Köşe Yazarları

DEMEK Kİ YANLIŞ YAPIYORSUNUZ…






Sağlık Bakanı temaslı, en yakınındaki kişi, şöförü pozitif; Pandemi hastanesi Başhekimi pozitif.

Olabilecek en kötü durum artık bu…



Sağlığın en başındakilere kadar ulaşmışsa, demek ki, yapılanlar doğru değil. Onlar eminim en çok korunanlar, bilinçli hareket edenler, çifte aşılılar…

Bakanlar Kurulu boyuna karar alıp yayınlıyor, olmadı bozup düzeltiyor, aldıkları kararları arka arkaya eklesen tuğla kadar kitap olur.

Olur da okunmayan kitabı ne yapayım.

Reçete belli, yazılıyor ama uygulanmıyor…

Dün, en son alınan ve ertesi gün değiştirilen karara uygun olarak kahve içmek için, Girne’de merkezi bir mekana, elimizde ne işe yaradığını hala anlayamadığımız aşı kartlarıyla gittik.

Hani dediler ya, aşılılardan test sorulmayacak diye.

Kara kara düşünüyorduk, o verdikleri bilmem kaçıncı sınıf hamur kağıt ne kadar dayanır, kılıf mı yaptırsak falan diye.

Çünkü üstünde bir barkod var, açılmaz.

Göstermelik.

Mecbursun o koca kartı yanında taşıyacaksın. Bu devirde…

Mekana girdik, ne arayan var ne soran.

Siparişi verirken yine de kartlarımızı gösterdik, yanıt şu “Boş ver abi, ne gelen var ne giden”…

Sordum; bir buçuk yıldır hiç denetlemeye geldiler mi? “Keşke gelseler” dedi ama, hiç gitmemişler.

Bu hafta toplanıp yeni kararlar alacaklardır eminim. Bunları da o koca ciltli deftere eklerler artık. Ama neye yarar?

Öyle denetim yapacaklar, böyle denetim yapacaklar; burunlarının dibinde binlerce kişinin katıldığı konserlerden haberi olmayanlar…

Sonra da bu virüs neden artar?

Nasıl artmasın, bulaşmaması için hiçbir şey yapmazsan, virüs senin aldığın karara mı uyacak?

Senin kendi vatandaşın bile uymuyor, virüsün ne umuru. O bulmuş uygun ortamı, yayılıyor da yayılıyor. 40 günde 2 bin 240 vaka… Bu da sadece tespit edilen…

Aman pardon, seçim vardı değil mi? Ne o denetim falan… Öyle kimseyi ürkütmemek lazım!!!!

Temaslı Sağlık Bakanı hala açıklama yapıyor; “Denetleme görevi üstlenen sağlık personeli sayısında ya da imkanlarında gerçek oranda artış olmadığının bilinmesini isterim”…

Arka kapıdan aldığınız yüzlerce insanı kısa bir eğitimden geçirip, klimalı, konforlu dairelerden çıkartmayı becerebilseydiniz, eksiğiniz kalmazdı…

Ama hepsi de yandaşlarınızdı değil mi? Böyle bir işe nasıl koşacaksınız onları da…

Böyle devam edin… Hani Eylül’de üniversitelerde yüz yüze eğitim ve de turizmi canlandırma hayalleriniz falan var ya, unutun onu da…

 

 

YERİN KULAĞI VAR

OTORİTE KİMDE?:

Acı ama gerçek. Ebeler ve Hemşireler Sendikası arazi tahsisi için kendi hükümeti yerine Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçiliğinden talepte bulunuyor. Siz hala çıkıp kendinizi bu ülkenin “bağımsız ve egemen” olduğu yalanına inanmaya devam edin. Kendi örgütleriniz bile otoritenin sizde olmadığını biliyor. Taleplerini size değil, KKTC’nin gerçek otoritesine yapıyor. Bunları duydukça yüzünüz hiç mi kızarmıyor, bu toplumun önüne çıkmaktan hiç mi utanmıyorsunuz. Yazıklar olsun…

 

SANER’İN PLANI NE?:

