EğitimKöşe Yazarları

Demokrasi ve Eğitim

Barış Uzunahmet yazdı







Ülkede geçen hafta vatandaş meclis önünde hak ararken, öğretmen sendikaları da bakanlık önündeydi. Bu yazıyı Mayıs 2012’de yazmışım. 10 yıl geçmiş. Memlekette bir değişiklik yok.




Demokrasi ve eğitim ilişkisi her daim tartışılagelmiş, demokrasi mi eğitimi, eğitim mi demokrasiyi daha çok veya daha önce etkilediği sorgulanmıştır, sorgulanmaktadır. Eğitimin toplumsal görevleri arasında demokratik toplumun bireylerini yetiştirmek de olduğuna göre, anti-demokratik siyasal bir ortamda eğitimin bunu yerine getirebilmesinin de ne oranda zor olduğunu tahmin etmek gerekir.



Bir başka açıdan yazmak gerekirse gelenekselci, otoriter bir okul yapısı içerisinde demokratik toplumu yaratacak bireyler yetişmesi mümkün müdür?

Dolayısı ile burada siyasal iktidarların tavrı da önem kazanıyor. Demokratik değerlere inanmayan, otoriter ve baskıcı rejimlerin yarattığı eğitim sistemlerinden yetişen çocuklardan demokratik toplum olgusunu yeşertmek çok da kolay görünmüyor.

Çağımızın önemli düşünürlerinden Noam Chomsky, bir önceki yüzyılın önemli düşünürleri Dewey ve Russell’ın “eğitimin boş bir kaba su doldurmak olarak değil, tam aksine, bir çiçeğin kendi bildiği yoldan büyümesine yardım etmek olarak görülmesi gerektiği, bir başka deyişle, normal yaratıcı biçimleri geliştirecek koşulları sağlama fikri” olduğunu söyler. Chomsky’nin de desteklediği Dewey ve Rusell’in bu görüşleri aslında özgür birey ve demokratik toplumun temellerini oluşturur.

Peki bizde durum nedir?

Geleneksel kültür yapımıza baktığımız zaman otoriter bir organizmadan bahsetmek mümkündür. Gelecekte demokratik toplumun özgür bir bireyi olacak varlıkların yetişme sürecine baktığımız zaman çok da demokratik bir süreç yaşadıklarını söylemek pek de kolay görünmüyor.

Çocuk, aile içerisinde “dur, otur, yapma”, daha sonraki dönemlerde ise okulda “sus konuşma, otur yerine”, askerde “yat, kalk, emredersiniz”, işyerinde “paranı ben öderim ha” ve hayat boyu böyle devam eder. Peki demokrasi bunun neresinde?

Hani katılımcılık, hani çoğulculuk? Hayatın hangi evresinde çocuklar ve gençlerle ilgili karar verirken onların da fikirlerini aldık. Çocuklarımızı hep kendi isteklerimiz doğrultusunda yetiştirmedik mi?

Peki okullarımız demokratik mi?

Okulun en önemli öğesi olan öğrencilerin okulun işleyişi ile ilgili görüşleri alındı mı? Alındıysa değer verildi mi? Okuldaki yönetim süreçlerinde öğrenci hangi aşamasında yer alıyor. Alıyorsa bile etkileme şansı var mı?

Peki böyle bir ortamda demokrasiden bahsetmek mümkün mü? Hal böyle iken demokratik toplum, demokratik yönetim, demokratik eğitim, fırsat eşitliği ve adaletten tam anlamı ile yararlanmak pek mümkün görünmüyor.

İşte demokrasi kültürünün gelişmediği yapılarda, çalışanın emeğinin karşılığı olan maaşı ödenemeyebiliyor. Yönetenler, sendikalarla istişare etme gereği bile duymadan “ ben yaptım oldu bitti” diyebiliyor.

Zaten ne gereği var ki demokrasiye!

İşin ilginç tarafı, tüm bu anti demokratik uygulamaları hayata geçirenler bunların bir de hak olduğunu düşünüyor. Ama halk hak arayışına girdiğin zaman ya başına yumruk yiyor ya da yasal hakkı olan grevi yasaklanıyor.

İşte onun için eğitim bu noktada bir kez daha önem kazanıyor. Daha demokratik bir toplum için, daha özgür, daha hoşgörülü, daha demokrat bir birey gerekiyor. İşte o zaman demokrasi kültürünü içselleştirip yeni nesillerin demokratik toplumu yaratmasına olanak tanıyacağız.









Başa dön tuşu