Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Demografinin sunduğu fırsatlar hayal mi?

30 yıl içinde dünyayı etkileyecek olan en büyük realite nüfus artışıdır.

Bugün 6 milyar olan dünya nüfusu, 2050 yılında 9,5 milyar olacağı öngörülüyor.
Bu nüfus artışı Afrika ve Asya’dan gelecek.
Afrika 2050 yılına kadar bugünkü nüfusunu ikiye katlayıp bir Amerika kadar artırmış olacak.
2050 yılında, Asya için öngörülen artış ise bugünkü iki Avrupa kadar nüfusunun artması.
Asya, Afrika’ya göre tüketime halihazırda daha elverişli bir pazar.
Bundan dolayı Obama seçildiği ilk gün “önceliğimiz Asya Pasifiktir” dedi.
Hesap ortada.
Amerika’nın artış hızı düşse de nüfusu artmaya devam edecek.
Avrupa bu görüntü içinde 2050’de nüfusu bugüne göre 10% küçülecek ve daha da yaşlanan bir nüfusa sahip olacak.
Dünyadaki öngörülen bu nüfus artışı ile 10 Milyon kişinin üzerinde nüfus barındıran sayısız dev kentler oluşacak.
Şu anda dünya nüfusunun 50% şehirlerde yaşarken 2050 yılında bu 70%’e çıkacak.
Şehre göçün artmasıyla kırsal kesimde tarımda çalışan nüfus oranında ciddi düşüş olacak.

Bunun sonucunda da gıda üretimi ve lojistiğinin çok daha hayati bir önemi olacak.
30 yıl sonra gıdaya bugüne göre 70% daha fazla talep olacağı hesap ediliyor.

Artan nüfusla birlikte kişilerin almak isteyecekleri kalori miktarındaki artış da talepteki artışa ciddi etkisi olacak.

Ticaretle uğraşan biri olsanız bu derece büyüme potansiyeli olan bir alana yatırım yapmaz mısınız?

Tarım ve hayvancılığın her ne olursa olsun desteklenmesi ve yatırım yapılması son derece kritiktir.

İklim açısından tarıma ve hayvancılığa elverişli topraklar üzerinde olmamız ve suyun da Anadolu’dan getiriliyor olması inanılmaz bir avantaj olacaktır.

Beş yıl önce ekonomik belirsizliğin şokunun hat safhada olduğu günlerde katıldığım bir yatırımcı toplantısında “paramızı nereye yatıralım” diye bir soru soruldu. Konusunda dünya ölçeğinde otorite olan yatırım gurusu “kırsal alanda sulak arazi alın, nerede olduğu önemli değil” diye cevap verdi. Katılımcılar arasında gülüşmelere sebep olmuştu verilen cevap. Köylerde arazisi olanlar bunları elden çıkartmasın ve hatta bir şekilde ekmeye devam etsin diye de eklenmişti.
Artan nüfus ve temiz enerjiye olan hassasiyet de enerjiye olan talebi farklı boyutlarıyla gündeme getirecek.
Rüzgâr ve güneş enerjisindeki teknolojik ve verimliliği artıracak gelişmeler bu enerji kaynaklarını daha da ön plana çıkaracaktır.
Yukarıda yazdıklarımı bir bütün olarak değerlendirirseniz Kıbrıs adasında yaşayan bizler için de fırsatlar barındırıyor.
Biz kendi dertlerimizle meşgulken dünya artacak olan nüfusuyla, sınırlı kaynakları paylaşma mücadelesi dönemine girdi.

Bugüne kadar paylaşılması gereken kaynak öncelikli olarak petrol ve madenlerdi.

Enerjiye artık su, ekilebilecek arazi ve gıda üretimi de eklendi.

Bu unsurların tümünün de bizim olduğumuz topraklarda nüfusumuza göre
fazlasıyla olma ihtimali yüksek. Artı buna ihtiyaç duyacak pazarlara da en yakın noktalardan biriyiz.

Su, gıda, enerji (alternatif enerji dahil), Avrupa’nın yaşlanan nüfusuna hizmet verebilecek uzun süreli konaklama ve sağlık hizmetleri dikdörtgeni adada Rumlarla aramızda bulunun kan, kin ve nefrete dayalı tarih duvarını yıkmaya müsait hale getirecek yegâne realitedir.

Dünyadaki bu demografik eğilim ışığında Kıbrıs adasının askeri açıdan stratejik önemini farklı bir şekilde de tanımlamak mümkün olacaktır.

Enerji kaynağı ve suyu olan (ortak kullanılabileceğini varsayıyorum).

İklimi itibariyle tarıma, hayvancılığa ve alternatif enerji kaynağı yaratmaya elverişli.

Lojistik olarak hem gıda hem de enerji piyasalarında oluşacak talebe yakın.

Şehirleşmenin getireceği birçok problemden küçük bir coğrafya olması ve eğitimli nüfusu itibariyle çok daha az etkilenecek bir adadayız.

Tüm bunların bir farkına varabilsek, bizi bekleyen gelecek o kadar farklı olabilir ki…

Ama yok olmuyor. Bununla ilgili bir söylem yerli siyasetçilerden yok.

Havada uçan tüy misali varlığı olup ağırlığı olmayan ve en ufak bir esintiyle belirsiz bir yöne hareket ediyoruz. Ben böyle tanımlıyorum bizi.

Dünyadan iddia edildiği gibi kopuk değiliz.  Dünyayla birlikteyiz ama yalnız hissediyoruz. Bunun sorumlusu da biziz. Ben bu cümlenin içerisine Rumları da dahil ediyorum. Adanın tam potansiyelini yalnızca bizi cezalandırmaya odaklanarak onlar da mahrum kalıyorlar.

Toplum olarak dünya platformunda yalnız olmamız dünyada ne olup bittiğine bir bütün olarak bakıp düşünme hakkımızı ve fırsatları ortaya çıkartma sorumluluğumuzu ortadan kaldırmıyor.

Bunu yapabiliriz. Buna bir engel yok.

Farkında mıyız ya da umurumuzda mıdır bilmem ama seçimlerin ve Kıbrıs sorununun ötesinde dünyanın geleceği sınır tanımayacak gelişmelere gebe.

Ve bu gelişmeler sıraladığım üzere bize fırsatlar sunuyor.

Bunun için hayal etmek ve “hayal ortakları” aramak lazım.

O da görevi bu olması gerekenlerde şimdilik yok.

Seçimlere gidiyoruz gündem yaratacak bir proje veya bir lider görebiliyor musunuz?

En ilericisi bile ilerisi için yorum yaparken geçmişe bakıyor. İleriye bakıp ilerisi için vizyon ortaya koyan var mı?
Not edilmesi gereken geleceği demokrasinin değil demografik eğilimlerin belirleyecek olmasıdır.