlerimden ayrı bir lezzet alsın, yine meşrebince filmin derinliğine ulaşsın istiyorum. İki farklı yönsemeyi ayni anda gerçekleştirmeye gayret ediyorum. Filmlerimi ve senaryolarımı da bu gözle oluşturuyorum. Bu seçim aslında bir tarafa meyletmekten çok daha zordur. Yani hem üst sayılara ulaşabilecekbir seyirci kitlesine ulaşmayı amaç edineceksin, onlara hitap edeceksin, hemde mürekkep yalamış seyirciye sesleneceksin; işte bu ikisini aynı anda gerçekleştirmek daha zordur. Böylesi makine ayarına sahip filmler gerçekleştirmeye gayret ediyorum. Yalnız bunu amaçlamak bizim seyirciye ulaşmamız için yeterli değildir. Neler gerekir? Filmi nasıl dağıttığımız, kaç kopya ile gösterime girdiğimiz, dağıtıcının kim olduğu, ne kadar reklam yaptığınız gibi faktörler de gişe başarısı yolunda işin içerisine girer. Şu noktada belirtmeliyim ki,  benim filmlerimde harcadığım mütevazi tanıtım bütçeleri ile geldiğimiz gişe hasılat noktası, çoğu zaman  alternatif sinemasnın gişe başarı ortalamasının üzerindedir veya ona yakındır.Popüler dediğiniz işlerin yaptığı gişe hasılatlarına ulaşmam şu ana dek mümkün olmadı ama en azından kendi çapımızda belli oranda seyreden bir seyircimiz oldu. Mesele bundan sonra bu seyirciyi daha da artırmakta.
  3. “Tabutta Rovöşata” ve “Filler ve Çimen”filmlerinizden sonra daha sanatsal filmlere yöneldiniz gibime geliyor. Bu bir tercih sonucu mudur?
  4. Bu soru aslında terimleri kullanmak bakımından bir tehlike arzediyor. Şöyle ki, ‘’Tabutta Rövaşata” ve “Filler ve Çimen”de ötekiler kadar sanatsal filmler. Az önce yanıt verdiğim şeye tekrar dönmem gerekirse, sorunuzun içinde bu bir yorum saklı ama bu yorum benim çok da fazla katıldığım bir yorum değil,niçin değil? Sanki ikinci filmden önce filmlerimde sanatsal manada daha düşük bir kıvam vardı da ikinci işimden ondan sonra bu sanatsal kıvam arttı gibi bir anlam doğabilir. Seyirciyi konumlandırarak konuşmam gerekirse, hem sıradan seyirciye, hem de daha farklı birikimi olan seyirciye ayni anda cezbedici gelebilecek işler yapmak için düşünüyorum. Senaryoyu ona göre oluşturuyorum. Diyelim ki çok seyirci getiren bir film var ve orada sadece sıradan izleyici düşünülerek senaryo yazılmış, film gişe başarısı anlamında başarıya da ulaşmış. Ben bu varsayımda hayal ettiğimiz sıradan izleyicinin de zevk alarak filmlerimi izleyebileceği bir formata çevirmeye gayret ediyorum yaptıklarımı. Ama ayni zamanda da içine sinema sanatının kaldırabileceği oranda, didaktik olmayan tonda, kimi derinlikli meseleleri de katmayı ihmal etmiyorum. Bu tavır, bütün filmlerimde vardır,  seyirci cezbetme ile yapıtta belli bir derinlik elde etme motivasyonu ilk filmimden son filmime kadar böyle boy göstermiştir. Ama bazı filmlerde tavrımın değişen oranlarda kıvamları bulunabilir, örneğin kimi derinlikli mevzuların kimi filmlerdeki kullanım oranları bir diğer filme göre daha farklı olabilir.

RT.Belki sanatsal değil geleneksel sanatlar demeliydim bu soruyu sorarken hocam.

