Dün Meclis izlenmesi gereken bir oturum yaptı…
Başta ertelenen Meclis Başkanlığı seçimi olmak üzere, verginin yasa ile yapılması konularında muhalefet, özlenen bir çıkış yaptı. Herkese buranın bir hukuk devleti olduğunu hatırlattılar.
Özetle anlatılmaya çalışılan, özel hukukta yani yasalarda tüzüklerde netlik olmadığında, genel hukuk yorumu getirileceğiydi. Tufan Erhürman, Meclis’te başkanlık seçiminde yaşananların şeytanın dahi aklına gelmeyecek bir durum olduğunu, onun için yasada böyle bir öngörü bulunmadığını söyledi. Yasanın uygulanmasına itiraz olmayacağı ancak, yorumlanmasının da mümkün olduğu anlatıldı. Konu, UBP’nin gösterdiği adayın Meclis salt çoğunluğunca reddedilmiş olmasıydı…
İktidar kanadı, işi sürekli demagojiye çevirmeye çalıştı. “Biz sizin gösterdiğiniz adaya oy verdiydik, biz Başsavcı’dan başka şeyler sorduyduk” gibi demagojilere başvurdular. Teberrüken Uluçay’ın o seçime, 27 “evet” oyunu garantiye alarak girdiğini, UBP’nin ise bırakın ortaklarını, kendi adayının arkasında durmadığını unutturmak istercesine bir demagoji…
Emlak Vergisi konusunda ise, yapmaya çalıştıklarının tümüyle Anayasa ve yasalara aykırı olduğunu kabul etmek zorunda kalsalar da, “aciliyet” ya da “emlağın değerine göre sınıflandırma” gibi sulandırmalara gittiler…
En kötüsü, ülkenin Başbakanı çıkıp, “Sizin zamanınızda da görev yapan Maliye Müsteşarı beni yanılttı” dedi. Siyasi iradeyi, yasal ve siyasi sorumluluğu üstlenmesi gereken Başbakan, suçu Meclis kürsüsünden Müsteşara atabildi.

Tufan Hoca’nın “Hükümetin durumu tam anlamıyla züccaciye dükkânına girmiş fil” benzetmesi cuk oturdu.
Yanından dolaştılar, yaptıkları kabahati bile kabullenemediler ama derslerini aldılar. Ha bundan sonrası için yasalara tümüyle bağlı kalırlar mı, bypass etme yoluna gitmezler mi, bakın ondan emin değilim. Ortaya çıkan, muhalefeti düşman görerek, demagojiyle dayatma yoluna gitmeye devam edecekleridir. Çünkü asıl sorun, iktidarın büyük ortağının kendi iç sorunlarıdır. Bu nedenle ülke sorunlarıyla sağlıklı bir şekilde ilgilenememektedir, otorite boşluğu kesindir, bundan doğan da bakanların kafalarına göre takılmalarıdır.
Bu noktada en azından muhalefetin sertleşmesi, yasalara, kamu yararına yönelik sesini yükseltmesi en azından önümüzdeki dönem, yanlış yapmaya kalkanın iki kere düşünmesini sağlayacaktır diye umuyorum…
HEM EKMEK BÜTÜN HEM KÖPEK TOK OLMAZ…
Casinocular Birliği yasasızlıktan şikayet ediyor. Okuduğunuzda, iyi bir şey olabilir diyorsunuz.
AB’yi, Güney Kıbrıs’ı örnek gösteriyor. Ama bir dakika, AB’de ve tabii ki güneyde yasalarının içinde, devletin cirodan pay almasını sağlayan düzenlemeler var. Bizde de bu olacak mı? Şimdiki gibi yıllık standart vergi artı lisans olacaksa varsın yasasız kalsınlar…
Güneyde sadece 6 casino Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’nın yüzde 4’ünü karşılıyor. Bizde? Rum’un 6 casinodan elde ettiği geliri biz 34 casinodan elde etmiyoruz. Geçtiğimiz haftaya kadar casino sayısı 34’dü, buradan elde edilen gelir, KKTC GSYH’nın yüzde 5’ine ancak denk geliyordu. O da öderlerse…
Güneyde ilk açıldığında sayıları 4 olan casinolar, 2 yılda ekonomiye yılda yaklaşık 700 milyon Euro katkıda bulunmuş. Sayı şimdi 6’ya çıktı. Merak edenler ilgili sitelerine girip bakabilirler, İngilizcesi de var. Adamlar destekliyor. Açılışlarını Anastasiadis yapıyor törenle, kimsenin de sesi çıkmıyor…
Aynı işi yapıyorlar, güneyde verdikleri vergi, kuzeydekiyle karşılaştırılamaz bile. 2019’da da yazmışım, 251 milyon lira vergi ödemişler, bununla övünüyorlarmış. Kumarhane başına 7 milyon gibi bir rakam. Yıllık bu. O da kağıt üstünde. Daha pandemi falan da yokken, 28 tanesi bunu da ödememiş. 4 casinodan 700 milyon Euro alan güney Kıbrıs, 34 casinodan 251 milyon Türk Lirası alan KKTC…
Devlete gönderdikleri yasa teklifi hakkında bilgim olduğu için bu kadar net konuşuyorum.
