“Bir musibet bin nasihatten evladır” derler..
“Talih kısmet” olmasa da her halde “korona virüs” yüzlercesiyle “faydaların” da nedeni olmalıdır. Ki toplumlar için böylesi “olağanüstü durumlar” silkinip kendilerine gelmelerinin yanı sıra, gelecekler için nasıl tedbirler almaları gerektiğinden ulusal plan ve programlarını nasıl oluşturmaları gerektiğine kadar rehberleri de olurlar..
Mesela biliyorduk ama şimdi çok daha iyi anlıyoruz, “yoktur dünyada sağlık gibisi!”
PEKİ “biliyorduk” da bunu ölüm korkuları içinde yeniden anlarken artık “sağlık politikamızda” hem de adına reform denecek bir “değişimi” gerçekleştirecek miyiz? ARTIK hükümetler sağlıkla ilgili plan programları oluştururlarken daha çok hastane, daha çok doktor, daha çok hemşire, daha çok araç gereç… Konularına daha çok önem verecekler mi?
ÖZELLİKLE kentlerde hemen her bölgede zaten olması gerekiyordu, örneğin “sağlık ocakları” ihdas edecekler mi?
TONLARCA ilacı yakarak imha etmek yerine o ilaçları hastalara ulaştıracak yeni sistemler üzerinde çalışılacak mı?
EĞER artık hastanelerimizde kalp nakli bile yapılıyorsa bu konularda daha büyük başarıların hayallerine doğru yeni plan programlar geliştirecek mi?
***
TABİ ki salt “sağlık” değildir sorun! Covid-19 gösterdi ki “artık yüz yüze eğitim yani online eğitim de vardır.. Ve eğer uygulanması için evlerde, müesseselerde, kısaca okul dışında uygun ortamlar oluşturulursa büyük faydalar sağlayabilmektedir..
Kİ koronavirüs nedeniyle yaygınlaşan bu eğitim şekli daha şimdiden bir “devrim” olarak girdi hayatlarımıza.. KALDI ki daha ilkokul çağındaki çocuğa bile “bireysel iradesini tek başına doğru ve yararlı şekilde kullanma alışkanlığı kazandırırken, tüm hayat boyunca bir insana gerekli olan “bilgiye ulaşma” yönünden de büyük ve sonsuz bir olanak sağlayacaktır..
KORANA virüs çekip gitse de bu sistemi geliştirecek miyiz? Hükümet programlarına koyacak büyük yenilik ve değişime imza atacak mıyız?
***
KISACA Korona virüs sayesinde çok şeyler mi öğrenip bazı konularda deneyimler kazandığımızı… Yoksa bir kez daha olanca fırsatları heba ettiğimizi mi… Tabi ki önümüzdeki yıllarda gelip giden yönetimlerin plan program ve uygulamalarında göreceğiz de…”
ŞİMDİLERDE işittiklerimiz hayra alamet değil. Haberlere göre artık KKTC’de de “mutasyona uğramış virüs varmış.. Tabi bu virüs ülkeye yüzerek gelmediyse demek birileri tarafından taşındı.. Yani gene o denetim sorunumuz! Yada müzmin hastalığımız olan “denetimsizliğimiz!”
İnşallah korona virüs bu konuda da bize; gelecekte uygulamamız için doğru dürüst bir “denetim mekanizması” kazandırır…
***
KISACA TAKILDIĞIM: ( NEV’İ ŞAHSINA MÜNHASIR CUMHURBAŞKANI.) Dün sabah aslında dünyayla ilgili haber kaynaklarımdan biri olan CNN’i açtığımda baktım muhabirin sorularını cevaplandıran Sn. Tatar ekranda..
Her zamanki gibi yine heyecanlı.. Her zamanki gibi yine inançlı.. Ve her zamanki gibi yine açık seçik.. Eveleme geveleme yok! Denktaş’tan bu yana ve yıllar sonra Türkiye’ye “anavatan” diyen bir Cumhurbaşkanı var.
“Anavatanla birlikte hareket edeceğiz” diyen bir Cumhurbaşkanı var.
Çözüm olacaksa iki devlete dayalı olacak” diyen bir Cumhurbaşkanı var.
“İngiltere’nin garantör ülke olarak Güney’de iki üssü var ama Garantör ülke Türkiye’nin Kuzey’deki varlığına bile tahammül edemiyorlar” diyen bir Cumhurbaşkanı var.
Türkiye “bu bölgenin en büyük gücüdür” derken “duyduğu gurur” nerdeyse ekranlardan taşıp Rumun gözüne mıh gibi saplanacak bir Cumhurbaşkanı var.. Hiç politika yapmayan neyse samimi inanç ve görüşleri dobra dobra söyleyen bir Cumhurbaşkanı var.
Kim ne derse desin benim Kıbrıs siyasi sorununa bakışım da budur tutumun da diyen bir Cumhurbaşkanı var…
Kısaca “nev’i şahsına münhasır” bir Cumhurbaşkanımız var ki beğenmeyenlerin bile sonunda itiraf ettikleri “samimiyet ve halkçılığıyla…” ÜSTELİK gitgide rahmetlik Denktaş’ı daha çok hatırlatan fotoğraf makinesi ve çektiği fotoğraflarla üstelik medyayı da iyi kullanan bir Cumhurbaşkanı..
Kıbrıslıca konuşmalarının takıntılı kelimeleri bile “kendine özgü” samimiyetinin heyecan ve inanç dağıtan dalgaları gibi yayılmakta…
Kİ artık şunu söylüyorum: “Eğer böyle bir Cumhurbaşkanı bile bir gün görevinden giderken Kıbrıs Türk halkına kalıcı bir çözüm hediye edemezse…”
Başka kimseler beceremez, çözümsüzlüğün mahkûmu olmaya devam ederiz!..
































