PANDEMİ geçmedi.. Hâlâ ötesi tüm sorunlar gibi hayatımıza yapışıp kalmış. Tek artısı öldürücü olması!. Ne var ki artık ne onsuz olabiliyoruz ne istesek bile onu hayatımızdan kopartıp uzaklaştırabiliyoruz! Kaldı ki aynen kanser gibi artık devletin plan ve programlarına da kaydını yaptırmış!
…YILLAR yıllar önce gelip geçen olaylara farklı bakardım. Şimdilerde geriye daracık bir zaman dilimine sıkışmış ömür kaldıkta ve geriye dönüp baktığımda mırıldanmaya başlarım:
“Meğer bir elbiseymişim eskidikçe değişen!” ***
EVET DEĞİŞTİK: Hem de çok! Farkında varmadan ve badirelerle dolu gelip geçen zamanlardan süzülerek geldik bugünlere..
Ki her ulus gibi “adalı” da olsak, “bir avuç kadarlık” da olsak bizim de bir “mücadele tarihimiz” “varoluş savaşımımız” vardır.. Bugünlere hiç de kolay gelmedik. Ki önemli olan “kolay gelmediğimiz bugünlerin” kıymetini ve kadrini bilebilmek olmalıydı.”
ÇÜNKÜ devlet olmak kolay değil. Hele “cemaat” oluştan bir “ulusal toplum” oluşa geçmek! Milyon nüfuslu ülkeler gibi “siyasi, ekonomik, sosyal ve demokratik rejimler tercihlerinde dünyadaki yerimizi almaya çalışmak hiç de kolay olmuyor zaten hâlâ zorluğunu yaşıyoruz!
Neyse Türkiye’de Almanya’da falan bizde de öyle olmalı diyoruz da bir farkla ama: BÜYÜK devletler “oyun kurucularıdır..” Bizim gibi “küçük ülkeler” de o büyüklerin kurduğu oyunları oynamaya çalışırlar!
MESELA çocukluğumuzda ne “kovboyduk” çifte tabancalı, attığını gözünün ninnisinden vuran ne de Tarzan’dık daldan dala atlarken Jeyn’ini yamyanların elinden kurtaran. Ama oyunlarını oynardık. Çifte tabancalı kovboy da olurduk, daldan atlarken Jeyn’i kurtaran Tarzan da… Tutun ki hiç küçümsemedim ama 48 yıldır biz de “devletçilik oyunu” oynuyoruz! Ve en çok da bu oyunun “seçimlerini” seviyoruz! Bu cümleden olmak üzere hadi 23 Ocakta gerçekleşecek erken genel seçime şöyle bir bakalım… *** 23 OCAK SEÇİMLERİ: “8 siyasi parti katılıyor!.. 131’i kadın, 403’ü erkek aday. 3 kişi de bağımsız.
Seçmen sayısı 203 bin 183 kişi (Eğer bir katına toplarsanız KKTC’nin nüfusu konusunda şöyle böyle bir fikir sahibi olursunuz. Nitekim topladım 406 bin 366 çıktı. Tutun ki en az 5 yüz bin kişi olmalıyız ama gerçek şu ki hâlâ bir devleti oluşturup katılımlarıyla çarklarını çevirecek oranda bir nüfus potansiyeline ulaşamıyoruz.)
HER NEYSE: Bu ahval ve şerait içinde 23 Ocakta seçime gideceğiz.. Ve yine ya 8 siyasi partiden birine mühür vuracağız ya da “adam gibi adamları seçip Meclis’e göndermek için “karma oy” kullanacağız da.. Siyasi partilerin hiç biri bu karma oylamalardan memnun değiller. Şöyle ki hatta karma oylamanın kaldırılmasını bile istiyorlar. (BURADA kendi kendime bir özeleştiri yapacağım: Belki de siyasi partiler bu konuda haklılar diyorum. Çünkü örgütlü bir siyasi parti kendini seçimlere hazırlarken adayları, milletvekilleri, seçmenleriyle bir bütündür.. Fakat seçim sathı mailine girildiğinde örgütlü yapısallığı ve ilkesel kurumlaşmasıyla görüşleri bir bütünselliğe sahip siyasi partiler; bizzat adaylarının “oyunuzu bana verin” propagandalarında sadece “karma oylara” davetiye çıkarmakla kalmıyorlar.. Ayni zamanda “adayı olduğu partisinin” barajı geçme şansını da tehlikeye sokuyorlar!
Olaya böyle baktığımda doğrusu onca zaman neden “karma oy kullanmakta ısrarlı olduğuma” şaştım! Bunda siyasi partilerin kendilerini kanıtlayamamalarının da etkisi olmalıdır… Mesela şu anda UBP ağırlıklı Sucuoğlu koalisyon hükümetine bakın..
TAM da seçimlerin arifesinde toplumu ayağa kaldıracak ne kadar sorun varsa hepsini de başına sardı! Şöyle ki anadan doğma UPB’li de olunsa kimselerin içinden partilerine mühür vurmak geçmez!
O zaman da gündeme karma oylama gelir..
***
ÖTESİNE GELİNCE: Pandeminin de etkisiyle hastahanelerdeki sorunlar artıyor. Mesela bugüne kadar hiç muhatap olmadıydım şimdi beni tanıyan bazı sigortalılar bir vesileyle yanıma gelip hastahanelerden ilaç tadarik etmekte çok zorluk çektiklerini zaten gereken ilaçların da bulunmadığını söylüyorlar.. Kendimden bilirim sigortasız olduğu için her ay Hanımım için eczacıma dünya kadar ilaç parası ödemesinde bulunurum..
BİR de son günlerde şikâyet konusu olan bir başka sorun hastahanelerde bazı yatalak hastalara bakmak için dıştan para ile “bakıcıların” tutulduğudur. Soruyorlar “ne kadar yasaldır?” “Bu görev de hastahane personeline ait değil midir..”
VE her yıl olduğu gibi bu yıl da gündeme sürgit sorunuyla oturan asgari ücret…
Ötede yağan yağmurlarla oluşması gereken göletlere barajlarda toplanması gereken sulara karşılık sellerin felaket halinde denizlere akıp gitmeleri! Su fukarası ülkede büyük israf!
Bu sorunlara daha çok döneceğiz Çünkü çözümsüzler.. Fakat asıl büyük sorun Kuzey Kıbrıs’ı hâlâ coğrafyasına uygun plana programa bağlayamamamız! Nitekim bu konuda çıkarılan “emirnamelerin” de bekleneni sağlamadığını görüyoruz..
Öte yandan sosyoekonomik yönden de iyi olmadığımız gerçeğini durmadan “üretim çağrıları” yaptığımızdan anlıyoruz!
Anlıyoruz ki vatana sahip çıkarken onu coğrafyası ve sosyoekonomik yapısına uygunluğunca yeniden inşa etmek o sahiplikten daha zormuş! Bu zoru yenmemiz gerekir ama!
Nasıl mı? “Değişirken yenilenerek!”
