Cirodan vergi ödemeyi kabul etsinler, varsın yerlilere de yasak kalksın. Zaten yasak var da ne, işlemiyor ki. Ama iş ödemeye geldiğinde bu konu konuşulmuyor bile. Tak makinelerin her birine birer çip, bak Maliye nasıl kazanıyor. Avrupa’da, hatta KKTC’de bu yazılımları yapanlar var bol miktarda. Hem de öyle aman aman bir para değil, bir yazılım sonuçta. Ama ne siyasiler, ne casinolar buna yanaşmıyor. Bakanlar Kurulu’na çeşitli kesimlerden bu konuda öneri geldiği halde, reddedildiğini de biliyorum.
Niyet hem devletin hak ettiği geliri sağlaması, hem bu sektörün para akışlarını denetlemek olsa, yapılacak iş bellidir. Belki böylece siyasileri bazı sektörlerin elinde oyuncak olmaktan da kurtarmış olurduk.
Tabii niyet olsa. Korkarım yasasızlık bazılarının daha çok işine geliyor…
YERİN KULAĞI VAR
HANGİSİNE İNANALIM:
Ersin Tatar her demecinde Kıbrıs’ta varılacak çözümün,“iki ayrı egemen devlet” temelinde olacağını ısrarla söylerken, Türkiye Dışişleri Bakan Yardımcısı Faruk Kaymakcı, Türkiye’nin Kıbrıs politikasının altını çizerek “İki toplumlu, iki bölgeli sağlam BİR devlet” diyor, yani, çözüm formülü olarak fedarasyonu dile getiriyor. Bu durumda biz masada Tatar’ın dediği gibi iki ayrı egemen devletli bir çözümü mü konuşacağız yoksa Kaymakcı’nın söylediği federal bir çözümü mü konuşacağız anlamadım…
TEK GÜVENCEMİZ YARGI:
Saner ve ortakları bir aylarını bile doldurmadan ne yasaları ne anayasayı takmamaya başladılar. Yasama ve yürütmenin yetkileri birbirine girdi. Ve ne yazık ki bu durum bir istisna olmaktan çıkıp adeta alışkanlık haline geldi. Böyle bir ortamda kuvvetler ayrılığının 3 ayağından üçüncüsü olan Yargı ayağı tek güvencemiz kaldı. Geldiğimiz noktada onu da kaybetme lüksümüz yok ve olmamalı…
BU PATLAMAYLA ÖĞRENCİ GELMEZ:
Hala öğrenci getirmekten bahsediliyor. Siz aldığınız yanlış kararlarla, temizlenmiş ülkede virüsün yeniden yayılmasına sebep oldunuz, ne öğrencisinden bahsediyorsunuz. Öğretim üyeleriyle sürekli konuşuyoruz, bunlar ne karar alırsa alsın, öğrenciler bu yılı yakmaya kararlıdır. Kaldı ki Ocak sonunda karar açıklayacaksınız, Mart’ta “gel okula” diyeceksiniz. Gelmek istese bile kaç öğrenci organize olup gelecek? Sonra, bu gelir kaybında kaç aile çocuğunu buralara okumaya yollayacak. Bunların hesabını da yapıyor musunuz? Atma tutmayla, sevgi pıtırcığı halleriyle olmuyor bu işler…
BU ISRAR NİYE?:
Sanki memlekette başka sorunumuz yokmuş gibi yaklaşık bir haftadır seçilemeyen Meclis Başkanını ve neden seçilemediğini tartışıyoruz. Kim oy verdi, kim vermedi, niye vermedi tartışmaları belli ki Pazartesi gününe kadar devam edecek. Ben Resmiye Canaltay’ın yerinde olsam, bu kadar kavga ve şamatadan sonra, “başınızdan beytambal kalsın başkanlığınız” deyip adaylıktan çekilirdim. 47 vekilin 34’ü red vermiş veya çekimser kalmışsa, ısrar etmezdim.
HAYALİ KONUŞMALAR:
Maliye Bakanı Dursun Oğuz, “Gelirlerin geliştirilmesi kapsamında çalışmalar yapmak zorundayız” demiş. Hah işte asıl mesele budur. Bu ülke denetim yapamıyorsa, bu ülkede adaletsizlik varsa, özel sektör desteklenmiyorsa, kamu-özel uçurumu düşmanlığa dönüşmüşse, kalkınma adına ilerleme sıfırsa, hepsi devletin hak ettiği geliri almamasındandır. Yapılacak iş basit, vergi adaleti getireceksiniz. Muafiyetleri kaldıracaksınız, keyfe keder ödeme yapmayanın yakasına yapışacaksınız. Yapabilecek misiniz bunları? Hiç sanmam. Neden mi? Çünkü önümüzde yine seçim var, kimsenin ayağına basamayacaksınız. Yapın, göreyim, özür dileyim…
KEŞKE:
ABD’de kongre binasının göstericiler tarafından basılmasına kadar varan siyasi krizin endişe ile izlendiği belirtilen KKTC Cumhurbaşkanlığı açıklamasında, “İlgili tüm tarafların makul ve sağduyulu davranacağına inanıyor, ABD’de erken zamanda, siyasi olgunluk içinde, sükûnetin sağlanmasını diliyoruz” ifadelerine yer verildi. 2018 yılında KKTC Meclisi göstericiler tarafından “işgal” edilirken ses çıkarmayan aksine onlarla poz poz fotoğraf çektiren Tatar, keşke o gün de, ABD’deki olaylara duyduğu endişeyi, KKTC Meclisinin damına mavi bayrak çekilirken de sergileyebilseydi…
