  1. Böyle bir sıralama var ama bu sıra yerini başka bir filmler kümesine bırakıyor, gelenekle ilgili filmlerimden ki bu kümenin o zamana kadar yapılmış son filmi olan Gölgeler ve Suretlere denk düşüyor, Gölgeler ve Suretler filminden sonra doğa ile ilgili filmler yaptım. Devir, Balık, Rüya gibi. İlk üç filmden ki ilk üç film Tabutta Rövaşata, Filler ve Çimen, Çamur’dur, onlaran sonra gelenek ile ilgili işlere başladım ama gelenekle ilgili filmler bittikten sonra doğa ile ilgili filmler yaptım. Tümünde de sanatsal bir boyuta ulaşma isteği vardı ama dediğim gibi sıradan izleyiciyi işin içine katma çabası ekisk değildi.
  2. Elinizde bir senaryo yokken, bir gelenek veya bir olay ile başlayarak filmi tamamlayabiliyorsunuz. Böyle başlayarak filmi istediğiniz noktaya ulaştırmak daha zor olmuyor mu?
  3. Bir filmi her zaman öyle yapmıyorum. Genellikle bir senaryoyu yazarken üç nokta gerekir, ya bir karakter, ya bir çatışma veya bir konsept lazımdır. Her projede bunlardan birtanesi yada şanslıysanız iki tanesi gelir, sizi bulur, sonra eksik olan üçüncü elemanı keşfedesiniz, eksik olan elementleri yavaş yavaş örmeye, üçlüyü geliştirmeye başlarsınız. Ben de ya bir karakterden hareket ederim, ya bir kavramdan hareket ederim ya da bir çatışmadan hareket ederim. Bunlardan hangisini bulduysam eksik olan iki tanesinin peşine düşerim daha sonra. O iki tanesini yavaş yavaş bulmacanın parçaları gibi ortaya çıkardıktan sonra da büyük tablo şekillenir. Ondan sonra olaylar örgüsünü dizmeye doğru  geçerim. Genellikle süreç böyle işler.
  4. Devlet kaynaklarından yardım alıyormusunuz? Bu konuya nasıl bakıyorsunuz?
  5. Devletten kimi filmlerim için destek aldım. Ama ancak dördüncü filmimden sonra devletten yardım alabildim. Dördüncü filme kadar devlet dışı kaynaklarla iş yaptım. Çoğunlukla bunlar şahsi kaynaklardı ve kişisel ilişkiler ağı ile yapılmış işlerdi. Yedinci filmimde devlet desteği almadım, o filmi devletin kaynaklarının dışında bulunan başka kaynaklarla yapmaya gayret ettim. Dediğim gibi endüstrinin Amerika ve Avrupa kadar güçlü olmadığı Avrupa ya da gelişmekte olan ülkelerde çok büyük paralar gerektiren filmler sektörünün gereksinimlerini karşılamak için devletten zaman zaman yardım almak sık sık gündeme gelebiliyor. Kıbrıs bunun için zor bir örnek. Kuzey Kıbrıs’ta bu işlere kaynak aktarılması çok kolay değil.
  6. Maaşları ancak ödüyorlar hocam. Sorunun devamı için de bir şey söylemenizi isterim hocam. Devlette katkı almak bağımsız film yapmak için bir engelmidir? Bir oto sansür sözkonusu oluyor mu?

DZ.Ben kendime bilinçli bir oto sansür uygulamamak için azami dikkati göstermeye gayret ediyorum. Söylemek istediğim herşeyi söylemeye gayret ediyorum şu ya da bu şekilde.

  1. Avrupa finans kaynaklarından yararlanıyor musunuz?

DZ.Birkaç defa Avrupa Sinema Fonu’ndan yararlandım.

  1. Filmleriniz Dünya sinemaları veya Avrupa sinemaları piyasalarına ne kadar girebiliyor ve bu sinemalarda ne kadar yer alıyorsunuz?
  2. Daha çok yabancı ortaklı filmlerimin, ilgili yabancı ortağın bulunduğu ülkelerde gösterilmesi söz konusu oldu. Almanya, İtalya, İsviçre bunların örnekleri idi. Ama salon gösterimi alanındaki girişimlerimiz günden güne daha da zorlaşacağa benziyor.Özellikle koronadan sonra daha da zorlaşacağa benziyor. Korona sonrası dönemde muhtemelen sinema dağıtımı yavaşlama eğilimi gösterebilir, salon dağıtımı yerine dijital dağıtımın gerçekleşme ihtimali daha gerçekçi. Dijital dağıtım söz konusu olduğunda da belli dijital platformlarla anlaşmalar yapıp filmlerimizi oralarda göstermeye gayret edeceğiz. Salonda gösterim elbette önem verdiğim ve peşini kovalayacağım bir husus.
  3. Kıbrıs’la ilgili filmler de çektiniz. Bir sanat insanı olarak Kıbrısa ve Kıbrıs sorununa nasıl bakıyorsunuz?
  4. Umarım hakkaniyetli ve adil bir hayat herkese bağışlanır adada. Ben de bu süreç içerisinde fikirlerimi sinema kanalı aktarmaya gayret ettim.
  5. Sizin web sayfanızdaki ‘Odaklandığın Şey Gerçeğindir’ adlı metininizden yararlanarak son olarak “Dogville” filmini keyifle izledim. Bildiğiniz üzere biz evden çıkamıyoruz. Siz bu pozisyonda olsanız hangi filmleri izlemek isterdiniz? Kopya gibi oldu bu soru ama olsun.

