Kıbrıs sorununda elli yıl yalnızca müzakere etmekle geçmedi.
İçerikle yol alınamadığında birbirinden farklı ihtilaf çözme yöntemleri de denendi.
İş hayatında da karşılığı olan bu denenen çözüm bulma yöntemlerini sıralayalım.
xxx
Görüşmelere ara vererek ‘’erteleme’’ defalarca denendi.
Çözümsüzlüğün maliyetinin daha fazla olduğunu düşündürtmek için uygulanan bir yöntem bu.
Taraflar tınmadı.
Görüldü ki, mangal her akşam iki tarafta da ‘’özgürce’’ yanabildiği sürece birçoğumuzun umurunda değil.
Hala daha Akıncı ‘’son şanstır’’ diye hatırlatmada bulunurken bu yönteme atıfta bulunuyor.
Her iki taraf ayni anda ‘’bu son’’ demedikten sonra bu mümkün mü?
Bu son deneme olsa olsa Akıncı’nın ilk ve son şansıdır.
xxx
Müzakerecileri ‘’değiştirme’’ de çeşitli baskı yöntemleri ile denendi.
Bundan en fazla nasibini alan rahmetli Denktaş’tı.
‘’O yapamadı sen yapar tarihe geçersin’’ diye yeni görüşmecilere dışarıdan gaz verildi.
Vasiliu ve Talat bunun iki farklı zamandaki örnekleriydi.
Tutmadı.
Şimdi de Akıncı ve Anastasiades ile deneniyor.
Bakalım iki Limasollu Nobel Barış ödülünü alabilecek mi?
Mardin’den Nobel alan bu sene çıktı. Bizim neyimiz eksik?
Düşüncesi bile yetti bizim ‘’Limasollulara.’’
Anlayacağınız şimdi bu yöntem deneniyor.
xxx
‘’İlgilenmiyorum, gidiyorum’’ deyip çözümü dikte etmek de denendi.
Rum’un tek başına AB’ye girmesi bunun ürünüydü.
Annan planına bizim evet dememiz bunun etkisi altında oldu.
Bizim evetimiz ile Rum’un hayırı ayni ana denk geldiği için bu da tutmadı.
AB hesap hatası yaptı denildi.
Bugün de ayni yöntem bu sefer iki farklı unsur üzerinden taraflar için ayrı ayrı denenmek isteniyor.
AB’nin ‘’çekim gücü’’ azalmış olsa da bizim üzerimizde hala daha etkili.
Olası bir referandumda Rum ne derse desin, bizim ‘’hayır’’ dememiz bizi AB’nin dışına iter algısı hala daha canlıdır.
Türkiye’nin bölgesel güç olacağı ile ilgili belli bir süredir Rum’a bununla ilgili ‘’alt yazı geçilmesi’’ de bu yöntemin ürünüdür.
Rum’un Annan planına hayır demesinden itibaren en büyük korkusu bu olmuştur.
Bu yöntemin panzehri gücün tek bir noktada konsolide olmasını önlemektir.
Rusya dahil tüm talep eden ülkelerin Güneydeki üs talebine evet denmesinin en büyük sebebidir bu olasılık.
Rum bölgede gücün Türkiye etrafında konsolide olmasına karşı hamle yapmaktadır.
Türkiye de buna en son İsrail ile ilişkilerin normalleşmesi ile karşılık vermeye çalışmaktadır.
Anlayacağınız bu yöntem de yaştır, çünkü Türkiye ‘’bölgesel güç değil’’, ‘’bölünmeye müsait güce’’ doğru yol almaktadır.
xxx
Çözüm yöntemi olarak denenmemiş iki yöntem daha vardır.
Biri hakemlik diğeri de mahsustan teslim olmak.
Hakemlik bir yerde Kıbrıs Cumhuriyetinin kuruluşunda garantörlerin de katılımıyla yapılan konferansta kullanılmıştır. Sonuç ortadadır. Son günlerde dile getirilen ‘’çoklu konferans’’ da bu yöntemin habercisidir.
Çözüm için mahsustan olsa da teslim olmak, ya da diplomatik dille ikna olup daha önceki olmazsa olmaz denilenlerden taviz vermek, olasılığı düşük gibi gözükse de daha önce bu adada başarıyla uygulanmış bir yöntemdir.
Aklımızdan geçirmediğimiz bu mahsustan teslim olmayı da haftaya yazacağım.
































