Ders çıkarmamız gerekir - Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Ders çıkarmamız gerekir

Derler ki “Deme olmaz olmaz, olmaz olmaz!”

Geçen akşam Taşkent dolaylarına düşen “roket” ve çıkardığı yangın nedeniyle hatırladım bu tekerlemeyi..


Can kaybı olmaması, büyük heyecan ve korku yaratmasından öte bir zararı bulunmaması, olayın vahametine karşın tutun ki tesellisi oldu!

Ancak bu olay bize bir kez daha hatırlattı.

“Bölgemizde yalnız değiliz!”

“Kazalardan belalardan da azade değiliz!”     “Üstelik Kuzey’de hangi tedbiri alırsak alalım işte şu Füze patlamasında görüldüğü gibi “belâlar ve felaketler”  hiç beklenmedik bir gece yarısı gelir ve bizi uykumuzda bastırır.

Ne oluyoruz demeye kalmadan da her şey olur ve biter!

Kaldı ki bizim gibi 1963’lerden beridir benzer arbedeleri yaşayan bir toplum için böylesi  “zuhuratlar”  hiç şaşırtıcı olmaz çünkü çok yaşadık!

Diyeceğim şudur:  Sadece bölgemizde değil, bölgemizin adası olan Kıbrıs’ın da “barışa ve güvenliğe” ihtiyacı vardır:

Çözüm bu nedenle gereklidir.

Türkiye’nin garantisi bu nedenle çok  önemlidir.

Mutlak barış için “siyasi eşitlik” bu nedenle vazgeçilmezdir.

İki bölgelilik bu nedenle zorunluluk kazanmaktadır.

Kaza yada yanlışlık bile olsa..

Yaşadığımız bu son olayla, elan içinde bulunduğumuz  siyasi ve stratejik konumumuz bize, sürekli “teyakkuzda” olmamızı emrediyor!

Yoksa bir gün Türk Rum cebelleşirken bu adada bir de bakmışız ki başımızda bombalar patlamakta, kentlerimize köylerimize füzeler düşmektedir.. Hani Erdoğan der ya “bir gece ansızın gelebilirim!”

…Topraklarımıza düşüp patlayan füze bir Kaza sonucuydu.. Ucuz atlattık ama yine de ders çıkarmamız gerekir..

**********

İŞLEMEKLE” GEÇMELİ ÖMÜRLER.   Enflasyona inat “işsizlik” de yüzde otuzlara fırladı!

Önce şunu yazayım ama: “İşsizlik olayına” temkinli yaklaşırım. Çünkü “iş yoktur” ifadesini çağrıştırır. Oysa yapacak çok iş vardır fakat “işsiz insanlarımız için uygun iş yoktur!”

Şimdi üniversitelerin “dişçilik” yada “eczacılık” veya “hukuk” bölümlerinden mezun olmuş genç insanların “iş bulma” şansları ne kadardır ki?

Sermayeleri olsa da kliniklerini, yazıhaneleri kurabilseler de bu kez kendilerini   bekleyen “gizli işsizlik değil mi?” Ki KKTC de çok da yaygındır.

Dolayısıyla pek çok üniversite mezunu genç, ana babasının parasıyla hayatını idame ettirmektedir..

Her hangi bir işe girmiş olsalar da evlenemeyecek, yuva kuramayacak,  maaş  kısırlığına razı olmaktadırlar..

Bu nedenle göç yolları yine açıldı!

Nitekim geçen gün az  biraz tatil için İngiltere’ye giden   bir gazeteci refikim üzüntüsünü belirterek yazıyordu:        “Yine göç varmış İngilterelere!”      İnsanlarımız yaşam hakkı için dış ülkelere genellikle Londra’lara falan gidiyorlarmış…

Yani göç durmadı, bitmedi, itmedi!

Peki dış ülkelere giden bu gençlerimiz kendi işlerini kuracak sermayeye sahip değillerken “nerelerde kimlerin yanında çalıyorlar?”

Ki biliyoruz da yeniden sorup soruşturduğumuzda, vallahi lokanta mutfaklarında bulaşık yıkamaktan tutun da bir fabrika işçiliğine yada bir şirkette veya  akla gelen her iş yerinde  çalışıyorlar!

İşte sorun:  Dış ülkelerde bulaşık bile yıkayan gencimize, burada  astronomik ücret de verseniz ayni işi kabul ettiremezsiniz çünkü  üniversite mezunu olması nedeniyle zül sayar!

Ne diyorum sık sık: Bu nedenle köylerde genç insan kalmadı. Toprağı ekip biçen, tarımla uğraşan insanlar gitgide azalıyor.

İşte burada Üniversitelerin yada Eğitim Bakanlığının artık devreye girmeleri gerekir.

Mesela neden bir iki üniversitede “Tarım ve Hayvancılık bölümü” açılmasın? (Veterinerlik Fakülteleri var ama!)

Neden gençleri toprağa yönlendirecek, modern tarımın tüm ünitelerinde çalışmalarını sağlayacak yeni düzenlemeler yapılmasın?

Öte yandan artık Türkiye’ye şaşı bakmaktan da vazgeçilmeli, “aş, iş, hayat hakkımızın” da anavatanı olabileceğini kabul etmeliyiz.

Türkiye gitgide büyüyen bir ülke.. Büyük potansiyele sahip. KKTC ile TC arasında zaten var olan alışveriş ve mesela tıp olsun öteki bazı mesleki alanlarda olsun; oluşturulacak ortak çalışmalar pekala da yeni anlaşmalarla geliştirilebilinir.. Ki artık AB ülkelerinden ABD’den mezunlarımız da vardır..

..Yani diyoruz ömürler  “iş beklemekle” değil, işlemekle geçmeli…

**********

KISACA TAKILDIĞIM: (“PİSLİĞİMİZİN” İSPATI!)

 Hem Türkiye’de, bir vesile ile Rum tarafında “Organize Sanayi Bölgeleri” gördümdü ki ağaçlar içinde çiçek bahçeleri gibi! Ara yollarında tek fiskelik “artık  ve atık madde” görmek mümkün değildi.. Tesislerin koca fabrikaların çevreleri ağaçlı ve çimliydi..

Bizde Lefkoşa’dakini de gördüm, Mağusa’daki zaten gözlerimin  önünde!

Önce kızarsınız ne bu pislik diye! Sonra utanırsınız nasıl insanlarmışız diye!                Ve açık yazayım. Sanayi bölgelerinde tesislerden taşarak kapı önlerinde, yollarda biriken her türlü madde, hurda ile oluşmuş kirlilik, oranın sahiplerinin, çalışanlarının eseridir!

Yoksa diyorum, pislik mayamızda mı?

 

Web tasarım ve geliştirme : Baba Bilgisayar