 

DZ.Şimdi insanlar zor zamanlardan geçiyorlar. İçlerini kasmayacak, onların mutlu olmalarını sağlayacak filmleri öneririm. Mesela Jean – Pierre Jeunet’in yönettiği Amelie’yi söylerim veya Annaud’un filmi Ayı’yı önermek isterim.

RT.Hocam ilginize çok teşekkür ederim.

DZ.Ben teşekkür ederim.

Derviş Zaim’in Özgeçmişi

Sinema yönetmeni, yazar. 1964 yılında Kıbrıs’ın Limasol şehrinde doğdu. Magosa Namık Kemal Lisesini bitirdikten sonra, 1988 yılında İstanbul Boğaziçi Üniversitesinde İşletme Bölümünden mezun oldu. 1994 yılında da İngiltere Warwick Üniversitesi’nde kültürel çalışmalar dalında master yaptı. Ayrıca 1991 yılında Londra‘da Hollywood Film Enstitüsü tarafından organize edilen bağımsız film yapımcılığı ile ilgili bir kursa katıldı.

 

Derviş Zaim, İstanbul’da yaşamakta, Bilgi Üniversitesi ile Boğaziçi Üniversitesinde sinema konusunda ders vermektedir.Kıbrısta da Yakın Doğu Üniversitesi ve Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde de dersler vermektedir.

Film çalışmalarına 1991’de deneysel videosu Hang the Camera ile başlayan Derviş Zaim, ardından bir TV belgeseli olan Caminin Etrafındaki Taş’ı yönetmiştir. 1992 ve 1995 yılları arasında TV yönetmenliği ve yazarlığı yapan Derviş Zaim, birçok televizyon programı da yönetti.

1996 yılında İlk filmi olan “Tabutta Rövaşata” ile yurtiçi ve yurtdışında birçok ödül kazanmıştır. Zaim, sinema kariyerine Filler ve Çimen (2000), Çamur (2003), Cenneti Beklerken (2006), Nokta (2008), Gölgeler ve Suretler (2011) ve Devir (2012) filmleriyle devam etti.

2005 yılında yaptığı “Cenneti Beklerken”, yönetmenin planladığı bir üçlemenin ilk filmidir. Üçlemenin ikincisi 2008 yılında “Nokta” filmi, üçüncüsü ise 2010 yılında yaptığı “Gölgeler ve Suretler” filmidir. 2014 de Balik ve 2016 da Rüya filmlerini çekmiştir.

1995’te ilk romanı Ares Harikalar Diyarında ile Türkiye’de Yunus Nadi Roman Ödülü’nü kazandı. 2020 yılında da Düvet isimli kitabını yayınlamıştır.

 

Ödülleri:

Edebiyat Alanı:

“Ares Harikalar Diyarında”- 1992 Yunus Nadi Roman Armağanı

 

Sinema Alanı:

“Tabutta Rövaşata” (35 Mm Uzun Metrajlı Film)

Ulusal Ödüller

Antalya Film Festivali (1996)
• En İyi Film
• En İyi Senaryo
• En İyi Erkek Oyuncu
• En İyi Kurgu

Istanbul Film Festivali (1997)
• Jüri Özel Ödülü
• Fipresci

Ankara Film Festivali (1997)
• En İyi Erkek Oyuncu

Orhan Ariburnu Ödülleri (1997)
• En İyi Ikinci Film
• Jüri Özel Ödülü

Uluslararasi Ödüller

Montpellier Film Festivali (1997)
• Jüri Özel Ödülü
• Akdeniz Eleştirmenleri Ödülü

Torino Film Festivali (1997)
• Jüri Özel Ödülü
• Halk Ödülü

Selanik Film Festivali (1997)
• Jüri Özel Ödülü
• En İyi Erkek Oyuncu

Amiens Film Festivali (1997)
• Netpac Ödülü

San Francisco Film Festivali (1997)
• En İyi Film

D’Annonay Film Festivali (1998)
• En İyi Film

Ouvres Film Festivali (1998)
• En İyi Film
• En İyi Erkek Oyuncu

 