Başbakan Saner’in haftalar önce Çağman’ın istifasıyla boşalan Bakanlık koltuğuna atama yapmamasının nedeninin ipuçları belli oluyor. Saner’in, “Seçimler 3 Nisan 2022” inadı aslında bir aldatmaca. UBP kurultayında kaybetme olasılığı Saner’i farklı bir senaryoyu yapmaya mecbur etti. Aslında Saner’in aklındaki tarih “kurultay öncesi baskın seçim”. Böylece seçime hem Başbakan olarak gidecek, olası bir seçim başarısıyla da kurultayda diğer adayların şansını azaltıp, kendisinin kazanmasını sağlayacak. DP ile yaşanan “bakanlık krizi”,  Arıklı’nın “hükümetten çekilme” talebi hep bu senaryonun bir parçası gibi duruyor…

 

ATAOĞLU ELİNİ MASAYA VURUR MU?:

Hani adayları Afet Özcafer’in atanmasını sümen altı eden Saner’e basın toplantısı düzenleyerek “ültimatom” vermişti ya, Saner’in “Afet hanım olmaz, başka bir isim verin” talebi karşısında ne yapacak doğrusu merak ederim. Kulağının üstüne yatıp kabullenecek mi, yoksa “benim kimi atayacağıma sen değil ben karar veririm” diyerek hükümetten çekilecek mi? Hiç sanmam, çünkü koltuğu bırakırsa bir daha geri dönmeyeceğini kendisi de biliyor. Koltuk uğruna kendi Genel Sekreterini harcamaktan çekinmeyecek…

 

RESMEN KORKUYORUM:

500 milyon dolarlık borç anlaşması Türkiye’de onaylanmış. Yalnız ben, benim ve tüm vatandaşın ödeyeceği bu borcun, iradem dışında orada olan hükümet üyelerinin harcamasına verilmesine karşıyım. Çünkü ne ülkeyi ne parayı idare etmeyi bilmezler. Parayı veren verir, ona karışamam ama o meblağın Saner hükümetinin eline verilmesi demek, çar çur edilecek demektir. Kamunun her şeyini yandaşına kıyak çeken zihniyet, bu parayı doğru yere kanalize edecek mi?  Resmen korkuyorum…

 

O YASA DEĞİŞMEZSE, HİÇBİR SORUN ÇÖZÜLMEZ:

Rekor… Bir Bakanlar Kurulu toplantısında 18 yeni vatandaşlık… 1 yaşında gelmiş, 5 yaşında gelmiş, burada doğmuş falan. Bunun ucu bucağı yoktur. KKTC’de yaşayan nüfusu denetim altına alamadığına göre, her gelene vatandaşlık vereceksin demektir. Madem ki vatandaşlık yasası buna müsait, vereceksin. Neye dönecek bu memleket? İşte neye dönüşmeye başladığı ortada. “Kökünden değiştireceğim” diyene oy vereceğim. Bu işe bir nokta koymanın zamanı çoktan geçti. Diğer bütün sorunlarımızın ana kaynağı da budur…

 

ARIKLI KESİNTİLERİ BUNLAR:

Memleketin dört bir tarafından elektrik kesintisi haberleri geliyor. Açıklanan programlı kesintilerle hiç alakasız. Ortalama 2 saatlik kesintiler. Bunlar arıza değil, Arıklı kesintileri. Geldiği günden bu yana taş üstüne taş koymayan, ama önüne geleni taşlayan Erhan Arıklı’nın kesintileri bunlar. Kıb-Tek’i kısa sürede olduğundan da berbat hale getiren Arıklı, yakında bizi tümüyle elektriksiz bırakırsa hiç şaşmayın. Hala o koltuklarda oturmalarına müsaade ettiğimize göre, layığımızdır…

 

AĞLAYIN ŞİMDİ:

Her yıl olduğu gibi, bu yıl da güneyde 15 Temmuz, 20 Temmuz’da sirenler çalacakmış. Çalın da ağlayın. AKEL de çıkmış, “Kıbrıslı Türklerle ortak mücadele” çağrısı yapmış. Referandumda neredeydiniz kardeş? Ya da en basiti, ustanızla birlikte Crans Montana’da ne yapardınız? O mücadeleyi oralarda verecektiniz. Geçmiş olsun. Hepimizin geleceğini kararttınız, ağlayın şimdi…

 

 







Başa dön tuşu