Kısır gündelik çekişmelerin verimsiz girdabından kurtulup da Anayasa değişikliği ve yerel seçimlerde yapılması öngörülen referanduma odaklanmakta fayda vardır.
Üstelik sadece Anayasa’yı değiştirmek için olağanüstü mesai harcayanların değil, ana muhalefet dahil tüm kesimlerin, devletin tüm organlarının ve sivil toplumun bunu yapması gerekmektedir.
Çünkü önümüzde iki seçenek vardır.
İki kötü seçenek;
Ya kendi dinamiklerimizle bu anayasanın hiç olmazsa bir bölümünü değiştireceğiz ya da darbe günlerinin dayatması olan bu kötü Anayasa ile devam edeceğiz.
Ya kendi uzlaşmalarımızı tesis ederek kendi evimizin içini düzenleme gücümüz olduğunu göstereceğiz ya da olası bir çözümü bekleyerek önümüze konacak hazır Anayasa ve yasalarla yetineceğiz.
Her iki durumda da bizim payımıza düşen yetenek ve niyet meselesidir.
Bu Anayasa değişikliğini sağlayacak yetenek var mıdır?
Değiştirmek için uğraşanların çalışmalarına bakınca bunun ziyadesi ile mevcut olduğunu görüyoruz.
Niyet de vardır ama ciddi bir şekilde eksikliği hissedilmektedir.
Bir kere mecliste hatırı sayılır bir gücü olan ana muhalefetin bu çalışmalara kayıtsız kalması ve hatta uzun süre çalışmalara katılmaması ciddi bir eksikliktir.
Bunun sorumluluğunun kime ait olduğu tartışmaları yapılabilir.
Ama sonucu değiştirmez.
Sağlanması gereken yeni bir siyasi kavga noktasının fitilini ateşlemek değil anayasa değişikliğini sağlayacak uzlaşı zeminini oluşturmaktır.
Bunun için de ana muhalefet liderlerinin pozisyonlarını gözden geçirip çalışmalara dahil olmaları kaçınılmazdır.
***
Anaysa değişikliği ile ilgili yapılan en edilgen ama maalesef bir o kadar da etkileyici eleştiri şudur;
“Birkaç kişinin aceleye getirdikleri iş.”
Bu eleştirinin haklılık zemini yoktur. Çünkü bu toplum çok uzun yıllar bu anayasanın değiştirilmesi gerektiğini tartışmıştır. Ötesi tüm partilerin değiştirilmesi noktasında hemen her seçimde verilmiş sözleri vardır.
Bu eleştiri bazı kesimleri etkilemektedir çünkü bu kesimler ya değişiklikten habersizdirler ya da görüşlerine başvurulmamıştır.
En son Yüksek Mahkeme Başkanı’nın yaptığı açıklamayı da bu çerçevede değerlendirmek gerekir.
Bu eksikliği gidermek için kalan kısıtlı süreyi iyi kullanmak gerekir.
Verimli bir şekilde kullanılacak süre sonucunda eminim ki tüm taraflar hızlı bir uzlaşıya varacaklardır.
Tabii ki eğer niyet uzlaşıya varmak ise.
Yoksa “birkaç kişi” diyerek yapılan çalışmaları değersizleştirme ve “aceleye geldi” diyerek de başka bir zamana erteletip çalışmaları boğmak ise o başka.
O mantıkla Kıbrıs Türkü yıllardır mücadele ediyor.
Daha da edeceği varmış demek ki…
