“Filler Ve Çimen” (35 Mm Uzun Metrajlı Film)

Ulusal Ödüller

Antalya Film Festivali (2000)
• Jüri Özel Ödülü
• En İyi Yönetmen
• En İyi Kadin Oyuncu
• En İyi Kurgu
• En İyi Sanat Yönetmeni
• En İyi Yardimci Erkek Oyuncu
• Kültür Bakanliği Ödülü

Istanbul Film Festivali (2001)
• Fipresci -Uluslararasi Film Eleştirmenleri Ödülü
• En İyi Kadin Oyuncu

Avşa Film Festivali (2001)
• En İyi Film
• En İyi Kadin Oyuncu

Orhon Ariburnu Ödülleri (2001)
• En İyi Film
• En İyi Yönetmen
• En İyi Kadin Oyuncu

Siyad (Sinema Yazarlari Derneği) Ödülleri (2002)
• En İyi Film
• En İyi Yönetmen
• En İyi Senaryo
• En İyi Kadin Oyuncu

 

“Çamur” (35 Mm Uzun Metrajlı Film)

Ulusal Ödüller

Orhon Ariburnu Ödülleri (2003)
• Jüri Özel Ödülü

Ankara Film Festivali (2003)
• En İyi Yardimci Kadin Oyuncu

Sinema Yazarlari Derneği (2003)
• En İyi Kadin Oyuncu

Uluslararasi Ödüller

Venedik Film Festivali (2003)
• Ccit (Geleceğin Sinemasi)- Enricho Fulchignoni (Unesco) Ödülü

 

“Paralel Yolculuklar” (Belgesel- 2004)

Ulusal Ödüller

Kutlu Adali Basin Ödülü

 

Cenneti Beklerken (35 Mm Uzun Metrajlı Film -2006)

Ulusal Ödüller

Antalya Film Festivali(2006)

En İyi Özel Efekt

Siyad Ödülleri (2006)

En İyi Film Müziği

Ankara Film Festivali (2006)

En İyi Sanat Yönetimi

En İyi Müzik

Adana Film Festivali

Jüri Özel Ödülü

En İyi Sanat Yönetimi

En İyi Müzik

En İyi Kurgu

Uluslararasi Ödüller

Kahire Film Festivali – En İyi Sanatsal Katki Ödülü

 

Nokta (35 Mm Uzun Metrajlı Film -2008)

Ulusal Ödüller

-Antalya Film Festivali Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü
-Antalya Film Festivali En İyi Yönetmen
-Istanbul Film Festivali En İyi Yönetmen
-Bursa Ipek Yolu En İyi Yönetmen
-Antalya Film Festivali En İyi Müzik
-Adana Film Festivali En İyi Müzik
-Adana Film Festivali En İyi Görüntü
-Adana Film Festivali En İyi Görsel Efekt
-Antalya Film Festivali En İyi Ses Tasarimi
-Türkiye Yazarlar Birliği Sinema Ödülü
-Boston Türk Filmleri Festivali Sinemada Mükemmellik Ödülü

Uluslararasi Ödüller

-Avrasya Film Festivali Eleştirmenler Ödülü
-Kahire Uluslararasi Film Festivali En İyi Dijital Film
-Montpellier Film Festivali En İyi Müzik
-Asya Pasifik Ödülleri Senaryo Adayi

 

Gölgeler Ve Suretler

Ulusal Ödüller

-Ankara Film Festivali – En İyi Film
-Ankara Film Fstivali – En İyi Yönetmen
-Ankara Film Festivali – En İyi Kadin Oyuncu
-Ankara Film Festivali – En İyi Yardimci Erkek Oyuncu
-Ankara Film Festivali – En İyi Kurgu
-Ankara Film Festivali – En İyi Sanat Yönetimi
-Ankara Film Festivali – Siyad Eleştirmenler Ödülü
-Antalya Film Festivali – Siyad Eleştirmenler Ödülü
-Antalya Film Festivali- En İyi Kurgu

-14. Uluslararasi Istanbul Kukla Festivali Onur Ödülü

-1. Yeşilçam Ödülleri – En İyi Sanat Yönetimi

-1. Yeşilçam Ödülleri – En İyi Kostüm

Uluslararasi Ödüller

Film Oriental (Cenevre) – Özel Mansiyon

 

Rüya

Ulusal Ödüller

-Adana Film Festivali – En İyi Kadın Oyuncu


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı