Rahmetlik Denktaş’la ilgili yorum ve değerlendirmelerimden neyi eksik bıraktım diye sordum kendime. İzleyip gördüğüm, konuşup tartıştığım kadarı ile galiba yazıp söyleyeceklerimi de bitirmiş olmalıyım. Zaten hiçbir devrede “siyasi erk sahipleri” ile çok yakın olamadım. Dahası galiba hiç biriyle de aramız iyi olmadı! Çünkü “Denktaş” da olsalar “Politikacılar” ayni makastan çıkmış modeller gibi kendilerine yönelik eleştirilerin hep olumlusunu gözlediler, öyle olmasını dilediler… Tutun ki hâlâ da öyledirler…
Ne var ki yıllar yıllar sonra Denktaş’la daha bir yakınlaşıp daha senli benli konuşmaya başladığımda o benim “komünist” olmadığımı, ben de onun sadece “vatan millet memleket” seslendirmelerinden ibaret olmadığını anladım… Hatta çok hümanist yanlarını da keşfettim… Dolayısıyla Kıbrıs Türk halkına “ben sizin dava adamınızım, avukatınızım” deyişlerini “inancının imanı” olarak kabul ettim…
LİDERLERİ HALKLAR’I YARATIR: Şevket Süreyya Aydemir, “liderleri fırsatlar ve halklar yaratır” derdi. Bu iki unsur ayrı ayrı kulvarlarda koşarlarken, tek bir insanın kişiliğinde çakıştıklarında işte… Ki Denktaş’ı bu unsurlarla buluşturan Rahmetlik Toplum Lideri Dr. Fazıl Küçük’tü. Küçük’ü de halk yarattıydı…
Bugün Rauf Raif Denktaş’ın ölümünün 3. yıl dönümüdür. Kendisini rahmetle anacağız. Hepsi bu kadar olmamalı ama. Eğer Denktaş’ın gerçekten ruhunu “şad” etmek istiyorsak ki azımsanamayacak sayıda insan belki bir rahmeti bile esirgeyecektir, “kurduğun devlete sahip çıktık” demeleri yetip de artacaktır bile…
Denktaş bu nedenle büyüktü… Kıbrıs Türk halkını “cemaat” esamesinden çekip alarak “devlet” mertebesine ulaştırmıştı! Devlet! Ki Rum Ortodoks kilisesi o “devlete” ulaşmak için iki asır uğraştıydı. Sonunda devletin başı olduğunda, “neden tüm adanın devleti değilim” diyerek önce Kıbrıs Cumhuriyetini yıktı, sonra da Türk halkı ile paylaşmasın diye Annan Planı’na “hayır” dedi! Bugün de “ben adanın tek devletiyim” iddiasını sürdürüyor…
Denktaş bu “megalo idea”yı yendi! Rum’un tüm ada devleti sahipliğine Kuzey Türk Devleti ile cevap verdi… Tabii mücadele de bitmedi, çözüm de olmadı… Buna karşılık her halde diyoruz. Her halde artık Kuzey Güney gerçeği yaşanacaktır… Bir Federal sistem de olsa iki ayrı bölge gerçeği değişmeyecektir…
Lider Denktaş’a Allahtan rahmet dileriz… Kurduğu devletini devletimiz biliriz…
**********
Sennaroğlu’nun çaresizliği (Yıllardır çözülmeyen sorunlar şimdi intikamlarını alıyorlar!)
Havadis’ten Baykan Gürses Özdağ’ın sorularını yanıtlayan Gıda Tarım ve Enerji Bakanı Önder Sennaroğlu, “bilinenleri” söyledi. Söylediği şuydu: “Yıllardır oluşan ve kabul gören tarım politikasının değişmesi gerektiği konusunda herkes hemfikirdir…” Tabi Tarım Bakanı olarak Sennaroğlu şunu söyleyemezdi, hadi biz söyleyelim: “Yıllardır KKTC’nin öyle geldi böyle gitmeyeceğini… Köklü değişim ve reformlara ihtiyaç olduğunu… Bunların söylenip yazılmasına, TC tarafından planlarının yapılmasına karşılık… Gelip giden iktidarların vurdumduymazlıklarından kaynaklı kapalı gözleri, tıkalı kulakları ile her bir sorunu savsakladıklarını… Kabul etmeliyiz!.. Suçlu, Yönetim erkini ellerinde tutan politikacılardır!.. Ki şimdilerde bu basiretsizliklerin ceremesini çiftçi, köylü, hayvancı, narenciyeci, sanayici, esnaf ve zanaatkârlarla ticaret erbabı; kısaca alın teri döken, tırnaklarını toprağa geçiren çalışanlar ödemektedir!..
YOKSA “TEŞVİK ÇOK, PARA YOK” DEMEK YETMEZ! Yıllardır gazeteler tarım kesimindeki “teşviklerin” aslında “popülizm” olduğunu, seçimlerde oya tahvil edilecek “ikballer” olduğunu yazıyor!
Nitekim ne diyor Sennaroğlu? “Sistem değişikliği olmazsa bu yıl için 143 buçuk milyon TL ödeme yapmamız lazım. Oysa bizim bütçemizde 135 milyon TL vardır!
PEKALA: Bu feci durumlara düşene, sonucun ne olacağı bilinmesine karşılık nasıl oldu da bu sürece müdahalede bulunulmadı? Tıpkı batması açık seçik ortalardayken göz göre batışı seyredilen KTHY’leri gibi! Tıpkı geçmişte yaşanan ve bin çalışanını kapı önüne koyarak batan Sanayi Holding gibi! Eti gibi…
NEYMİŞ SÜT SORUNU? Süt satışının son halkası olan Süt imalatçılarının tekerleği döndürecek ödemeleri SÜTEK’e yapmamasıymış!.. Bu gerçeği daha geçen hafta yazdıktı! Ondan önce yine yazdıktı! (Lafazanlık olsun diye yazmadıktı ama!) O sütü işleyip hellim yapan sanayiciler ürünlerini TC’ye gönderiyorlar buna karşılık ya paralarını aylar sonra alabiliyorlar, yahut hiç alamıyorlar!
Üstelik daha dün Mersin gümrüğünden 100 ton patates “güve var” gerekçesi ile geri gönderildi! KKTC’nin tarım uzmanları diyor ki biz araştırdık güveye falan rastlamadık! O zaman ya Mersin gümrüğü KKTC’nin ihracatına “taktı,” engellemelerde bulunuyor yahut KKTC’nin yetkili ve sorumluları doğruyu söylemiyor!
Ne olursa olsun: Ortada Kıbrıs Türk halkının canına okuyan bir Mersin Gümrüğü gerçeği vardır! Suçu bizdeyse o suç önce hükümetin, sonra Tarım Bakanı’nın, ardından ihracatı yapan firmalarla üreticinindir!
O da ne ama? Bakıyorsunuz ki ne zaman böylesi tatsız gümrük olayları yaşansa “ortada ne sorunu üstlenip izah edecek yetkili ve sorumlu var ne de sorunun sorumlusu var!” Herkes sütten çıkmış ak kaşık oluveriyor!
YİNE DE SENNNAROĞLU’NUN HAKKINI VERELİM. Baykan Özdağ soruyor: “Nasıl bir sistemden bahsediyorsunuz?” Sennaroğlu (kısaca) şu cevabı veriyor: “Serbest piyasa diyoruz ama sütün fiyatını devlet belirler! Sütü SÜTEK alır daha ucuza imalatçıya satar! İmalatçı da sütü KKTC’nin ihtiyacı kadarını mamul hale getirir, ihtiyaç fazlasını dışa satar… Yurt dışına satarken de navlun desteği ödenir. Bunlar artık hiçbir ülkede yoktur. Sütün alış satışı serbest piyasa ekonomisi içinde gerçekleşir. Arz talebe göre oluşur! Bizde izolasyonlar vardır diye böyle bir sistemin de olamayacağı yanlış kanaattir! (Tabii hatırlatalım meğer KKTC’de her yıl süt üretimi yüzde 15-20 oranında büyüyormuş yani rant büyük! Bütçeler mi dayanır?
İŞTE SORUNUN BİR KISMI BU! Üreticiyi destekleme dünyanın her yanında var ama ayni zamanda bir de “sistem” var! Eee, artık siz de “sistemleşin!”
**********
Kısaca takıldığım: (Gazimağusa Belediyesi’nin köpek kulübeleri!)
Önce bir başka olayı hatırlatalım ama: Belediye başkanı, aynı zamanda DAÜ Vakıf Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Arter eğer gazetelerde çıkan haberler doğruysa yine Gazimağusa Belediyesi’ne yeni istihdamlar yapmış! Hatta yapmaya devam edecekmiş!
Kimsenin işinde aşında güzümüz sözümüz yok ama hep merak ediyoruz: “Gazimağusa Belediyesi hiçbir iş yapmadan nasıl bu kadar çok yeni çalışana ihtiyaç duyar? Lütfen biri anlatsın!
Gelelim köpek kulübelerine: Olmadı! Getirdiler Namık Kemal Meydanı’nın Bandabuliya’sının duvar diplerine tahta kasaları koydular, önlerine de katı köpek mamalarını serptiler… Yahu her gün yüzlerce turistin ziyaret ettiği meydana köpek kulübesi mi konur? (Belki de tepkiler üzerine kaldırılmışlardır ama ben yine de yazmış olayım çünkü ibretlik olaydır bir yerlerde kaydı olsun! İleride okuyanlar malul Gazimağusa’nın ne kadar kadersiz ve talihsiz bir kent olduğunu daha iyi anlasınlar!)
































