Köşe Yazarları

OY VERİRKEN BAŞKA KRİTER ARAMAM…







Tek bir örnek, tek bir adım, halen iktidarda olan zihniyete oy verdiğinizde daha neler göreceğinizin kanıtıdır… Bundan sonra öyle mi, böyle mi düşünmek anlamsız. Budur işte, sadece bu!




Haberi Ses Kıbrıs derledi, kıyamet koptu. Türkiye Cumhuriyeti’nden KKTC’ye 2021 yılı için ayrılan yatırım kaynaklarındaki paralar, bir araya getirilmiş, külliye için kaynak oluşturulmuş…



İçinde neler var…. Sadece alt yapı projeleri için ayrılan 509 milyon liralık kaynak… Reel sektöre destek için ayrılan 61 milyon 300 bin TL’lik kaynak. Faaliyet Projeleri kaleminden 99 milyon 158 bin 159.57 TL…

Olabilir, yılbaşında kalemler bir şekilde bir araya getirilebilir. Mali bir çalışma olabilir. Ama sonucu acı veriyor. Toplamı 754 milyon 500 bin TL olan bu kaynakların 586 milyonu külliye için aktarılmış. Üçte ikisi…

Hastanede doktor yok, hemşire yok, kanser hastalarına, thalassemia hastalarına, MS, ALS hastalarına kasada para olmadığı için ilaç getirilmiyor.

Piyasa allak bullak. Borçlar ödenmiyor, alım gücüne destek olsun diye kurulan fiyat istikrar fonu bomboş, sübvansiyon yapılamıyor. Döviz gram yükselse, katmerli bir şekilde halka yansıyor, tek çare herkes boğazından kesiyor.

Yollar yarı buçuk kalmış, okullar çocukların başına yıkılıyor, olmayan paralarla elektriği güneyden borçlanıyoruz, her alanda üretim ha durdu ha duracak, fakirlik diz boyu, biz yarım milyara külliye yapıyoruz.

Muhalefet anında veryansın etti. “Bu toplum sizi affetmeyecek… Türkiye ile ilişkiler hangi çizgide yürütülüyor…”. Bu iki cümle üzerinde özellikle düşünülmesi gerekir.

İkincisinden başlayalım…

Evet, Türkiye cumhurbaşkanlığı sarayımızı ya da Meclis binamızı bize yakıştırmıyor olabilir, ‘daha iyisine layıksınız’ diyebilir…

Trik nokta burada; bu felaketin ortasında siyaset yapanlar bu ülkenin önceliğinin bu olmadığını söyleyemiyor.

Doğru, yanlış ne denirse “evet efendim” denilen bir politika bu.

Bu tür işlerin kendi siyasi geleceklerini dahi kötü etkileyeceğini anlatmaya bile cesaretleri yok. “Bu yoklukta bu harcamaya halkımız karşıdır. Moraller bozuldu, tepkiler var… İhtiyacımız bu değil” denemiyor.

Yoksa hiç böyle bir niyetleri de mi yok? Hani bir çalışma yapılsın, muhatapların önüne öyle çıkılsın falan.

İstişare mekanizması tümden ortadan mı kalktı? Demek ki kalkmış.

Kaynağı nereden gelirse gelsin, hiç olmazsa şu dönemde yapılmaması gereken bu lüks harcamada ısrar, hem KKTC-Türkiye ilişkilerinin sağlıklı yürümediğini, hem de  “tek başına” iktidara gelmeye niyet edenlerin bu ülkeye ve halkına nasıl baktığını gösterir.

İşte bu noktada toplumun hissiyatı önemli. Önceliği ülkenin durumu olmayanlara hak ettiği dersi verecek mi vermeyecek mi?

Politikadaki amaçları ve yöntemleri artık denenmiş, tescil edilmiş olanlar bir yanda; bunu temelden değiştireceğini söyleyenler diğer yanda.

Mazoşist miyiz, acı çekmekten zevk mi alıyoruz, yoksa aklımızı peynir ekmekle mi yedik.

Eğer bir çıkar grubunun içinde değilseniz, kişisel beklentileriniz için oy vermiyorsanız, bu düzenin devamını reddedersiniz.

23 Ocak seçimleri her bakımdan ciddi bir yol ayrımıdır.

Ya kurtulacağız hep beraber ya da yok oluşa doğru büyük bir adım atacağız…

 

 

 

 

YERİN KULAĞI VAR

BU HAKARETİ HAK EDİYOR MUSUNUZ:

UBP’lileri merak ederim, aynı fikirde midirler? Hele de UBP’yi destekleyen memurları, emeklileri. Onca yıl çalışarak hak ettikleri maaşlarını topuz gibi başlarına vuran, maaşı lütuf gibi gören parti başkanları hakkında ne düşünürler? Görevi bu olan kişinin çıkıp “maaşları ödedik, seslerini kestiler” demesi bu halka hakaret değil de nedir? Bu hakareti nasıl içlerine sindirdiler, bunu merak ederim…

 

YOK FARZEDEREK DEVAM ETMEKA:

Soygun, dolandırıcılık, tecavüz, şiddet, sahte para, sahte pasaport, kaçak işçi, kaçak göçmen, kaçak para… Uyuşturucu ve kara para artık kurumsallaştı. Her gün en az 5 değişik çeşit vukuat. Elleri kelepçeli onlarca insan… Sayısı giderek artan ve şeytanın aklına gelmeyen çeşit suçlar. İpler tümüyle elden kaçmıştır. KKTC’nin suç işleme potansiyeli olana iyi bir ortam yaratıyor artık. Otorite yok, bakan yok, denetleyen yok, öyle olunca da güven yok, asayiş yok, korku var, endişe var.  Siz hiçbir yetkilinin bu endişeleri paylaştığını, en azından farkına vardığını gösteren bir açıklamasını duydunuz mu?

 

BİR FORMÜLLERİ BİLE YOK:

Bir tutturmuşlar, “federasyon görüşmeyeceğiz”… Tamam, anladık. Sizden bunu bekleyen kalmadı zaten. En azından oy beklediğiniz tabana, canının yandığı meselelerle ilgili bir söyleyin. Bu yokluğu, bu kaosu, kendi yarattığınız enkazı nasıl kaldıracağınızın formüllerini falan. O da yok. Seçim geçsin bakacaklar… Kim önce randevu alacak, kim Ankara’ya gidecek. Başka yol bilmedikleri şu propaganda döneminde ortaya çıktı. Varsa söyleyin, ne gördünüz?

 

NASIL OLACAK:

TC Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, federasyon temelli çözümü öngören Birleşmiş Milletler parametrelerinin değişebileceğini iddia etmiş. İyi de bu parametrelerin değişmesi için başta ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin’in yanında AB ülkelerinin de ikna edilmesi gerekiyor. Azerbaycan’ı bile ikna edemedik, bunları nasıl ikna edeceğiz, onu da söyleseydi keşke…

 

4’LÜ HÜKÜMET İÇ BORÇLANMA YAPMAMIŞ:

“Ne yaptınız da ne yapacaksınız” diyenler var. Devrim Barcın buldu çıkarttı; 4’lü hükümet o güne kadar görülmüş en büyük döviz krizini yaşadığı halde tek kuruş iç borçlanma yapmamış. Üstelik de bütçesi fazla vermiş. Bugün sırtımıza yüklenen yük, İrsen Küçük, Özgürgün, Tatar, Saner ve Sucuoğlu hükümetlerinin aldıkları borçlar ve faizler. Üstelik doğru dürüst bir ödeme planı bile yok. Nereden aldılar, ne kadar ödemediler şimdi yazmaya kalksam, Bankalar Yasası’na göre suç işlerim. Ama ödemeyenin suçu yok…

 

UTANACAK SURAT YOK:

Son yağmurlardan Denktaş’ın anıt mezarı da nasibini alarak sular altında kaldı. Denktaş’ın mirasını paylaşamayan UBP, mezarı için laftan başka bir şey üretmedi. Aksine, anıt mezarı yapmak isteyenleri de engelledi. Yaşanan bu manzara karşısında utandılar mı acaba diyeceğim ama, onlarda o surat yok…  Bunu da görmezden geldiler.

 









Başa dön tuşu